Şuanda 42 konuk çevrimiçi
BugünBugün448
DünDün2914
Bu haftaBu hafta6344
Bu ayBu ay59012
ToplamToplam7818420
Terör ve devlet PDF Yazdır e-Posta
Züber Yıldız tarafından yazıldı   
Pazar, 28 Mayıs 2017 20:35


Devlet deyince aklıma ilk gelen şey şiddet, terör ve savaş oluyor. Sanıldığının aksine devlet tüm olumsuzlukların ve toplumsal sorunların kaynağı ve zeminidir. Tarih, bir nevi devletlerin toplumlara dayattığı savaşlar toplamıdır. Şiddetin ve terörün icra merkezi ve bunların ifade bütünlüğüdür.

Ahlaki değerlerin yok edildiği, politikanın işlevsiz kaldığı anlarda savaşlar ve ona bağlı her türlü şiddet meşrulaştırılır, katliamlar resmileştirilir. İnsanlar devletlerin yanında savaşların ve katliamların tarafı haline sokulur. Toplum, savaşlara karşı kendi öz savunma gücünü geliştirme bilincinden yoksun bıraktırılarak devletlere ve iktidar odaklarına yedeklenir. Böyle bir durumda insanın, insanlığın hiç bir değeri yoktur. Değer yalnızca devletlerin ve iktidar odaklarının güç oranına göre belirlenir. Her iki taraf da devlet odaklı olduğundan karşılıklı boğuşmada toplum tahrip edilir. Büyük acılar yaşanır.

Devletli toplumların tarihi bu acıların toplamı gibidir. Sadece son on yıla baktığımızda milyonlarca insanın devletlerarası savaşta kırıma uğratıldığını görürüz. Devletler en modern insan kırım makineleri ile insan kırımını meşrulaştırma rolünü de üstlenirler.

Şayet, varlığı topluma savaş hali olan devletlere karşı toplumun kendi öz savunma örgütlülüğü gelişmemişse, savaşlar devletlerin istediği rotada yürür. Katliamlar yapılır ve yaptırılır, cinayetler işlenir ve meşrulaştırılır.

İki dünya savaşı çıkarmış, üçüncüsü sürmekte olan savaşlara baktığımızda bile devletlerin birer insan kırım aygıtları olduklarını çok iyi görürüz.

Bu kırım aygıtlarının çıkarlarına bağlı politikalar geliştirilerek dinsel, etnik ve bölgesel savaşlar çıkarılır. Kendilerine bağlı gruplar, taraftarlar bulunup savaştırılır. Zenginlikler denetime alınır ve silah satışlarından milyarlar vurulur. En geri ideolojilerin toplumda yer bulması sağlanarak insanlar bununla uyutulur ve bazen de yarattıkları bu canavarlar kendilerine yönelir. Terörün ve şiddetin zemini yaratılarak insanlığın başına bela edilir. Geliştirdikleri "Yeşil Kuşak Proje"leri, desteklenen Talibanlar, yaratılan El Kaideler, Işid'ler ve diğerleri...

Kendi  yarattıkları canavarlar gün gelir kendilerine bela olur. Avrupa'nın ve dünyanın değişik merkezlerinde bombalar patlar, sivil insanlar öldürülür ve insanlık acı çeker.

Yıllar önce ABD Başkanı Bush'un "politikalarımız istikrar adına despotizm üreterek, terör ortamını hazırladı" derken aslında kendi ağızlarıyla terörün kaynağı oldukları itiraf edilir.

İktidarları ve çıkarları uğruna dünyayı yaşanmaz kılan tüm devletler insanlığa karşı suçlu ve kirlidirler. Temsil ettikleri sistemin tüm ahlaksızlığını üzerlerinde taşırlar. Bu ahlaksızlığın resmiyet kazanmış biçimleri olarak tüm devletler terörün zemini ve yaratıcısıdırlar.

