Şuanda 77 konuk çevrimiçi
BugünBugün3739
DünDün3275
Bu haftaBu hafta10121
Bu ayBu ay97931
ToplamToplam7759294
thkp-c(acilciler) adim adim tasfiye edildi PDF Yazdır e-Posta
Ibrahim Yalcin tarafından yazıldı   
Pazartesi, 14 Eylül 2009 18:22


 Yeni kuşak, bir önceki dönemin mücadele biçim ve yöntemlerine, içersinde yaşadıkları  dönemin özgünlügü çerçevesinde  baksa da, bir önceki  dönemin deney ve tecrübelerine de bakacaktır. Geriye dönüp bakanların, bir önceki dönemde yaşananları çok  yönlü  görmedikleri sürece, gelecege ilişkin taktik ve stratejik çözümlemelerinde  yanılgı  kaçınılmaz olacak ve belki de bır kez daha önlerinin kesilmesine neden olunacaktır. Böyle bır durumda sorumluluk onlara sınırlı kalmayacak bizlere de düşecektır. Bizlerle ve bizden öncekilerle,  yaşanmış olumsuzlukların, ihanetlerın bir kez daha yaşanmaması ve asla tekrarlanmaması ıçın yaşananların çok yönlü aktarılması özellıkle önemlidir. Bunu yapmaya çalışıyoruz.
Orta-Dogu’da bulundugum bir sene içersinde alışık olmadıgım birçok şeye tanıklık ettim, bizzat yaşadım ve bunları yazmaya çalışıyorum. Bu güne kadar sosyalist mücadele tarihimizde yaşanan olumsuzluklar genellikle örtbas edildi ve ‘’kol kırıldı yen içinde kaldı’’ dogru mu oldu? Hayır, dogru olmadı. Olumsuzluklar ve ihanetler gizlenmeye çalışıldıkca, azalmadı, artarak devam etti. 12 eylül’ün üzerinde 30 sene geçti. O dönemin militanları yaşlandılar ve hepimiz bugün 60 yaş civarındayız. Anılarımız degerlidır, bir çogumuz o günlerin anılarıyla  bugün bile mutlu oluyor heyecanlanıyoruz. En çok sevdıklerimızi bu mücadele içersınde kaybettik. Yüreklerimizde onların tertemiz hatıralarını ve sızısını taşıyoruz. Zaman akıp gidiyor ve herşey degişiyor. Eski arkadaşlarımızın bir çogu artık eskisi gibi düşünmüyor.Bu son derece dogal. Buna karşın,o dönemin heyecanını ve ugruna mucadele ettıkleri degerlere sonuna kadar sadıklar ve kesinlikle en küçük bir pişmanlık duymuyorlar.

                 THKP-C(ACİLCİLER) örgütü içersinde çok sayıda militan yoldaşımız oldugunu ve bunların devrım ve sosyalizm  mücadelesinde kararlılıkla ve hıcbır fedakarlıktan çekinmeden  yer aldıklarını yazdım. Hataları ,eksiklikleri ve yetmezlıkleri vardı , ama hata, eksıklık ve yetersızlıkleri hiç bir zaman, samimiyetleri ve dürüstlüklerine galabe çalmadı. Onların bircogu örgütlerine ve yoldaş bildikleri arkadaşlarına hep güvendiler. Son ana kadar  güvenlerinde israr ettıler. Bu samimıyet ve kararlılıklarının artık karşılık bulmadıgına emin olmadan örgütlerini terketmediler. Bu bakımdan,1982 ortalarında  ideolojik olarak varlıgı sona ermiş olan örgütümüzün, gerçekten de artık tarih sahnesinden çekildigine 1988 sonuna kadar inanmak istemediler. Bitişin kabul edılmesi birçok eski yoldaş üzerınde son derece olumsuz izler bıraktı ve aşırı savrulmalarına neden oldu. Düşündürücü bir örnek vermek zorundayım. Bir çogumuzun tanımadıgı ‘’Burhan yoldaşı’’ anlatmalıyım.

