Şuanda 165 konuk çevrimiçi
Mihrac Ural: Mitoman PDF Yazdır e-Posta
Ibrahim Yalcin tarafından yazıldı   
Çarşamba, 20 Mayıs 2009 06:48


Mıtomania, psikiatri dilinde bir hastalık oluyor.

Mitoman ise mitomania hastalıgına yakalanan kişi anlamına geliyor. Geçenlerde, türkiye’den telefonla konuştugum bir arkadaşım soyledi. “..Sana bir yazı gönderiyorum, oku bakalım kimi anlatıyor” dedi. Bugün okudum, ilginç bir yazı.       

“...1905'te Psikiyatr Ferdinand Dupre tarafından oluşturulan mitomania terimi, Eski Yunanca'nın muthos=efsane ve Latince'nin mania=delilik kelimelerinin birleştirilmesinden meydana gelmiştir.

Psikiyatri dört tip mitomania saptamıştır. Bunlardan birincisi övüngenlik'tir. Hastalığın bu türüne yakalanan kişi, gerçek dışı şeyler söyleyerek kendini olduğundan büyük göstermektedir. İkinci tip mitomania, dolaşma'dır. Bu tipteki hastalar sürekli kaçarlar, belli bir noktada tutunamazlar. Diğer iki tür ise yalanlarla bir aşağılık kompleksinin telafi edildiği habis mitomania ile, dolandırıcılık için hikâye uydurmaya dayalı olan yoldan çıkmışlık mitomania'sıdır.

Mitomania hastalığına yakalanan biri (mitoman), aslında yalan söyleyen biridir, ama yalancı değildir, çünkü yalan söylediğinin tam bilincinde değildir, "büyüsel düşünme" tarzının hükmü altındadır. Hayal gücüyle ürettiği olayların gerçekliğinden çoğu zaman şüphe duymamaktadır. Bu olgu, ergenlik öncesi çocukluk durumunda olağan bir haldir. Çocuk, anlattığı gerçekdışı olaylara belli bir ölçüde inanır ve bu durum çocukluk konumunun genel ve olağan bir aşamasıdır. Ama eğer bu hal ergenlikten sonra da sürerse, o zaman buna mitomania adı verilmektedir. Artık bir hastalık olarak kabul edilen bu ruhsal rahatsızlığın daha ileri aşamaları da nevroz, hatta psikoz halinde şekillenebilmektedir.

Öte yandan, mitomanlar, söylevleri esnasında gerçekle gerçek dışı olay ve durumları karışık bir şekilde sıraladıkları için çoğu zaman inandırıcı olmaktadır.

Mitoman'ın, kendinin bile çoğuna inandığı yalanları söylemesinin temel nedeni, kabul etmesi halinde ızdırap çekeceği gerçeklerden kaçma eğilimidir.

Eğer yetişkin biri, yeterli ruhsal olgunluğu oluşturabileceği bir hayat hikâyesine sahip değilse, hele bir de kaçması gereken durumlar söz konusuysa, kolaylıkla mitoman olabilir.

Mitoman kişi surekli hayali senaryolar, hayali olaylar ve kişiler uydurur ve işin kötüsü söyledigi bu yalanlara kendisi de inanır. bu kişilerin normal yalancılardan farkı hayatlarını,ilişkilerini tamamen bir hayalin,bir yalanın üstüne kurmuş olmalarıdır.bu yüzden çok kalp kırarlar,cok kişiyi hayal kırıklıgına ugratırlar(farkında bile olmadan).çaresi. hemen bir psikolog’dan yardım almaktır tabi bu işi hastanın kendisi yapamaz.

Mitomani hastası bir kişi hiç bir zaman hasta oldugunu farkedemez ancak etrafındakilerden birisi bunu fark edip onu psikologa götürdügünde belki ama BELKi  düzelebilir....” 

