Şuanda 76 konuk çevrimiçi
BugünBugün1348
DünDün5984
Bu haftaBu hafta18328
Bu ayBu ay89721
ToplamToplam7399231
Sovyet sanayileşmesi PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Çarşamba, 01 Nisan 2020 10:21


Manyetik Dağ kitabını anlatmayı sürdüreyim. İngilizce kitap biraz ağır çünkü büyük bir metal kombinası temelinde bir sanayi kentinin kurulmasını çok sayıda rakamla değil, dönemin sanayileşme politikası temelinde anlatıyor. Ek olarak, sanayileşmenin esas olarak yeni insan yaratmayı hedeflediğini de vurguluyor.

Sanayileşme ama nasıl; herhangi bir sanayileşme değil, sosyalist sanayileşme ve bunun ayırıcı özellikle nelerdir?

Mesela şehir planlaması farklı… Sosyalist insanın hayatı sadece fabrikada ya da üretimde değil, üretim dışında da farklı özellikler gösteriyor. Bunu Bulgaristan’da SSCB örnek alınarak yapılmış Kremikovci’de de görmek mümkündür. İnsanlar üretim süreci dışında da zamanlarını büyük oranda ortak faaliyetlerde birlikte geçirmelidirler. Bu amaçla –zamanla- çok sayıda sinema yapılıyor, değişik kültür etkinlikleri düzenleniyor. Üretim birimlerinin –SSCB’de ne kadar vardı bilmiyorum henüz ama Bulgaristan’da yaygın uygulama- kendi tarım alanları var, işçilerin ihtiyaçlarının bir bölümü buradan karşılanıyor. Keza her büyük sanayi işletmesinin kendi tatil yerleri bulunuyor, işçiler aynı yerde tatile gidiyorlar.

Hatırlanacak olursa bunlar Türkiye’de de bir dönem vardı. Karabük ve İskenderun demir-çelik tesisleri SSCB desteğiyle kurulmuştu. O dönem sanayinin temeli metaldi ya da demir çelikti ve bu büyük üretim birimleri temelinde kentler de kurulmuştu.

Bu kentlerin mimari özellikleri üzerinde durmayacağım, zaten her iki kitapta da belirtip geçiliyor çünkü yazarların asıl ilgisi mimariye yönelik değil. Evler birkaç katlı ve yan yana, aralarında boş alan var ve bu alanda küçük tarım da yapılabiliyor. Karabük ve İskenderun da büyük sanayi kompleksleri temelinde kuruldular ama kentleşme SSCB ve Bulgaristan örneklerine ne oranda benzer, bilmiyorum.

Mimarlık ya da yaşam alanlarının şekillenmesi insan hayatını da şekillendirir. Bunun bilincinde olmayabilirsiniz ama sürekli olarak o mimaride yaşadığınız için insanın kafa yapısı kaçınılmaz olarak etkilenecektir. SSCB evlerindeki ortak mutfak –komunalka- önemli bir örnektir.

1930 ve sonrasındaki yıllarda mimarlığın insan hayatının şekillendirilmesindeki önemi Naziler ve Sovyet komünistleri iyi anlamıştı. Büyük kentlerde önemli binalar çok büyük yapılır ve iki tür mimari de birbirine benzer. Amaçları birbirinden çok farklıdır ama mimari yapı benzer.

Kitapta yıllardan beri süren bir tartışma bulunuyor: sanayileşme politikasında izlenecek yol. 1920’li yılların ikinci yarısında Bolşeviklerin önünde iki yol bulunuyordu: NEP’i sürdürmek ya da hızlı sanayileşme. İki politikanın da ortak yanı, sanayileşmenin kapitalist olmayan yoldan yapılmasıdır. NEP örneğinde özellikle tarımda kapitalizm devlet denetiminde gelişecek ve buradan sanayi gelişmesine kademeli olarak kaynak aktarılacaktır. Bu örnekte sanayileşme yavaştır, ikinci örnekte ise tarımda hızlı kolektifleştirme ve sanayileşme vardır. İkinci örnek, iç savaş yıllarında uygulanan savaş komünizminin bir çeşit devamıdır.

Lenin “hangi yol?” sorusunun gündeme geldiği 1920’li yılların ikinci yarısında hayatta değildi ama yazılarında ikinci yolu tercih ettiğini belirtmişti. Savaş, diyordu, halka sadece ağır yoksulluğu ve insan kayıplarını değil, ya ileri tekniğe sahip olursun ya da yok edilirsin gerçeğini de göstermiştir. Kitapta Toplu Eserler 26. cilde referans veriliyor, sanırım bu Rusça baskıdır.

