Şuanda 63 konuk çevrimiçi
hapishane günlüğü 21: metris metris PDF Yazdır e-Posta


Üstüne şiirler yazılan, şarkılara konu olan Metris.. Eylül zulmünün İstanbul abidesi. İnsanlık onurunun ayaklar altına alınıp, belleklerin silinerek, beyinlerin kuşatılmak istendiği ordu karargahı...

İstanbul, Sultançiftliği 500 evlerde, Birbirine paralel koğuşlar ve geniş bir alan üzerinde 5 bloktan oluşan zalim yuvası.

Metris...

23 Nisan 1980  tarihinde açılmıştır.

12 Eylül’den 8 ay sonra  hizmete(!) açılan  işkence yuvasına ilk getirilen, Devrimci Kurtuluş ve Eylem Birliği davalarından yargılanan arkadaşlardır.

Metris, A .  B . C. D  ve E  bloklarından oluşmaktadır.

A blok, cezaevi yönetimi:

B blok,  bir yüzünde kadın tutuklular, öte yüzünün üst katında hücreler.

B blok’un orta katı,  B-2 koğuşu, geçiş dönemi tecrit koğuşu olarak kullanılıyor.

C blok”un B bloka bakan yüzündeitirafçılar ve itirafçı adayları kalıyor.

C blok’un diğer yanına, bağımsızlar  ve  B blok’a bakan yüzünde ise siyasiler kalıyor

D , B ve E blok’larda ise tamamen siyasiler kalıyor.

E blok”un dışa bakan yüzü “ sibirya “  yani E-18  koğuşu, benim kaldığım koğuş.

Koğuşlar,  banyo-tuvalet,  yemek odası(gazino) ve  yatakhane olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır.  Her koğuşun, 3x6 metre karelik yemekhanesinde, iki masa, 10-15 sandalye bulunmaktadır.

Binbaşı, Adnan Özbey ‘in güvenlik komutanlığını yaptığı Metris’e ilk gelenler,  karşılarında  ‘’askeri tutuklu ve hükümlüler için’’  uyulması zaruri bir talimatname ile karşılaşmışlardır. Talimatnamenin bir kısmı aynen şöyledir.

a.       saç-sakal kesilecek

b.       saat 6 da kalkılacak

c.       sayım için uygun kıyafet giyilecek

d.       gün aşırı traş olunacak

e.       komutanım denilecek

f.        komün yaşamak yasak

g.       dilekçeler “ komutanlık önüne “diye yazılacak

h.       yatakhanede sigara içilmeyecek .

Binbaşı ADNAN ÖZBEY  yönetimindeki Metris’in , İç güvenlik bölük komutanı, FEHMİ KOÇHİSAROĞLU ve yardımcıları, yzb. Ömer kavlak ve Üsteğmen Yalçın Demirel ‘dir. ‘’devrimci tutukluları ehlileştirme’’ ekip’inin  Selimiye’deki komutanı ise, Synt. savcısı FAİK TARIMCIOGLU ‘dur.

Tam olarak hatırlamamakla birlikte Mayıs yada Haziran 1981 tarihinde Hasdal’dan Metris’e sevk edildik.  Ben, Niyazi Baysan, Fikret Öztürk, Metin Gönen ve Adana’dan gelen Apo ile  Sibirya olarak adlandırılan, cezaevinin en son koğuşu E-18’e verilmiştik.

Daha nizamiye kapısından içeri adımımızı atar atmaz, etrafımız eli sopalı askerler tarafından çevrilmişti. Bir taraftan eşyalarımız didik didik edilerek aranırken, öbür yandan tekmelerle, rastgele ayak bileklerimize vurulmaya başlanmıştı. Cezaevi girişinden başlamak üzere koridor boyunca askerler iki sıra halinde dizilmiş bizi bekliyorlardı. Kapıdan koğuşa gidinceye kadar, koridor boyunca dizilmiş bizleri bekleyen askerlerin, sağlı sollu copları altında kendimizi koğuşa attığımız zaman kimi arkadaşlarımızın kafaları, yedikleri copların darbesiyle kırılmıştı bile. Cezaevi’nin en son koguşuna götürüldüğümüz için, kapı altından koğuş arası çok uzaktı. Bu nedenle koşar adım gitmemize rağmen aldığımız darbeler , yakın koğuşlara giden arkadaşlardan daha fazla olmuştu.

