Şuanda 28 konuk çevrimiçi
BugünBugün1251
DünDün1814
Bu haftaBu hafta12026
Bu ayBu ay8736
ToplamToplam7932514
orgut ici sorgu ve iskence PDF Yazdır e-Posta
isa tarafından yazıldı   
Pazartesi, 08 Haziran 2009 06:13


Refik Bugdaycı, Mehmet Koç, Hasan Cabir ve Isa... Bugün İsa yoldaşın yazısını yayınlıyoruz. Bu yazılar, 1987 ve 88 tarihlerinde ve o dönemin kendine özgü koşullarında yazılmış yazılardır. Aradan 20 seneden fazla bir zaman geçti. Bugün bile güncelligini koruyor. ACİLCİLER örgütümüz içersinde az yada cok farketmiyor, belli bir donem bulunmuş ve M.Ural’ı tanıma talihsizligine ‘nail’ olmuş sıradan bir taraftarımıza, Mihrac Ural hakkında  ne düşündügünü sorun, alacagınız cevap bunlardan farklı olmayacaktır.Bu  yoldaşlarımızdan M.KoÇ dışındaki diger 3 kişi ANTAKYA’lıdır. Bizleri ‘’ Antakya düşmanlıgı’’ yapmakla ‘’suçlayan’’ Mihrac adındaki devrimci katiline aldırmayın. Antakya’lı devrimcilerle bu hain’in ortak hiçbir yanı bulunmuyor.Antakya’lı devrimciler bu haini hepimizden çok daha iyi tanıyorlar. Babasına gonderdıgı ‘’ küçük bir hediye paketi’’ polis tarafından bunu götüren yoldaşın üzerinde yakalandıgı zaman, gönderilen ‘’ hediye’’nin ‘’ altın’’oldugunu görerek şaşkına dönen Antakya’lı yoldaşlar bu haini bizden çok daha önceleri biliyorlardı.

 Isa yoldaş’ın bugün yayınladıgımız yazısını 22 sene sonra tekrar okudugum zaman bir kez daha şaşırdım ve gerçekten üzüldüm. Bırakalım bu hainle’’omuz omuza mücadele’’ edecegimiz günlerin heyecanıyla yaşadıgım yıllara, aynı sofraya oturdugum saatlere bile üzüldüm. ‘’yoldaş’’ dedigim günlerime üzüldüm. İsa yoldaşın yazısını okudugum zaman,bir kere daha inandım ki, bırakınız devrimci ahlak ve dürüstlügü, ‘’feodal namus’’ kavramından bile zerre kadar nasiplenmemiş bir ‘’lagım faresi’’ ıle karşı karşıya oldugumu bırkez daha anladıgım için üzüldüm. Kendi ‘’namus’’ kavramından rahatsız olan ve onun tedirginligi vede bunalımı ile yaşayanların, başkalarını da kendisine benzetmek için ne kadar alçalabileceklerini  degil, çukurlaşabileceklerini gördügüm için üzüldüm.  Türkiye sosyalist hareketi içersine sızmaya çalısan, ’’...irin olmuş bu yara’’nın kökünden ‘’ deşilip lagım çukuruna atılması gerekiyor.M.Ural’ın layık oldugu yer orasıdır.

 İBRAHİM YALÇIN 

 

YOLDAŞLAR...

 