Mitomania hastalıgının üç türünden birincisi;  ÖVÜNGENLiK olarak anlatılıyor. Mihraç Ural’ın yazılarını okuyanlar bilirler. Lider oldugunu söyler.Lider doğuran bir anadan doğma,lider doğurtan, URUBA direnişcısı bir baba’dan olma oldugunu anlatır. Ben yaptım der.Talimatlarım çercevesinde,emirlerim uyarınca vb.. diye söze başlar.Türkiyede milyonlarca insanın yaşadıgı “ cezaevi nakilleri”ni bile, söz konusu kendisi oldugunda, öyle bir anlatırki hayret edersiniz.Örgüt genel Sekreteri oldugunu söyler durur ama, THKP-C ACİLCİLER gibi silahlı devrim örgütünun,sıradan bir sempatizanının bile yaptıgı  eylemlerin beşte birini dahi yapmamış oldugunun farkında oldugu ve bunun ezikligi altında kıvranıp durdugu için en küçük bir “kuşlama” eylemini(!) anlata anlata bitiremez. Övünmek için malzemeye ihtıyacı vardır. Arar bulamaz,başkalarının yaptıgı eylemleri,kendisi yapmış gibi anlatmaya çalışır. Ve bir gün birileri ortaya çıkar”..Bu eylemi sen degil Nebil yapmıştı,sen bu eylemde erkete duruyordun onu bile yapamadın kaçtın “ der.Oyuncagı elinden alınmiş çocuk gibi küfretmeye başlar.ADANA, ABD konsoloslugu bombalanması eylemini masıl gerçekleştirdigini (!) okuyanlar hatırlasınlar.  Şimdi anlaşılıyor ki, eylemi Nebil gerçekleştirıyor ve eylemin gerçekleştiriıldigi sırada , Nebil’i korumakla görevi erkete iıhraç, Nebil’i  bırakıp kaçıyor.Antakya’da “ teksir makinası” çaldıgını anlatıyor,yalan oldugu ortaya cıkıyor. M.Burgaz,”...yahu o teksir makinası zaten bizim sayılırdı, istedigimiz zaman ıstedıgımiz biçimde kullamıyor ,her işimizi görüyorduk” diyor. Mihracı dinleseniz şaşarsınız,hepsi hepsi bir teksir makinası... “devlet su işleri”DSİ yazısını nasıl degistırerek” DENİZ,MAHIR” yaptılarını abartarak anlatıyor. Bütün “ eylemi” bundan ibaret.THKP-C ACİLCİLER militanları’nın yaptıkları eylemlerin hiç birinde adı yok. Eziklik hissediyor,”aşağılık kompleksini” aşabilmek için kücük seylerin abartarak yalan yazıyor. Bir süre sonra da bu yalanlarına inanarak, yalanlarında israr  ve inad ediyor.  “ Mıhrac Ural, hapishaneden kaçmadı, kaçmak zorunda kaldı.” Diye yazdıgımız zaman küplere biniyor(!) “...Adıyaman cezaevinden, Adana ceza evine sevk edilirken kaçacaktm, zincire bagladılar, bacım’la( kız kardesi demek istıyor)  son fotograflarımızı dahi çektirmiştik” diyor. Yalancı  tanık bulamadıgı anlaşılıyor.Yalan söylüyor, Yalan söyledigi,kendisiyle beraber Adana cezaevinden firar eden ADİL OKAY’ın anlatımlarıyla anlaşılıyor.Yazdıklarımızın dogrulugu ispatlanıyor 