Sorun anlaşılmıştı. Bunlar bizi yıldırmak ve işin başında gözlerimizi korkutarak, emir ve talimatlarına kayıtsız koşulsuz itaat etmemiz için prova yapıyorlar, tepkimizi ölçüyorlardı.

 METRİS’İ YAZMAK ...

İki seneden fazla bir zaman kaldığım Metris’i yazmak, başlı başına bir kitap konusudur. Orada geçen yılların, orada yaşanan acı ve görülen zulümleri anlatmadan öte, önemli bazı olayları aklımdan kaldığınca yazarak unutulmaması gerektiğine inanıyorum.

12 Eylül faşizmi’nin cezaevlerinde uyguladığı baskı ve sindirme politikası sadece Metris’e özgü değil elbette. Türkiye’nin dört bir yanında, devrimci tutuklulara yapılan baskı ve boyun eğdirme  politikası hemen hemen her yerde aynı oranda hayata geçirilmişti. Kimi cezaevlerinde büyük oranda başarı(!) sağlamış olsalar da, Başta Metris olmak üzere bir çok yerde de yenilgiye uğramışlardır. Metris’teki başarısızlıklarının sırrı, devrimciler arasındaki ortak direniş tavrıdır. Mamak ve Diyarbakır’da bu tavır gösterilemediği için, o bölgelerdeki baskı politikasının şiddeti, hem daha ağır olmuş, hem de, bu cezaevlerinde direnen yoldaşlara uygulanan şiddet, çok daha sert ve acımasız olmuştur.

Mamak  ve Diyarbakır cezaevinde gelen haberler korkunçtu. Mamak’ta , Acilciler ve tek tek başka örgütten insanların bireysel direniş  haberlerini almamıza ragmen, topyekün bir direnişin olmaması nedeniyle direnen yoldaşlara karşı uygulanan baskının daha da ağırlaştırılarak devam ettiği söyleniyordu. Örgütümüzün MK üyesi Haydar Yılmaz ve Militanları, Halil Güven başta olmak üzere, Örgütümüzün adı, 12 eylül zindanlarının direniş sembolü haline gelmişti. Bu ve benzeri haberler beni  ve yoldaşlarımı son derece gururlandırıyordu. Halil Güven’in, Mamak’ta geçen yıllarını kitap olarak yayınladığını duydum. Umarım Haydar Yılmaz da aynı şeyi yapar.

Diyarbakır Cezaevi’ni anlatmaya ne gerek, sağır sultanın bile duyduğu ve kimsenin inkar edemediği gerçekler yeteri kadar biliniyor.

Diyarbakır cezaevi gerçeğini araştırma komisyonu raporu’na göre,

Diyarbakır cezaevinde yatan tutukluların devrimci olmaları yanında, birde Kürt olmaları, işkencenin dozunu iki, hatta üç katına çıkartmak için yeterli bir nedendir..

Rapora göre, bu cezaevinde uygulanan işkence yöntemlerinin belli başlıları şöyle sıralanmıştır.

Falaka, Köpek saldırtma, Zincire vurma, Germe, Tepe, Kule, ranza altı, Kantar, Kervan, Sehpa, Cop sokma, Çek çek, Pislik yedirme, Ayakta bekletme, Konuşma yasağı, mahkeme ve ziyaret yasağı...