10 yılı aşkın devrimci mücadele içersindeyim ve THKP-C (ACİLCİLER) içersinde,sempatizan yada militan olarak üzerime düşen,gücümün yettigi tüm örgütsel görevlerimi, örgüt disiplini  geregi,severek ve tam bir gönüllülük ile o gün için ne gerekiyorsa, bütün çalışmalara katıldım. Ögrenciligim süresince 1 yıl cezaevinde yattım. Cezaevinde çıktıktan sonra, ögrenciligime ve devrimci mücadeleye kaldıgım yerden devam ettim. 12 eylül faşizminin gelmesiyle birlikte aranır duruma düşerek ülkeyi terketmek zorunda kaldıgım için Orta-Dogu’ya geçtim. Orta-Dogu’ ilişkilerim,  THKP-C(ACİLCİLER) MK üyesi ALİ SÖNMEZ yoldaş ile devam etti. 1983 tarihinde LÜBNAN’a  gittigim  tarihe kadar, Ali Sönmez yoldaşın sorumlusu oldugu alanda, yoldaşlar arasındaki ilişki ve samimiyet ortamından etkilenerek,aktivitemi ve ilişkilerimi bir üst boyutta sürdürüp devam ettirmek için daha çok çalışmak gerektigine inandım. Adı geçen dönemde,ölüm diye  bir şeyin varlıgını  kesinlikle düşünmüyor, ölümü , örgütsel bir görev olarak görüyor ve kendimi buna göre herzaman hazır hissediyordum dersem, kesinlikle abartmış sayılmam. 1983 de LÜBNAN’da yaşamımı kendi olanaklarımla örgütlemeye çalıştım. İnşaat ve boya işçiligi yaptım. Askeri egitim kamplarında uzun süre kaldım. EL-FETİH kamplarında, ‘’ ASKERİ EGİTİM SORUMLULUGU’’ da yapmak kaydıyla, İSRAİL SİYONİZMİNE KARŞI   savaşlara katılarak ‘’ ön cephe’’lerde savaştım. Örğütümün prestiji ve Turkiye devriminin gururunu yükseklerde tuttum. Savaşlarda yaralanarak hastahanelerde yattım. Devrime olan güvenim ve örgütüm; THKP-C (ACİLCİLER)’e  olan  inancım sarsılmadı. Örgütüm ve devrimci mücadele ugruna yapamayacagım birşey yoktu. Örgütüme güveniyor, asla örgüt yöneticisi yoldaşlarımdan şüphelenmiyordum. Aradan zanman geçip’te, LÜBNAN başta olmak üzere bircok şeyi daha yakından  ‘’ görmek  zorunda’’ kaldıkca, örgütüme, yöneticilerine ve ilişkilerine olan güvenim sarsılmaya başladı. Bu durum daha sonraları da devam etti...          

Uzun zaman bulundugum Orta-Dogu’da,’’ iki başlı’’ bir örgüt yapısı vardı. MİHRAC URAL ve ALİ SÖNMEZ olarak  adlandırabilecegim bu çok başlılık içinde,  ALİ SÖNMEZ yoldaş tarafından bir başka alana gönderilmek istenmeme ragmen istemedim ve ŞAM ÜNİVERSİTESİ’nde ögrencilige başladım. Lübnan’dan dönmüş ve Şam’a gelmiştim. Dört yoldaş ile ŞAM ÜNİVERSİTESİ ÖGRENCİ ÖRGÜTLENME KOMİTESİ’ ni oluşturduk. Ciddi ve etkili bir çalışma yaptık. Oysa bu ciddi çalışmamız MİHRAÇ URAL cephesi tarafından istenmiyordu.İlişkilerimizin bozularak, çalışma tempomuzun  ve moralimizin bozulması  için sürekli olarak dışardan müdahale ediliyordu. MİHRAÇ URAL’ın bulundugu alanda ‘’ inşaat işciligi’’ yaparak para kazanmamız, siyasi faaliyet yürütmemize tercih ediliyordu.Halbuki, o dönemde çok iyı biliyorduk; Türkiye’den siyasi ve askeri egitim için getirilen yoldaşlara bile hiç bir egitim yaptırılmıyor,uzun süre çalıştırıldıktan sonra,’’ artık yeter’’, biraz daha kalırlarsa bunlarında ‘’gözleri açılır’’ huzursuzluk çıkartırlar(!) ve yeni gelenlere ‘’ kötü örnek’’ olurlar  anlayışıyla, ‘’ beş para ‘’ vermeden Türkiye’ye gönderiyorlardı. Her zaman oldugu gibi, bu yoldaşlar, daha Türkiye’ye ayak basar basmaz  YAKALANIYORLARDI.             

İlişkilerim ve  örgüt merkezine olan güvensizligimin kaynagı böyle oluşmaya başladı. Kendi yoldaşlarını ‘’ ucuz işgücü’’ görüp,örgüt adını kullanarak yoldaşlarının sırtından para ve karıyer edinmekten başka hiçbirsey yapmayan bir örgüt merkezinin üretecegi siyasetin, dogru olsa bile samimi olmayacagını bildigim için, kuşkularım her geçen gün artmaktaydı. Herseye ragmen,’’ yakında düzelir’’, ‘’ böyle gitmez’’, birileri çıkar ve bu karışıklıgı toparlar diye bekliyordum...            

Önümüzde, yıllardır sözü edilen bir kongre vardı ve hapıshanelerden çıkan bir çok yoldaş  bu kongreye gelecek deniyordu. Örgütümüzün içinde bulundugu çirkin ilişkilerin, kongre’den sonrada devam edecegıni,Türkiye’den yeni gelen yoldaşların bile, MİHRAC ve adamları tarafından kıskaca alınacagını nereden bilebilirdim. Kongreye ragmen hiçbirsey degişmedi. Kongre’nin üzerinden  iki yıl geçmesine ragmen, kongre kararlarının yayınlanmaması, yoldaşları birbirinr düşürme, birbirlerine karşı kullanma,dedikodu ve yalanlarla örgüt yönetme(!) taktikleri öyle bir noktaya geldiki, herşey ‘’ arap saçına’’ döndü. Birgün önce kendileri tarafından alınmış kararları bile, bir gün sonra yine kendileri uygulamayan, kendi aldıkları kararlara bile saygıları olmayan insanlar tarafından ele geçirilmiş bir örgüt...            