ADİL OKAY  şöyle yazıyor. “...cezaevinden biliyorsun o ben ve ahmet yigenler beraber firar ettik. tunel girisimi basarisiz oldu. sonra gardiyanlari orgutledik. basta dev-yol olmak uzere diger orgutlerin cabasi ve yardimiyla gardiyanlarin actigi kapidan ciktik. once mihraci yolladik. ahmet ve ben onun onden cikmasina onay verdik. cezaevinde artist -kaprisli tavirlari bizi mahcup ediyordu. rahmetli  Ahmet Televi’yle cocuk gibi kustu. bir cok arkadasimiza kustu. vs. neyse onu yolladik. disarida arkadaslarimiz karsiladi. onu adanada taniyan-takan yoktu. bizim orgutledigimiz insanlarin evinde kaldi. bizim paramizi aldi. cikmadan once turkiyeyi orgutleyecegim, sunu yapacagim falan diyordu. ama bir haftada nedenini anlayamadigimzi bicimde suriye ye goturun beni diye yalvarmaya basladi. biz de yolladik.  adamin hayati yalan. “ iste bu kadar. Elimizi nereye atsak yalan.yalan.yalan...Öyle anlaşılıyorki, Mihrac Ural MİTOMANİA hastalıgına tutulmuş bir hastalıgına tutulmuş birMİTOMAN’dır.Mitomania’nın ,ÖVÜNGENLİK belirtieri fazlasıyla görülüyor.Psikiyatr  Ferdınand Dupre devam ediyor.

İkinci tip mitomania, dolaşma'dır. Bu tipteki hastalar sürekli kaçarlar, belli bir noktada tutunamazlar. Diğer iki tür ise yalanlarla bir aşağılık kompleksinin telafi edildiği habis mitomania ile, dolandırıcılık için hikâye uydurmaya dayalı olan yoldan çıkmışlık mitomania'sıdır.

Ruhsal bir hastalık olan mitomania’nın, ikinci aşaması’da çok enteresan(!). Mıhraç Ural, hep kaçıyor. “ Ali Çakmaklı’yı neden öldürdüm? Müntecep Kesıcı nasıl öldürüldü? Nebil Rahuma’yı niçin yakalattın?  Trablus’da filistinlilerin kendi aralarındaki savaşa yoldaşlarımızı, FKÖ’ne karşı neden savaştırdın? Kim adına bu savaşta  yoldaşlarımızın öldürülmelerine sebeb oldun? Hanna Maptunoğlu’nun arabasının frenlerini bozarak ölümüne sebeb olmakla amacın neydi? Sami yoldaş’ın 2 ay’dan fazla sorgulanarak,işkence ile vücudunun parça parça edilip katledilmesini ne adına ve neden yaptın? Zihni Alan( yusuf) ne yapmıştı? Neden öldürdün peki? Ahmet Çolak nasıl oldürüldü? Günay Karaca’yı neden öldürtmek istedin? ”... Sınırı geçerken kafasına sıkın” derken amacın neydi? Bunları senden kim istedi? Niçin istediler? Bu örgütte kimler MİT ajanı, kimler itirafcı,ihanetci,Kimler polis işbirlkcisi? Bunları soruyoruz. KAÇIYOR...”...Haberim yok, yapanlar özür dilesin b u iş bitsin. O dönemin özgün kosulları” vb. diyerek kaçmaya çalışıyor.

 Aşağılık kompleksinin telafi edildiği habis mitomania ile, dolandırıcılık için hikâye uydurmaya dayalı olan yoldan çıkmışlık mitomania'sıdır.

Evet tam da budur işte. Mıhraç yazıyor.”...Birinci kongre kararları ile örgüt içi şiddeti kaldırdık” diyor. Hiç utanmıyor. Birinci kongre de böyle bir konu gündeme dahi gelmedi: Hadi geldi diyelim. Peki madem Örgüt içi şiddeti kaldırmıştık,peki SAMİ VE YUSUF yoldaşlar ne zaman katledildiler? Her ikisi de Birimci kongre tarafından seçilen” MK yedek üyeleri “ degil miydi?

Mitoman'ın, kendinin bile çoğuna inandığı yalanları söylemesinin temel nedeni, kabul etmesi halinde ızdırap çekeceği gerçeklerden kaçma eğilimidir. Örneğin tedavisi olanaksız bir hastalığa yakalandığını öğrenen biri, yeterli duygusal olgunluğa erişmemişse, daha tahammül edilebilir bir "yeni gerçek oluşturabilir",

