Şuanda 76 konuk çevrimiçi
BugünBugün2694
DünDün3321
Bu haftaBu hafta9285
Bu ayBu ay38084
ToplamToplam5819675
Farklı hızlarda geçen zamanlar PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Perşembe, 09 Ağustos 2018 20:28


Annales-Schule (Annales Okulu) ile ilgili kitapları okuyorum. Bu okulun en tanınmış temsilcisi Fernand Braudel. Akdeniz ve Akdeniz Dünyası adlı kitabı (1500 sayfalık doktora çalışması) 1993’te Türkçede iki cilt olarak yayınlanmıştı. Braudel bu çalışmayı İkinci Dünya Savaşı sırasında Lübeck’te Almanların savaş esiri iken yazıyor. Kütüphaneden yararlanma imkanı yok ama korkunç hafızasıyla üzerinde yıllardan beri çalıştığı konuyu ana hatlarıyla yazıp bitiriyor. 70 yaşındayken Fransız Kimliği adlı başka bir büyük çalışmaya başlıyor ama ancak iki cildini tamamlayabiliyor.

Bu okulun kurucularından Marc Bloch 55 yaşında gönüllü olarak İkinci Dünya Savaşı sırasında askere gidiyor. Almanlara esir düşüyor ama bir süre sonra serbest kalınca direniş hareketine katılıyor. Savaşın son yıllarında vuruluyor.

Bu okul zaman içinde değişik akımlara ayrılmakla birlikte karakteristik özellikleri şöyle sıralanabilir:

Birincisi: tarih, politik tarihin anlatılmasıyla sınırlı değildir. En başta coğrafyanın tarihi vardır, insanların ürettiği maddi kültürün tarihi vardır, ekonominin ve kültürün tarihi vardır.

İkincisi: önemli değişmeler ancak küresel bir bakışla ve yaklaşık üç yüzyıllık bir süre incelenerek anlaşılabilir. Braudel’in Akdeniz Tarihi aslında genişletilmiş Akdeniz tarihidir. Bu denizin tarihini onu çevreleyen kara parçalarıyla birlikte ele alır.

Üçüncüsü: farklı akan zamanlar kavramıdır. Örneklenirse politik zamanın akışıyla kültürel zamanın akışı hem aynı andadır hem de farklı hızlardadır. Politik sistemler kültürden daha hızlı değişirler.

Bu anlayış sadece tarih yazımını değil toplum bilimlerinde birçok alanı etkiliyor.

Braudel marksist değil ama belirlemeleri dikkate alınmaya değerdir. Marksizmi küresel ve tarihe uzun vadeli bakan bir teori olarak görür ama tarihin açıklanmasını fazla basitleştirdiğini savunur. Max Weber’e ise kendi deyimiyle alerjisi vardır.

Nereden gerekti Annales Okulu’nu öğrenmek diye sorarsanız, sosyalizmin tarihinin açıklanmasında önemlidir diye cevap veririm. Özellikle farklı akan zamanlar teorisi önemlidir.

Reel sosyalizmin SSCB’de 74, Doğu Avrupa ülkelerinde 44 yılda yetiştirdiği insan tipini görüyoruz. Rusya için Çarlık, sosyalizm ve otoriter başkanlık sistemi denilebilecek Putin dönemi arka arkaya gelmiş. Diyelim 150 yılda politik sistem üç önemli değişim geçirmiş ama kültürde bu düzeyde bir değişme görülmüyor. Önceki bir yazıda da belirtmiştim; halkta imparatorluk bilinci farklı sistemler altında sürüyor.

Bu anlayışa göre Rusya son 500 yıldır hep imparatorluk oldu, SSCB bunun özel halidir. Büyük Petro, Korkunç İvan, Katherina, Stalin ve Putin bu nedenle sevilir. Birbirine hiç uymayan isimler gibi görünüyor ama Rus halkı için durum böyle değildir. Gösterilerde Stalin fotoğrafları taşındığı zaman tarihi, olayların arka arkaya gelmesi olarak gören Marksistler buradan sosyalizme özlem duyulduğunu çıkarırlar. Gerçekte ise Stalin SSCB’yi dünya çapında güçlü ülke yapan sürecin sembol ismi olduğu için sevilmektedir. Rusya Federasyonu bugünkü gücünü Stalin dönemindeki büyük sanayileşme hamlesine borçludur.