Olumsuzlukları görerek rahatsız olan ve eleştiren ‘yoldaş’larını tasfiye etmeye daha da hız vermişti.        Okulumu yarıda bırakarak geldigim avrupa’da, Orta-Dogu’da gördügüm  tüm çirkinliklerin hepsiyle karşılaştım. 1987 yılının son aylarında, avrupa’ya gelir gelmez gördügüm ilk sorun, tüm yoldaşların birbirlerine düşürülerek, hepsinin teker teker yönetilmesi(!)  oldu. Aynen Orta-Dogu’da kopya edilmişti. Sanki ‘’küçük orta-dogu’’da bulunuyordum.  Bir yıgın yoldaş örgütten ayrılmış, birçogu da bekleyiş içersındeydi. Tam bu dönemde ALİ SÖNMEZ yoldaş hakkında ‘’ Avrupa’da ayrılık çıkartabilir’’ kuşkusuyla olmadık igrenç karalamalar ve pislik atarak,  örgüt MK’den uzaklaştırdılar.  Sıranın CEMAL ( İBRAHİM YALÇIN) yoldaşa geldigini ‘’ şaka’’ yollu konuşmaya başlamıştık. Hiçbir şeyin  ciddiyeti kalmamıştı. Örgütümüzün bu duruma düşürülmesine meydan verenlere karşı muhalefet eden yoldaşlarla yeni bir arayış içersine girmiştik.               

TÜRKİYE KOMÜNİST EMEK PARTİSİ( TKEP) , ‘’Anadolu Komünist partisi(AKP) ıle SOSYALIST VATAN PARTİSİ (SVP) ve benzeri örgütlenmeler üzerine aylar  süren tartışmalar sonunda, TKEP’ne geçmek konusunda oluşan genel egilime tüm yoldaşlar katılarak kesin tavrımızı açıkladık. Bu süre içersinde, TKEP avrupa sorumlusu yoldaş ile birkaç kez görüşen CEMAL( IBRAHIM YALÇIN)Son güne kadar genel egilimimizi belirtmeden ilişkileri kişisel düzeyde sürdürdü.( bu görüşmenin bir tanesinde bende bulundum) Henüz, tüm muhalefet tek bir anlayışta birleşmemişti. TKEP’ne geçme kararımızı,bütün yoldaşlar hemfikir olduktan sonra açıkladık. Böylece,bugüne kadar içersinde bulundugum örgütün, savundugum görüşlerine en yakın örgüt olarak TKEP’ne geçmek kararımızın en dogru ve isabetli olduguna inanıyorum. THKP-C(ACİLCİLER)’in bugün, sözde savundukları pekçok konu, zaten TKEP’den aktarılmıştır.             

TKEP taraftarı oldugumuzu açıklamadan bir-kaç gün öncesine rastlayan bir gün, yanıma gelen ve Orta-Dogu’dan yeni gelen eski bir yoldas, bana hitaben; ‘’...Salih hoca ıle Deniz hakkında soruşturma yapıyoruz. Deniz, seni şahit gösterdi bu bakımdan sana birşey soracagız gelebilirmisin? ‘’ dedi. Bende,’’. Sizin soruşturmalarınız beni ilgilendirmiyor’’ dedim.Bu söz üzerine, içlerinden bir-kaç tanesi de ‘’ arap’’ olan 5-6 kişi saldırarak zorla bir arabaya bindirdiler. Önce derneklerine, sonra MİHRAC URAL’ın evine götürülerek ‘’ ellerim ve gözleri baglı’’ olarak ‘’üç gün sorguya çekildim’’.         