              Burhan (F.Ö) yoldaş, İstanbul bölge örgütlenmesi militanlarındandır. 1979 aralık ayına kadar bölge sorumlusu Haydar Yılmaza baglı çalışırken,Aralık ayı darbesınde Haydar Yılmaz yakalanmış ve yakalanmasından 1-2 gün önce ben tahliye olmuştum. H.Yılmaz hapıshane’den yolladıgı notlarla İstanbul ilşkilerini bana devretti ve Burhan yoldaşı bu vesileyle tanımış oldum. Burhan için bana verilen raporda ‘’..K. burjuva özellileri bulunan ama gelişmeye son derece açık bir yoldaş’’ olarak tanıtılmıştı. Onunla ilişkilerimi bu temelde yürütmeye çalıştım.  12 eylül darbesinden bir süre sonra yakalandıgımızda Burhan yoldaşta yakalananlar arasındaydı ve bir kamulaştırma eyleminden dolayı, önce 26 sene hapse mahkum oldu ama 3 sene sonra yargıtay tarafından davası bozularak tahlıye edildi.

1986 tarihinde hapısten çıktıgım zaman kendisini aradım ve Istanbul  Tunel de bir reklam ajansı kurdugunu  ögrenerek dogru bürosuna gıttım. Bir süre sohbet ettikten sonra bana ‘’ ..nerde kalmıştık ve ne yapıyoruz’’ diye sordu. Orta-Doguya gidecegimizi ‘’ yoldaşların bizi bekledigini’’ söyledim. Oturdugu masa’dan egıldı ve telefonun fişini çekti, kabloyu sardı ve cebıne koydu. ‘’ hadi gidelim’’ dedi. Bu bir güvendır. Kararlılıktır ve samımiyettir. Militanlıgın en güzel örnegıdır. Üç gün sonra kendisini  Suriye’ye gönderdim ve bir hafta sonra da ben gittim.

             1986 hazıran ayı olmalı.  Suriye’nin ‘’Basid’’ kasabasına gelmiştim. İllegalite geregi Burhan yoldaş beni tanımıyor(!)  diger yoldaşlar gibi ilgileniyor ama gözünü benden ayırmıyordu. Bir an evvel yalnız kalacagım anı kolladıgını hissediyordum. Gece yarısına dogru  yatmak üzere kalktıgımızda, Burhan yoldaş bir fırsatını buldu ve ‘’ biraz konuşalım’’ diye beni evin çevresinden uzaklaştırdı. İlk sözü, ‘’ sen beni nereye getırdin? Burada benim ögrenebilecegim hiçbir şey yok. Askeri eğitim yapma imkanı yok, politik bir egitim desen o da yok. Yoldaşlar’ın hepsi sıkıntılı, burası Basid falan degil düpedüz   BASTİL ‘’ dedi. Şaşırdım ve kızdım. Beklemesini söyledim ve konuyu kapattım.

               Günler geçtikce , başta İstanbul bölgesinden  gelen yoldaşların sabırsızlıgı artıyor ve burada durmanın anlamsız oldugunu, dönmek itediklerini söylüyorlardı. Her seferinde bu durumu Mihrac ‘ a anlatmama ragmen degişen bir şey yoktu ve beklemek gerekiyordu.

              Burhan yoldaşı Basid kasabasından alarak yanıma, Lazkiye’ye getirdim.  Lazkiye’de fırsat buldukca  sokaga çıkıyor sohbet ediyorduk.  Burhan’ın özel sıkıtıları vardı. Yeni evlenmişti ve Surıye’ye geldikten sonra eşi ile irtibatı kesilmişti. Evde bulunan telefonu MK  üyeleri dışında kullanmak yasak oldugu için  buradan aramasına müsade edilmiyor, dışardan araması için de parası yoktu. Bir kac kez ben arayıp telefonla konuşmasını sagladıysam da bu yeterlı olmadıgı için sinir sistemleri fazlasıyla yıpranmış en küçük bir olayda sorun çıkartır hale gelmişti.

