Şuanda 56 konuk çevrimiçi
BugünBugün1575
DünDün2982
Bu haftaBu hafta4557
Bu ayBu ay57225
ToplamToplam7816633
Türkiye ile Fransa PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cumartesi, 26 Eylül 2020 09:20


31 Ağustos tarihinde bu sitede yayınlanan Fransa ile aramız nasıl düzelir? Başlıklı yazı şu cümleyle bitiyordu: “Bakarsınız bir süre sonra Türkiye ile Fransa arasında yüksek hacimli bir anlaşma yapılır, iki ülkenin de arası düzeliverir.”

Yunanistan Fransa’dan yeni savaş uçakları ve askeri malzeme alımı gerçekleştirecekti ve bunun Doğu Akdeniz’de Fransa’nın Yunanistan tarafını tutmasının karşılığı olduğunu anlamak zor değildi.

Erdoğan ile Macron arasında yapılan telefon görüşmesinde –Sözcü gazetesinde yer alan iddiaya göre- Erdoğan Eurosam SAMP/T füze savunma sisteminin üretimine katılmak ve satın almak istemiş.

Beklenen bir gelişmeydi, gerçekleşir mi bilinmez ama Fransa’nın bu talebi dikkate alacağından emin olmak gerekir. Yüksek miktarda para gelecek kaynak mutlaka şöyle ya da böyle dikkate alınır…

Çok sayıda analizci Türkiye’nin hareket tarzını anlamamak için ısrar ediyor. Önce gücünün üzerinde davranarak deneme yapmak, tutmazsa geri çekilmek Türkiye’nin 1990’dan beri süren davranış tarzıdır. Kifayetsiz muhterisliğin Türkiye’nin çizgisi durumuna geldiğini Alt Emperyalizm ve Türkiye (2000) kitabında da belirtmiştim. Tutarsa ne iyi, tutmazsa başka yol deneriz; anlayış budur.

Bu temelde Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de geri adım atması kimilerinin sandığı gibi hezimet değildir. Türkiye tarihinde ilk kez batılı emperyalist bir güce karşı askeri olarak meydan okumuş, olmayacağını anlayınca geri adım atmıştır.

Benzer durum yakın zamanda Rusya’ya karşı da gerçekleşmişti. Rusya’nın Suriye’de cihatçıları bombalamasına misilleme olarak bir Rus savaş uçağı düşürülmüştü. O sırada Başbakan olan Davutoğlu uçağın düşürülmesini savunmuş ve gerekirse bir kere daha yapacaklarını söylemişti.

Türkiye ardından geri adım atmış, özür dilemiş ve tazminat ödemişti. Hatırladığım kadarıyla ölen Rus pilotun ailesi Türkiye’nin tazminatını kabul etmemişti.

Kısa süre sonra Rusya ile yakınlaşma gerçekleşmiş ve iki ülke Suriye’de bazı konularda birlikte davranmaya başlamıştır. ABD, YPG’yi korurken Rusya YPG’ye karşı Türkiye’yi desteklemektedir. Rusya hava sahasını açmasaydı Türkiye İdlib’e giremezdi. Türkiye ile Rusya arasında anlaşmazlıklar vardır ama bir NATO üyesinin Rusya ile yakınlaşması, S 400 alması, Akkuyu nükleer santralı gibi gelişmeler önemlidir. Ne Rusya ne de ABD, aralarındaki anlaşmazlıklar ne olursa olsun Türkiye’yi devre dışı bırakmak niyetinde değildir.

Bölgesel gücü dikkate alacaksın ve bu bağlamda emperyalist ülkeler bizdeki bazı analizcilerden daha akıllıdır.

Doğu Akdeniz’de de benzeri gerçekleşti. Türkiye önce Fransa’ya meydan okudu ama Fransa Yunanistan ya da Mısır değildir, önemli ekonomik ve askeri gücü vardır. Sonra baktı ki olmuyor, anlaşma yolunu seçti, ek olarak da –iddiaya göre- bu ülkeden hava savunma sistemi almak istiyor.

Daha önce Rusya’ya karşı gösterilen tutumun tekrarıdır, aynı yönde gelişir veya gelişmez ama bu tutum Türkiye’de çizgi durumundadır.

Her ne olursa olsun Türkiye deniz kuvvetlerinin geliştirilmesine son yıllarda büyük yatırım yaptı ve özellikle Almanya’dan savaş gemileri aldı. Bu yıldan başlayarak denizaltı siparişlerinin tamamlanması bekleniyor.

Denildiğine göre İstanbul’da yapılan TGC Anadolu adlı uçak gemisi de gelecek yıl donanmaya katılacaktır. Adı uçak gemisi olmakla birlikte saldırı helikopterleri ve silahlı insansız hava araçları taşıyabiliyor. Her durumda denizde savaş kapasitesinin yükselmesine önemli katkı olacaktır.

Türkiye Doğu Akdeniz’de gücünü göstermeye ve meydan okumaya şöyle ya da böyle devam edecektir. Bu kadar yatırım herhalde boşuna yapılmıyor. Bazen üstten konuşacak bazen siner gibi olacak ama bu çizgi sürecektir.