Kaçırılmam ilginç degildi. İlginç olan, MİHRAC  URAL’ın bana sordugu sorular ve beni yeniden örgüte ‘’ döndürmek’’için başvurdugu yöntem idi. Şöyle diyordu MİHRAC;’’...İsa, sen bizim kanımız(!)dasın,- alevi oldugumu hatırlatıyordu- bizimle senin aranda kan bagı var. CEMAL( IBRAHİM YALÇIN) ile senin aranda hiç birşey yok.’’ Söze böyle yumuşak girerek milliyetçi duygularımı kabartamayacagını anlayınca sertleşmeye başladı. Yanında bulunan ve orta-dogu’da getirdigi ‘’arap’’lara, benim hakkımda ‘’ IHVAN’’cı (Müslüman Kardeşler’den) diye yalan söylemiş olmalı ki, bu adamlar tarafından sorguya çekilmeye ve işkence edilmeye başlandım. Daha sonra bu adamlardan bir tanesi beni tanıdı.( orta-dogu’da görmüş) ‘’ Ben bu kişiyi tanıyorum bu IHVAN’cı degil , sizin örgütten’’di demez mi(!). Böylece bu adamların elinden kurtuldum ve  sorgulanmama MİHRAC ,ZAFER ,  SALİH  ve  ŞERİF devam ettiler. MİHRAC URAL, daha önce hazırladıgı bir yazıyı zorla bana yazdırmak istiyordu. Yazı da, CEMAL  yoldaş hakkında akla gelebilecek tüm igrenç şeyler yazılmıştı. Bazen konuşmalar sırasında   agzımda  CEMAL YOLDAŞ  sözleri çıkıyordu ve MIHRAC  buna çok bozuluyordu. ‘’..Cemal yoldaş demeyeceksin, Cemal diyeceksin ‘’ diye düzeltiyordu. MİHRAC URAL, kendisi hakkında söylenmiş ne kadar söz varsa, hepsini Cemal (Ibrahim Yalçın) yoldaşa yazmış ve imzalamamı istiyordu. Öyle ki Cemal yoldaşın evinde kaldıgım süre içersinde,’’ Karısının başkasıyla ilişkisi oldugunu gördüm’’ diye ıgrenç şeyler bile yazdırılmaya çalışıldı. Aglayacak gibi oldum ve bu insanların ne kadar alçalabileceklerine bir kere daha şahit oldum. ‘’...Bu yazıyı imzalamaktansa ölürüm daha iyi ‘’ diyerek imzalamadım. ‘’ Hadi bundan vazgeçelim ’’ diye gülüşüyorlardı. Son olarak, her zaman derneklerine gelmeye ve iki gün sonra yine dernekte, CEMAL yoldaş( İbrahim Yalçın) aleyhinde yazdıkları igrenç şeyleri okumam kaydıyla beni bırakmaya söz verdiler.  Bırakmadan önce, İbrahim Yalçın’a telefon etmemi istediler ve  şöyle söyleme mi’’ buyurdular’’. ‘’... Cemal, senin ne biçim bir adam oldugunu ögrenmiş bulunuyorum. Seninle bütün yollarım ayrıldı. Bir daha beni arama. Ben şimdi yoldaşlarımla beraberim ve MİHRAC ( Ali hoca dedirtiyor) tarafına geçerek örgütümün güvencesine girdim’’ diye  zorla söylettiler. Ellerinden böylece kuruldum(!) Kaçarım ve bir daha gelmem diye bana ‘kefil’olan yoldaşlarına ne yaptıklarını hala bilmiyorum. Cemal yoldaşa zorla telefon ettırıldikten sonra ve telefonu kapattıgım an, MİHRAC’ın ZAFER’e dönerek keyifle, ‘’Bu iş’ de  bitti’’ diye ellerini ovuşturması karşısında korkunç bir haz duydum. Tükenmiş bir insanın çaresizlik içindeki çırpınışları yüzünde okunuyordu. Kendi kendime, ‘’ bunun gibi zavallıların örgüt yönettiklerini düşündükçe, ayrılıgımın isabetli olduguna daha da sevindim. Mihrac Ural adlı örgüt ‘’ sekreteri’’ tarafından bana yazdırılan bütün müsveddeleri kendisinin suratına atıyorum. Devrimcilerin,  bu ve benzeri çapulculuklara baş vurmadıklarını bildigim için, bu gibi olayları tasvip etmiyor, bana yapılanların, bugüne kadar THKP-C (ACİLCİLER) örgütüne olan emegim(!)in’’ karşılıgı’’ olarak görüyorum.           

Siyasal-örgütsel nedenlerle, THKP-C (ACİLCİLER)den ayrıldım. Turkiye devrimine aday bir örgütlenme olarak degerlendirdigim TKEP içersinde mücadelemi sürdürmeye karar verdim.

YAŞASIN KOMÜNİSTERİN BİRLİGİ...!

KAHROLSUN ÖRGÜT  TASFİYECİLERİ...!

 İSA...
 
Son Güncelleme: Pazartesi, 08 Haziran 2009 16:36