Ali Erek:
Mazlum Doğan
Önder Demirok
Cemal Kılıç:
Seyfettin Sa
Mehmet Emin Akpınar
Aziz Özbey
 Kenan Çiftçi
Bedii Tan
Ferhat Kurtay,
Necmi Öner,
Mahmut Zengin,
Eşref Anyık
Kimileri işkence edilerek, kimileri de bedenlerini ateşe vererek kendilerini yakarak öldürdüler.
Kemal Pir (7 Eylül 1982),
M.Hayri Durmuş (12 Eylül 1982),
Akif Yılmaz (15 Eylül 1982),
Ali Çiçek (17 Eylül 1982):
14 Temmuz 1982 de cezaevindeki işkenceyi protesto etmek için başlatılan ölüm orucunda öldüler.
Necmettin Büyükkaya:
Cemal Arat(2 Mart 1984),
Orhan Keskin (5 Mart 1984) Cezaevlerindeki işkence ve baskıları protesto etmek için başlatılan ölüm orucunda öldüler.
Remzi Aytürk: Cezaevindeki işkenceyi protesto etmek için Ocak veya Şubat 1984 de kendini astı.
Yılmaz Demir: Cezaevindeki işkenceyi protesto etmek için Ocak 1984 de kendini astı.
.Suphi Çevirici: İtirafa zorlanıp daha sonra TV ye çıkarılıp teşhir edilmesini protesto etmek için Mayıs 1986 da kendini astı.
Mehmet Emin Yavuz: Şubat 1988 de açlık grevinde öldü.
Metris cezaevi’nin Mamak ve Diyarbakır cezaevlerine oranla tek bir ayrıcalıgı vardı. TOPLU DİRENİŞ.. Metris’te, toplu bir direniş gelenegi yaratılmamış olsaydı eger, Mamak ve Diyarbakır’da yapılan insanlık dışı işkence yöntemleri aynen uygulanacaktı. Uygulayamadılar. Ellerinden gelen her türlü yönteme başvurmalarına karşın, Bin’e yakın tutuklunun aynı ayda direniş gösterdigi her eylemde, bu yönteme başvurmak elbette kolay olmayacaktı. Bu bakımdan yapamadılar ve başarısız kaldılar. Her yönteme başvurdular, tutuklular arasındaki dayanışmayı bölmek parçalamak için başvurmadıkları yol kalmadı.
En masumane yöntemleri ödüllendirme( !) idi. İdare, kendi aklınca, temiz koguş-Temiz olmayan koguş degerlendirmesi yaparak, temiz diye karar verdiği koguşlara MÜKAFAAT HAVALANDIRMASI diye bir oyun oynamaya kalktı ve Temiz dediği koguşlara fazladan havalandırmaya  çıkartmaya kalkıştı. Amaç koguşlararası dayanışmayı bölmekti elbette. Mükaffatlandırılan koguşlar bunu kabul etmeyerek cevap verdiler.
12 EYLÜL 1 YAŞINDA
Türkiye insanının  aşagılanarak, horlandıgı 12 eylül sürecinin pasifikasyon politikasının en önemli araçları kuşkusuz, basın-yayın organlarıydı. Bunu görmek için fazla uzaga gitmeye gerek yok. 12 eylül ‘ün 1. Yıl dönünde, günlük gazetelerin manşetlerine bakmak yeterlidir.

MİLLİYET..”    SAGOL MEHMETCİK.”

TERCÜMAN..” HUZUR 1 YAŞINDA

’Allah orduya yardımcı olsun”

HÜRRİYET...” el ele kol kola koşa koşa mutlu günlere gidiyoruz... kanlı nehirleri nasıl aştık, uçurumun kenarından nasıl nefesimizi tuttuk ve evet düzlüğe çıktık...”

KENAN EVREN, Elazığ’da halka sesleniyor ” partileri cezalandırdık”

Türkiye insanı, daha bir yıl önce, ‘’Baba, Kara oğlan, Mücahit, Başbuğ’’ diye hitap ettiği sözde liderlerini yüz üstü bırakarak, Çılgınca Evren’i alkışlıyor. Tarih, tekerrür ediyor(!), yüzde altmış’lara varan oy oranına rağmen,tutuklanarak idam edilen Menderes’i yüz üstü bıraktığı gibi, yeni ‘’lider’’lerini de bırakıyor. ‘’Netekim, asalım mı? bunları ‘’diyecek olsa, urgan alıp koşacaklar.

Tipik bir doğu toplumu özelliğidir. Güçlü olanı haklı gören pragmatizm hastalıgıdır. Sadece bakmakla yetinen, ama göremeyen, depolitize edilmiş toplum psikolojisidir.

Bugün Evren güçlüdür, Evrenci olur, Yarın, Demirel yeniden güçlenir, ‘’bir bilen’’olur, ‘’kurtar bizi babaaa’’ diyenler, şapkasını kapmak için meydanları doldurur. Evren,‘’tu kaka’’ilan edilir.