             Lazkiye’de bir apartman daıresinn ikinci katındaki ıkı daıreli evın bir tarafında, evli olan yoldaşlar (  ben, mıhrac, Levent ve Şerıf ) kalıyorduk . Karşı daire de ise, 15 civarında bekar yoldaşlar kalıyorlardı. Bu bölümde geceleri sırayla nobet tutulur evin güvenlıgı bu biçimde saglanırdı.  Burhan yoldaş’ın nöbet tuttugu bir gece, televizyonu açmasına müsade etmeyen Yusuf (Zıhnı Alan) ile aralarında şıddetlı bır tartışma çıkıyor ve Burhan Silahını çekerek uyuyan yoldaşları ( Yusuf da dahil)  uyandırarak odanın ortasında ellerını havaya kaldırtarak ölümle tehdit etmeye başlıyor. Aralarından bir kişi oda dan kaçarak dogru benım uyudugum odaya hızla girdi ve ‘’ hocam, Burhan yoldaş herkesi öldürecek yetiş’’ diye bagırmaya başladı. Koşarak odaya girdigim de Burhanı,  elinde kalaşnıkof tüfekle duvara dayayıp ellerını havaya kaldırttıgı ve öldürmekle tehdit ettigini gördüm. Ben odaya girdigim zaman ‘’ İbrahim yoldaş seni severim yaklaşma, ben bunların hepsini öldürüp kafama da bir kurşun sıkıp bu rezalete son verecegim ‘’ diye haykırıyordu. İllegalıte falan bitmiş bana ismimle hitap etmesinden işin son derece ciddi oldugunu anladım. Sakinleştirmem zor olmadı ve silahı elinden alarak herkesin yatmasını ve  bu talihsiz olayın unutulmasını ıstedım. Öyle de oldu ve sabah herkes uyandıgında akşam ki olay hiç olmamış gibi hayat devam etti.

              Her fırsatta, Burhan yoldaşla  sohbet etmeye özen gösterirdim.  İçki(!) yi sevdigini bildigim için, ara sıra  örgütün lokantasına götürür bir kaç duble rakı içmesine bile müsade ederdim.( tabı her seferınde de Burhanı lokantaya getırdıgım  rakı içirttigim(!) Mihrac’a rapor(!) ediliyordu )

            Yoldaşlara silah çektigi gecenin sabahında     uzun bir sohbetimiz oldu. Suriye’de gördükleri karşısında tiksintiyse kapıldıgını söylüyor, yaşanan rezaletlere karşı en kısa zamanda tedbir almamız gerektigini tekrarlıyordu.  Sohbet ilerledikce  ‘’.. söylemek isteyip de bir türlü cesaret edemedim’’  dedigi düşüncesini açıklamaya başladı. ‘’.. Yoldaş ben kafama koydum eger tamam dersen, başta Mihrac pisligi ve onunla birlikte Şerif ve  Goril ( Haydar’ı kastedıyor. Haydar daha sonra otlattıgı koyunları da alarak kaçmış) öldürecegim. Bu pıslikler yaşadıgı sürece bu örgütten hiç bir şey olmaz. Bunlar’ın hepsi ajan ve Türkiye devrimi diye bır dertleri yok’’ diyordu. ‘’ Mıhrac, Şerif ve Goril Haydarı gebertıp kafama bir kurşun sıkacagım, kararlıyım’’ dıye israr eden Burhan’ı  bu fıkrınden vazgeçirdim. Daha sonra bu konuşmamızı, Ali sönmez’e  de anlattım.  ‘’ ...Durum bu hale geldiyse işimiz zor’’ dedim. Hiç sesini çıkarmadı. Sanki, bıraksaydın gebertseydi der gibiydi.

             Burhan yoldaş edilgen bir tip degildi. Bagımsız bir kişiligi ve kabullenmedigi konularda karşı çıkan bir yapıya sahipti.  Örgütsel ilşkilerde yoldaşlarına karşı son derece saygılı, kibar ve disiplinli  bir militandı. Suriye’de karsılaştıgı olumsuzluklar karşısında birçok yoldaşın yaptıgını yapmıyor, itiraz ediyor kabullenemiyordu.  Burhan’ın ‘’dik başlılıgı’’ özellikle Mıhrac’ın hoşuna gitmiyor ama  bana olan yakınlıgı nedeniyle de  bunu belli etmemeye özellikle  dikkat ediyordu.

              Fransa’ya gitmek için Şam ‘a geldim ve bir ay Şam’da kaldım.  Mihrac,  bir yolunu bulup Burhanı benım yanıma yolladı(!)  Amaç; Burhan’ın Lazkiye’den uzaklaşması ve yoldaşların kafalarını karıştırmamasıydı.