Eski sosyalist ülkelerin bugününü sosyalizm öncesi dönemle birlikte düşünmek gerekir. Bu anlayış Doğu Avrupa ülkeleri için daha da geçerlidir.

Aynı anlayışı bize uygulayacak olursak; son 150 yılda Osmanlı İmparatorluğu’ndan tek partili cumhuriyet sistemine, ardından çok partili parlamentarizme, sonunda da başkanlık sistemine geçildi. Politik değişim Rusya’da yaşanılana göre daha azdır ve kültürel değişim de daha az süreklidir. Kemalistlerde imparatorluk bilinci yoktur, Osmanlı’yı reddetmek temelinde şekillenen Kemalizmde böyle bir bilinç zaten bulunamaz. Kemalistler milliyetçiliğin değişik tonlarıyla buna yaklaşabilirler ama sonuçta yayılmacılığa tam karşı olmasalar bile yandaş da değildirler. Bunun da yolu vardır; yayılmacılığın “terörizme karşı mücadele” çerçevesinde gerçekleştirilmesidir.

Kemalizm sonuçta nüfusun en fazla üçte birlik kesiminin dışına çıkamamıştır.

Farklı akan zamanlar teorisini başka bir söylemle 1960’lı yıllarda Che Guevara da savunmuştu. “Şartlar değişince insan da değişir, ama şartların değiştiği oranda değişmez” görüşünü Che Guevara Kısa Uzun Bir Hayat’ta açıklamıştım.

Şartlar değişince insan bilinci geriden gelerek de olsa bu yönde değişir gibi bir saptama yapılamaz. Böyle bir otomatik paralellik yoktur… Yoğun sosyalist eğitim verilse bile yoktur.

Bu aslında çok eski bir teoridir. Milattan önce 400 yıllarında Platon ile başlar, Aristoteles ile sürer. İnsandaki iyi özellikler ya da meziyetler sürekli yenilenmek zorundadır, yoksa yıpranır ve kaybolurlar. Uygulama yoksa meziyet de yoktur ve bu uygulama hayat boyu sürmelidir (Aristoteles).

Sosyalizmin yeni insanıyla kemalizmin yeni insanı, birbirinden farklı olan bu yeni insanlar oluşturulamadılar. Politik düzendeki büyük değişme, eğitimde büyük çaba harcanmasına rağmen, kültürel düzeyde aynı oranda gerçekleşmedi.

1987’de Ekim devriminin 70. yıl törenlerine katılmak için Moskova’da iken politik olarak gelişmiş birkaç Rus kadınla İngilizce olarak konuşmuştum. Anlattıkları arasında Moskova’da yaşlılar için yapılmış evlerin boş durduğu da vardı. Nedenini sorduğumda, “Bizde anne babayı yaşlanınca huzur evine göndermek ayıptır” demişlerdi.

Büyük konut sorununun bulunduğu Moskova’da yaşlılar için evler vardı ama kalabalık olarak bir arada kalmayı tercih ediyorlardı.

Devrimin üzerinden 70 yıl ya da üç kuşak geçmişti ama kültürde değişmeyen sadece bu olmasa gerekti.

Annales Okulu’nu öğrenince çok önceki bir yazıda sözünü ettiğim Karl Schlögel’in Das Sowjetische Jahrhundert (Sovyet Yüzyılı) adlı büyük boy 900 sayfalık kitabında ne kadar önemli bir inceleme yapmış olduğunu daha iyi anladım. Sovyet toplumunun arkeolojisini yaparken mutfak kültürüne büyük yer ayırmıştı. Sovyet ailesinde evin en önemli yeri mutfaktır. Birkaç ailenin ortak kullandığı mutfakta (komunalka) sadece yemek yenmez, tartışmalar, şikayetler ve planlar da yapılır.

Bu mutfak ne oranda ve nasıl değişti sorusu, kültürel değişimin derecesi hakkındaki cevaplardan bir tanesidir.

Her durumda Türkiye’nin bugününü ve yakın geçmişini Rusya ile karşılaştırarak ele almak gerekiyor. Bu konuda kesin ikna oldum diyebilirim.