Mehmet Barlas gibi gazeteciler, her iki dönemde de okuyucu bulur ve ekranlarda soytarılık yapmaya devam ederler.  Eylül döneminde, Kenan Evren’ci olanlar, Evren sonrası dönemde, Mehmet Barlas gibi, ‘’ 12 eylül bir kabus gibi geride kalmıştır. Devlet kurtarılmıştır’’ diyerek, dünü unutur, ‘’dün, dün’dü’’ derler.  ‘’Bir kabus gibi’’ ülke gündeminin başına çöken Eylül karanlığına, hayatlarını ortaya koyarak karşı çıkanlar, yıllarca işkenceler altında direnenler, sokak ortalarında vurularak öldürülenler, yargısız infazlarda faili meçhul olanlar, sakat bırakılanlar, idam sehpalarında, boyunlarına ,  yağlı urganlar geçirilerek öldürülenlerin ,‘’Yaşasın Bağımsız Türkiye’’ sloganları, söz konusu bile edilmez.  Yok sayılır, göz ardı edilmek istenir.

12 eylül,  ‘’tu kaka’’ilan edilse bile 12 Eylülcülük sürekli kılınmaya çalışılır, beyinlere kazınmak istenir.

Yüzsüzdürler, yüzsüzlükleri sınıfsaldır.

Apolitikleştirilmiş toplumsal katmanların, ellerine, spor klübü şirketlerinin bayrakları tutuşturulur. stad önlerinde ‘’........mezar olacak’’ diye slogan attırılır. Paparazi programları , genç beyinlerin hayal dünyalarını iğdiş ederken, yarışma programlarıyla, insanları aşağılayan, hakaret ederek küçük düşürmek için her türlü hokkabazlığı yapan  Mehmet Ali ERBİL’ler  gibi saray soytarılarına sanatçılık ünvanı bahşedilir.  Eylemleri sınıfsaldır.

Eylül rejimi, sınıfsal bakış açısını karartmıştır.

Metris’i yazmak için hatırlatmak gerekiyor.

İstanbul’da Metris, Ankara’da Mamak. Kürdistan’da Diyarbakır zindanlarında direnenler konuşmuyor.

Nazlı ILICAK gibi şarlatanlar konuşuyorlar. TV kanallarında her gün boy gösteren ve 12 Eylül dönemine veryansın eden(!) bu şarlatan kadın, Eylül döneminde Kenan Evren adlı katil’in de şarlatanlığını yapıyor, karşısında el etek hazır ol’da duruyordu. Kardeşi, iş adamı ve Güneş gazetesi sahibi ÖMER ÇAVUŞOGLU ‘da,’’ paşam, millet sizi baba gibi görüyor’ diyerek, ‘’ Paşam, annemin bir ricası var size iletiyorum, bir basın affı çıkarmanız mümkün değil mi? Sayın devlet başkanım affı 141-142-163 maddeler dışında olarak çıkartabilirsiniz’’ diye de, yol gösteriyordu.

‘’BARIŞ DERNEĞİ’nin, Komünist Partisi ile ilişkisi varmış’’ diyen, Kenan Evren ve komutanlarının unutulmaması, bir kez daha deşifre edilmesi  gerekiyor. ‘’Sınıfsal bakış açısını yok etmek’’ için yola çıkan misyonerlerin, METRİS’İ yazmadan önce bir kez daha hatırlanması gerekiyor.

12 Eylül Faşizminin Simgesi: MGK

Org. Kenan EVREN
Org. Nurettin ERSİN
Org. Tahsin ŞAHİNKAYA
Ora. Nejat TÜMER
Org. Sedat CELASUN
12 Eylül'ün Genelkurmay Başkanları Cuntanın bizzat içinde yer almışlardır. MGK'nın danışmanı ve emirlerini doğrudan uygulayıcısıdırlar. Tüm suçların ortağı ve bu suçlardan en az MGK kadar sorumludurlar.

Org. Necdet ÜRUĞ
Org. Necip TORUMTAY

12 Eylül'ün Komutanları

Kara Kuvvetleri Komutanları:
Org. Haydar SALTIK: MGK Genel Sekreteri, İstanbul Sıkıyönetim Komutanı ve aynı zamanda cuntanın ''akıl hocası'', ''Bayrak Planı''nın hazırlayıcısı.
Org. Necdet ÖZTORUN

 Org. Kemal YAMAK

Hava Kuvvetleri Komutanları:
Org. Halil SÖZER
Org. Cemil ÇULHA
Org. Safter NECİOĞLU

Deniz Kuvvetleri Komutanları:
Oramiral Zahit ATAKAN
Oramiral Emin GÖKSAN
Oramiral Orhan KARABULUT

Jandarma Genel Komutanları:
Org. Fikret OKTAY
Org. Mehmet BUYRUK
Org. Adnan DOĞU
Org. Burhanettin BİGALI: 6.Kolordu Komutanı iken cezaevlerindeki baskıdan ve Serdar SOYERGİN'in idamından sorumlu.

