Şuanda 37 konuk çevrimiçi
BugünBugün1441
DünDün1225
Bu haftaBu hafta4799
Bu ayBu ay16830
ToplamToplam8529278
CHP'den ne olur? PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazar, 19 Aralık 2010 09:07


Dün, ROJ TV’de Medya Kritik programına katılmadan önce Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kongre konuşmasını başından sonuna kadar izledim. Fazla bir şey beklemiyordum ama “tarihsel” denilen bir Kongre’de bu kadar kötü bir konuşma yapılacağını da tahmin etmemiştim.

En iyisi bir soruyla başlamalı…

Ülkenin ikinci büyük partisinin, ana muhalefet partisi başkanının Kongre’de yapacağı konuşmayı yazacak doğru dürüst bir elemanı yok mudur?

Partilerde bu tür önemli konuşmalar genellikle başkanlar tarafından yazılmazlar. Konuşmanın –bırakın içeriğini- teknik kalitesi, onu yazan ve bu konuda uzman sayılan kişi ya da kişilerce belirlenir.

Kılıçdaroğlu’nun konuşması içinde aklınıza ne geliyorsa vardı, olmayan tek şey sistemdi.

Konular birbiriyle bağlantılı değil, bir konuda ötekine geçiş yok, konudan konuya atlama vardı…

Tipik ortalama Türk aydınının kafa yapısı olduğu gibi konuşmaya yansımıştı: çok konuşur ya da yazar, bilgiyi ortaya yığar, ama bilginin iç bağlantıları yoktur, sonuçlar yoktur.

Bu tür “tarihi” konuşmaların ömrü de genellikle birkaç günden fazla sürmez.

İnsanın aklında bir şey kalmaz…

Kılıçdaroğlu’nun bu tür konuşmalarda önemli olan “beden dili” tam bir felaketti.

Türk sanat müziği sanatçıları gibi bir sağ kolunu bir de sol kolunu kaldırınca konuşmasına hareketlilik kattığını sanıyordu.

Ciddi partiler liderlerini bu konuda eğitir.

Tarihsel sayılan konuşmalarda liderin ne söylediği kadar nasıl söylediği de önemlidir.

Recep Tayip Erdoğan’ın bu konuda Kılıçdaroğlu’ndan daha iyi olduğu söylenebilir.

Kılıçdaroğlu’nun acele olarak diksiyon dersi alması da gerekiyor.

Cümlelerde vurgu en önemli kelime üzerine yapılır. Kendisi ise sık sık yanlış kelimeye vurgu yapıyordu.

Oldukça kalabalık bir izleyici kitlesi önünde sürekli karşıya bakarak konuşması da ayrı bir felaketti.

Görülen odur ki, CHP, Kürt sorununda, alameti farika olarak, sorunu coğrafya temelinde ifade etmeyi seçmiş.

Bunun bırakın teorik içeriğini, belirleme olarak da yanlış olduğunu belirtmek gerekir.

Kürt sorunu yerine coğrafi bir terim kullanacaksanız, Güneydoğu demek yetmez, buna Doğu’yu da eklemeniz gerekir.

Bu da yanlış olur. Zira Kürtlerin yaklaşık yüzde 40’ının kendilerinin çoğunlukta olmadıkları yerlerde yaşadıkları biliniyor.

Dünyanın en büyük Kürt kenti yıllardan beri Diyarbakır değil, İstanbul.

Bu durumda, Kürt sorunundan Güneydoğu sorunu olarak söz etmek, coğrafi belirleme olarak da yanlıştır.

AKP iktidarın döneminde ülkenin hiçbir sorununun doğru dürüst çözülememesine, yolsuzluklara, toplumun her kesimini etkileyen Kürt sorunundaki oyalamacılığa karşı tepki var. Ama bu tepkiye cevap, Kılıçdaroğlu CHP’si değildir.

Dünkü Kongre’de bu gerçek bir kere görüldü.