Mihraç Ural ‘ın da yaptıgı bu degil mi..? Izdırap çekecegi gerçek’lerden kaşmıyor mu dersiniz? Görüldügü gibi mitomania’nın degişik bir versıyonu  bie karşı karşıyayız. Idırap çekecegi gerçeklerden kaçmak için sürekli yalan  söylemek...Mihraç’ın yalanlarını saymakla bitirmek mümkün değil. Biz,”... sen hapısahane’den kaçmadın, kaçmak zorunda kaldın. Çünkü, tahliye olacagım der durudun” diyoruz. Mıhraç başka şey anlatıyor. İsparta ‘da devam eden mahkemelerde,”... Ali Sönmez bayrak açtı, Engin açmadı “ dıyor. Halbuki bende o duruşmaların sanıgı olarak oradaydım. Bu konuda da yalan söylüyor “ slogan attım, direndim” diyor. YALAN SÖYLÜYOR.

Olayın esası şudur. 77 Agustos operasyonu ile yakalandıktan sonra, sagmalcılara getirildik. Sagmalcılarda Engın’ın dışarıya yazdıgı “...hapıshaneden nasıl kacabilecegimize ilişkin bir yazı ”  Cemil Orkunoglu’nda yakalanıyor. Cezaevinde çıkan isyanı da bahane eden cezaevi ıdaresi, bizleri Isparta kapalı cezaevine sürgün etti. Yakalanan mektup da bahane edilerek , davamız “ güvenlik gerekçesiyle İsparta agır ceza mahkemesinde görülmeye başlandı. Avukatlarımızın görüş ve önerıilerini de alarak,  duruşmalarda nasıl bir yöntem izleyecegimiz konusunda hemfikir olarak tavrımızı buna göre belirledik. Aldıgımız karar şöyleydi:  Engın Erkıner ve Ali Sönmez  sıyasi savunma yapacaklar,  İddia edilen eylemleri üstlenecekler. Aynı eylemde yargılanan benim için, “ İbrahim Yalçın “ yoktur diyecekler. Benim gibi, Mıhrac Ural, Belma Gürdil ve Hilal orkunoglu’nunda örgütle ilişkileri yoktur diyecekler. Öyle de oldu. Engin ve Ali eylemleri kendilerinin yaptıklarını , THKP-C ACİLCİLER örgütü üyesi oldukarını söylediler. Eylemi ve örgüt üyeligini ben kabul etmedim cünkü; Eylem alanında beni tanıdıgını soyleyen iki kişiye karşılık Engin ve Ali’yi tanıyan en az 30 kişi vardı. Mahkeme sürecinde hazırlanan bir örğüt bayragı Engin ve ali tarafından mahkemede açıldı. Bir süre sonra ve güvenlik komutanı’nın “ yeter artık bırakın” demesi üzerine Engin bayragı bıraktı ama Ali bırakmamakta bir süre daha ısrarlı oldu. Olay bu kadar açık ve net ıken, yalan söylemeye ve  hiç bir hareketi olmadıgı halde burada da kendisini öne çıkartmak için yırtınıyor. Mahkeme bittikten sonra, cezaevi arabasına gelırken slogan attık, direndik Engin slogan atmadı(!) dıyor. Madem bu kadar kahramandın da neden örgüt üyeligini kabul etmedin? Kabul etmedin çünkü; Tahliye olacagını bekliyordun. ( neden tahliye olacagına emın oldugunu da 30 sene sonra ögrenmiş olduk).  Lider(!) oldugunu söylüyor. “...karar verdim, kabul edeceksin dedim” diyor. Hadi be sahtekar sen de...Bırak artık bu kurgularını da bir doktora gözük.

Mitomani hastası bir kişi hiç bir zaman hasta oldugunu farkedemez ancak etrafındakilerden birisi bunu fark edip onu psikologa götürdügünde belki ama BELKi  düzelebilir....”

Psıkıyatr, Ferdinand Dupre’nin bu sözlerine kulak ver, bilimseldir. Çevrende hala bir kişi varsa, zaman geçirmeden bir psıkologa gıtmelisin. BELKİ ama BELKİ düzelebilirsin. 

İBRAHİM YALÇIN...

Son Güncelleme: Çarşamba, 20 Mayıs 2009 07:12