Ordu Komutanları
Org. Recep ERGUN: İstanbul ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlıkları yaptı. Bu görevlerindeki uygulamaları birçok yönüyle basına da yansıdı.  

Org. Doğan GÜREŞ: 1. Ordu Komutanı

Org. Bedrettin DEMİREL: 2. Ordu Komutanı
Org. Selahattin DEMİRCİOĞLU: 3. Ordu Komutanı
Org. Sabri YİRMİBEŞOĞLU: 3
Org. Hüsnü ÇELENKLER: 3
Org. İ.Hakkı AKANSEL: 4. Ordu Komutanı ve cuntanın atadığı  İstanbul Belediye Başkanı

 Org. Süreyya YÜKSEL: 4. Ordu Komutanı
Org. Sedat GÜNERAL: NATO Güneydoğu Avr.Müt.Kuv.Kom.
Org. Ragıp ULUĞBAY:
Org. Kaya YAZGAN: Kürt halkına ve Diyarbakır cezaevinde yapılan işkencelerden katliamlardan sorumludur.
 Korg. Nevzat BÖLÜGİRAY 6. Kolordu Komutanı
Korg. Hakkı KAYA
Korg. Bülent TÜRKER
Korg. Hayri ÜNDÜL: 7.Kolordu Komutanı ve MİT Müsteşarı
Korg. Aşir ÖZERER: 7.Kolordu Komutanı
Korg. İ. Hakkı KARADAYI: 8.Kolordu Komutanı
Korg. Nazım POZAN: 15.Kolordu Komutanı
Tuğg. Osman ÇİTİM: Tunceli Sıkıyönetim Komutan Yardımcısı ve jandarma Tugay Komutanı olarak Kürt halkına yönelik işkence ve katliamlarda bizzat yer almıştır.
Devrimcilerin yakalandığı yerde öldürülmesi emrini vermiştir.
Tuğg. Ahmet TURHAN: Kürt halkına yönelik işkence ve katliamların bizzat içinde yer almıştır.
 Korg. Suat İLHAN: 1983'e kadar Diyarbakır Kolordu Komutanı olarak Kürt halkına yönelik soykırım ve asimilasyon politikasının uygulayıcısı olduğu gibi, daha sonra da ''Atatürk Dil, Tarih Yüksek Kurulu'' Başkanı olarak, faşist ideolojiyi ''Atatürkçülük'' adına kitlelere empoze etmekte birinci derecede rol almıştır.

 Tümamiral Işık BİREN: Cuntanın koordinatörü
 Koramiral Nejat SERİM: Donanma ve Sıkıyönetim Komutanı
Tümg. Yusuf HAZNEDAROĞLU: Maraş Sıkıyönetim Komutan Yardımcısı. Maraş'ta bizzat işkenceleri yönetmiş ve katılmış, işkencede devrimcilere ''biz sizi beton çukurlara gömmeyi bilirdik ama ah şu dengeler yok mu!'' diyen bir faşist.
 Erhan GÜRCAN: Çanakkale Sıkıyönetim Komutanı.
 Korg. Hulusi SAYIN: Özel Kolordu Komutanı olarak gerek yurtiçi, gerekse Irak'taki ''sıcak takip''te Kürt halkına soykırım uygulayan kişidir.
 Tuğg. Mehmet YAVUZER: İstanbul İl Jandarma Alay Komutanlığı yapan, Sultanahmet ve Sağmalcılar-2 cezaevlerideki baskı ve işkencelerin emrini veren kişidir. Ölüm Orucu'nda dört devrimcinin katlinden de sorumludur.
Org. Celal BULUTLAR: Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı
Org. İbrahim TÜRKGENCİ: Milli Savunma Bakanlığı Eski Müsteşarı, ayrıca 66. Tümen Komutanlığı döneminde
Metris'teki işkencelerden sorumlu.
 Org. Sabri DELİÇ: Milli Savunma Bakanlığı eski Müsteşarı ve 8. Kolordu eski Komutanı
 Org. H. Nusret TOROSLU: MGK Genel Sekreteri

(22.bölüm. Metris’te işlenen insanlık suçlarından örnekler ve kısa hatırlatmalarla devam edecek)