Dönemle ilgili başka incelemelerde Sovyet sanayileşmesinin iki özelliği vurgulanır.

Birincisi; sanayileşme sonuçta sınıf mücadelesinin bir çeşididir. İçerde olmaktan daha çok kapitalist ülkelere karşı sınıf mücadelesi…

İkincisi, hızlı sanayileşme yakın savaş beklentisine dayanır. Kapitalist ülkeler bir şekilde SSCB’ye saldıracaktır. Bu ülkenin sosyalist gelişmesini izlemezler, saldırırlar; buna hazırlıklı olmak gerekir. Bunun da başlıca yolu hızlı sanayileşme ve bu temelde savaş araçlarındaki teknik gelişmedir.

NEP’in sürmesini savunanlar ise yakın savaş tehlikesi görmemektedir çünkü emperyalist ülkeler SSCB’ye açık olarak saldırmaktan vazgeçmiştir. Onlar bunun az çok kalıcı olduğunu düşünürken, diğer taraf geçici olduğuna inanmaktadır.

SSCB’nin ağır kayıplarla birlikte gerçekleşen hızlı sanayileşmesi olmasaydı, ülke 10-15 yılda tarım ülkesinden sanayi ülkesine dönüşmeseydi, savaşta Nazileri yenemezlerdi. Sanayileşme politikasının uygulanmasında ve savaşta yapılan çok sayıda hata sayılabilir ve bunlar doğrudur da; aynı süreç yine ağır ama ilkine göre daha hafif sayılabilecek kayıplarla geçilebilirdi. Hatalar barındırmakla birlikte temelde izlenen politika doğrudur. SSCB Nazileri sadece kahramanlıkla değil, gelişmiş tekniğiyle de yenebildi. Belirtmek gerekir, Nazilerin panzerlerle hareketli savaş anlayışına dayanan tekniği Kızıl Ordu’dan daha iyiydi ama Kızıl Ordu da teknik düzey bakımından diğerinden çok geri değildi ve aradaki açığı çok sayıda üreterek kapatabiliyordu. 1943 yazında –Stalingrad’dan sonra- Kursk’da gerçekleşen tarihin en büyük tank savaşı önemli bir örnektir. İki taraf da ağır kayıp veriyor ama SSCB bunu hemen kapatırken Naziler aynısını yapamıyordu.

İlk politika tercih edilip NEP sürdürülseydi, SSCB bu teknik düzeye ulaşamazdı. Unutmayalım ki SSCB’de hızlı sanayileşmenin başlamasıyla Nazilerin bu ülkeye saldırması arasında 15 yıl yoktur.

Stalingrad’dan sonra ABD, Kızıl Ordu’ya İran üzerinden lojistik yardım yapar. O yıllarda –Dimitrov’un faşizm tanımı da bu temele dayanır- tekelci burjuvazi faşist ve siyasi gerici olarak ayrışmıştır ve birbirine karşı savaşmaktadır. Siyasi gerici yan (özellikle ABD) faşist tarafa karşı (özellikle Almanya) SSCB’ye destek olur.

Sonuçta siyasi gerici tekelci burjuvaziyle SSCB anlaşamazlar ve karşılıklı olarak her çeşit yıpratmayı denerler; işbirliği geçicidir. Mesela Stalin’in uzun ısrarlarına rağmen müttefikler Avrupa cephesini açmak ve dolayısıyla da SSCB üzerindeki baskıyı hafifletmek için iyice beklemiş, Kızıl Ordu’nun ilerlemesinin Naziler tarafından durdurulamayacağı anlaşılınca Normandiya Çıkartması gerçekleşmiş, Avrupa’da yeni bir cephe açılmıştır.

Naziler başarılı olabilseydi, tekelci kapitalizmin siyasi gerici kanadının bundan ancak memnun olacağı söylenebilir.

 

Konumuz dışı ama konuyla ilgili bir noktayı belirteyim: SSCB’ye saldıran Nazi ordusu sadece Alman askerlerden oluşmuyordu; Bulgaristan, Romanya, Sırbistan ve genel olarak bütün Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinden gelen askerler de vardı. Ordunun mevcudu bu nedenle bir milyon kişi kadardı.