Ortadoğu ve Türkiye söz konusu olduğunda ise durum farklılık arz eder; bu ülkeler terörün zemini ve yaratıcısı olmanın yanında, yürütücüsü ve uygulayıcısıdırlar. "Devlet terörü" tanımı en çok da bu devletlere uyar gibidir. Varlıklarını, birlikte yaşadıkları hakların varlıklarını yok etme temeline oturtan, tekçi ve ırkçı ideoloji ile beslenen ve kendi toplumuna sürekli baskıyı, şiddeti, terörü ve savaşı dayatan bir gelenekleri var. Demokrasi ile hiç tanışmamış ve oldukça baskıcı bu devletlerin toplumlarına uyguladıkları terör ahlaksızlığın en ucube biçimidir.

Geçmişte ve günümüzde, özellikle din ve ırk eksenli devletlerin kendi toplumlarında gerçekleştirdikleri kırımların sayısı milyonlara varıyor. Soykırım, katliam ve göçertmeler üzerine varlık kurmuş devletlerin varlıklarını korumaları yine aynı yöntemlerle yürütülüyor. Mevcut siyasi rejimlerini korumak, hiçbir hukuk kuralına uymayarak, her türlü inkâr ve imha meşru gösterilerek devlet terörü uygulanır. Muhalifler ortadan kaldırılır, faili devlet olan cinayetler işlenir, cezaevleri doldurulur ve işkenceler günlük işlev görür. Bunun adına da "terörle mücadele" denir.

Yüzyıllık Türk devlet yapısının tarihi, milyonlara varan insan kırımının tarihidir. Gerek emperyalist devletlerin uşaklığını yapmada ve gerekse kendi toplumuna dayattığı iç savaşlarla Anadolu toprakları neredeyse mezarlıklara dönüştürülmüştür.

Hakların, değişik toplumsal kesimlerin halk ve toplum olmaktan kaynaklı meşru hak talepleri kanla bastırılmış, bu kesimlere karşı devlet terörü en acımasız şekilde uygulanmıştır. Devlet iktidarı terör ve şiddetiyle kurumlaşmış, şiddet ise adeta topluma kabullendirilmiştir.

Başta Türkiye olmak üzere, Ortadoğu'daki devletler kadar dünyanın başka taraflarında kendi toplumuna şiddeti ve terörü dayatan ve bununla bütünleşmiş devletler bulunmamaktadır. Yine hiç bir toplum kendini bu bölgedeki toplumlar kadar devletle bütünleştirmemiştir. Siyasi partiler, sivil toplum örgütleri vb. birçok kurum ve kuruluşlar kendilerini devletle ifadelendirmede hiç sakınca görmezler ve bundan gururlanırlar.

Toplumun ezici çoğunluğu, ekonomi, siyaset, sanat, bilim, yargı, yasama, yürütme ve basın tamamen tek elde toplanır. Devlet denilen ve toplumun hizmetinde olmayan tekçi, inkârcı aygıt; şiddet ve terör üreten bir mekanizmaya dönüşür. Toplum devlete bağlandığı oranda itibar görür. Devletin ahlaksızlığı topluma egemen kılınır. Şiddetin ve ahlaksızlığın bütünleştiği bir toplumda toplumsal çürüme çok şiddetli bir şekilde kendini hissettirir.

Bugün hak talepleri kabul görmeyen ve bu nedenle bedenlerini ölüme yatıran Nuriye Gülmez ve Semih Özakça'nın gözaltına alınarak tutuklanması bu devlet ahlaksızlığının sonucudur. Sivil insanların bodrumlarda yakılması, öldürülen bedenlere işkence yapılması, ölü kadın bedenlerinin panzerlerle sürüklenmesi, ölü bedenlerin, yakılmış ve parçalanmış bedenlerin sahiplerine verilmemesi, çocukların ve yaşlıların öldürülmesi de devlet ahlaksızlığıdır.

Tüm bunlara karşı direniş gösteren, insanca yaşamdan başka talebi olmayan, farklı düşünen ve farklı yaşayan tüm muhalifleri susturmak, zindanlara doldurmak, işkence yapmak ve bunu da "terör"le adlandırmak da devlet ahlaksızlığıdır.

En büyük ahlaksızlık ise, devlet tarafından başına geçirilen siyah çuvalın farkına varmayan yığınlardır.