             Fransa’ya hareket ettigimin üçüncü günü,  Şerif, Levent ve Goril Haydar Şam’da Burhan’ı ’’ tutuklayarak’’ lazkİye’ye getirıi sorguya çekiyorlar ve ölümle tehdit ediyorlar. ‘’ Hadi bakalım şimdi’de konuşsana’’ diyerek  ‘’  Zaaflarım var buralara dayanamıyorum yaptıklarımdan pişmanım ‘’ vb  içerikli ‘’ özeleştiri’’ alıyorlar. Bu arada, benim aleyhimde konuşturmayı da ıhmal etmiyorlar(!) tabi. Sorgu(!) bittikten sonra elındeki kimligide alarak sokaga bırakıyorlar. Benden 6 ay sonra kendi olanakları ve Şam’daki diger devrimci örgütlerin yardımıyla Fransaya geldi ve orada yaşananları bana anlattı.

               Artık bu örgüt içersinde kalmamızın hiçbir anlamı kalmadıgına karar verip ayrılık kararı almamız üzerine Burhan tarafından defalarca eleştirildim. ‘’ Suriye’de ben bu pislikeri gebertme kararı aldıgımda karşı çıkmayıp beni engellemeseydin bu iş buraya kadar gelmezdi’’ diyordu . Pişman mıyım? Hayır. Mıhrac adlı hain yaşadıkca her gün kahrolmalı, yaşadıkca adı pislik diye anılmalı. Bugün oldugu  gibi...

               Burhan yoldaşı bir örnek olarak yazdım.Örgütsel yapımızın tasfiyesinde buna benzer yüzlerce Burhan örnegi vermek mümkündür. İnsanların teker teker yada toplu olarak uzaklaştırılması için ne mümkünse yapıldı, tüm ihanet yolları denendi. Yoldaşların biri digerine karşı kullanıldı ve birlikte hareket etmemeleri için her yol denendi. Aradan geçen 20-30 seneye ragmen, aynı gerekçelerle örgütlerinden ayrılmak zorunda kalan insanların bugün bile biraraya gelip sohbet edemeyecek kadar birbirlerine düşürüldügünü biliyorum.           

              1982 ortalarından itibaren Suriye Muhabarat’ı ile ilşkiler istenilen noktaya geldi ve tasfiyeciligin dügmesine basıldı. Önce, Örgüt içersinde tanınan, sevilen ve güvenilen isimler tasfiye edileceklerdi. Ardından, ‘’Liva İskenderun’’ dışındaki bölge militanları,mümkün oldugunca kullanılacak ama teker teker tasfiye edilmeleri için tedbirler alınacak.(Mihrac’ın dosya(!) merakı bu yüzdendir) Daha sonraki süreç’te ‘’ Liva İskenderun ‘’ kökenli arapca bilen militanlar içersinde, Mihrac Ural’a baglılıgından şüphe duyulanlar ve özellıkle de Mihrac’ın Suriye polıtıkasını kabul etmeyecek olanlar tespit edilerek digerleri gibi ya kendiliklerinden, olmazsa başka yöntemler kullanılarak uzaklaştırılmaları yoluna gidilecek... Sürec böyle işletildi. Burada iki hesap hatası yapıldı. Birincisi; Hapihanede olan yoldaşlar unutuldu, Bu yoldaşların nasıl olsa uzun süre yatacakları hesap edilerek, geldikleri zaman icablarına bakılır(!) rehavetine kapılındı ve önemsenmedi. İkincisi; Arap kökenli yoldaşların, Mihrac Ural’ın ihanet politikasına ses çıkartmayacakları hesap edildi. İtiraz etseler bile, bunun güçlü ve kitlesel olmayacagı, sınırlı olacagı sanıldı. Arap kökenli yoldaşların örgütten ayrılmaları sırasında Mihrac Ural haini tarafından,’’ siz bizim kanımız, canımızsınız’’ diye yalvarırcasına ‘’ geri döndürme’’ çabası bu nedenledir. Hesapların tutmadıgı anlaşıldı. Bugün; Mihrac, Şerif ve ‘’Levent’’ dışında yanında hiç kimsenin kalmamış olması hesapların tutmadıgını gösteriyor. Burada Levent’i özellikle tırnak içine alarak söyledim. Bunun nedenleri var. İnanıyorum ki, Levent orada ayrıldıgı gün tıpkı Yusuf ( Zihni Alan) gibi Mihrac Ural ihanetinin ‘’ suç ortaklıgı’’nı yaptıgı günleri lanetle anacaktır.                                                                                                

İbrahim   Yalçın

 
Son Güncelleme: Pazartesi, 14 Eylül 2009 18:30