Şuanda 47 konuk çevrimiçi
BugünBugün394
DünDün2914
Bu haftaBu hafta6290
Bu ayBu ay58958
ToplamToplam7818366
Adalet ve özgürlük herkese! PDF Yazdır e-Posta
İrfan Dayıoğlu tarafından yazıldı   
Çarşamba, 28 Haziran 2017 05:16


Adalet aramak elbette tartışmasız desteklenir. Ancak bilinmelidir ki, adaletin gelmesi için Türkiye siyasetinde ezber bozucu davranışlara ve siyasal tutumlara gerek var. Kılıçdaroğlu etrafındaki ulusalcı-ırkçı-milliyetçi çemberi kırabilecek mi? CHP Kürt meselesine gerçekçi bir yaklaşım gösterecek mi? Kürt tarafı her şeye karşın Adalet Yürüyüşünü bilfiil katılarak destekleyecek mi? Türkiye’nin devrimci-demokratik hareketi bağımsız, tarafsız ve çözüm üreten bir tutum içinde olacak mı? bu sorulara olumlu cevap verilebilir ve bu söylenenler gerçekleşirse Türkiye’nin baş aşağı gidişi durdurulabilir ve halklar arasında oluşan güvensizlik güvene evrilebilir ancak.

Sol siyaset yapanlar, demokrasi mücadelesi verdiğini söyleyenler kendi özgün kimlikleriyle Adalet yürüyüşünü desteklemelidir elbette. Ancak bu yürüyüşün başlatıcısı olması sebebiyle CHP bir kez daha demokrasi kahramanı da yapılmamalıdır. Çünkü değildir. CHP işin ucu kendisine dokunana kadar faşist AKP iktidarına karşı sokaklara inmedi. Referandumdan sonra da sokaklara inilmemesi için çağrı yaptı. Bugün sokakta ise iyidir denir o kadar. Ancak buradan kalkarak hele de CHP öncülüğünde faşizme karşı birleşik cephelerden, devrimlerden,  yeni Gezilerden bahsedersek büyük yanılgı yaşarız. CHP’nin istemi bu rejimi devirmek değildir. Sadece AKP’yi köşeye sıkıştırıp iktidarın nimetlerinden pay kapmaktır.

Bugün Haziran Hareketi başta Türkiye’nin demokratik güçleri kitleleri CHP’nin kuyruğuna takacaklarına, Kürt Hareketinden uzak durmak için bin takla atacaklarına kendileri sokakların önderliğine soyunmalıdır. 1968-78 devrimci kalkışmaları olurken sol bugünkü kadar bile örgütlü ve kitlesel değildi. Ama bugün hala o dönemin yarattığı mirasla devrimcilik yapanlar, 12 Eylül rejiminin yarattığı rehabilitasyon merkezlerinde rehabilite olan dönemin liderleri, yeni gençliğe önderlik yapacaklarına; onları sokaklardan, mücadeleden, devrim kavgasından ve 40 yıldır özgürlük mücadelesi yürüten Kürtlerden uzak tutmanın hesaplarını yapıyorlar.

Devrimci mücadelenin yükseldiği dönemlerde sözde solculaşan CHP;  bu sözde devrim kahramanlarınca hala kitlelere umut olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa CHP’nin kendisi zaten her söyleminde bugün faşistleşen bu devletin kurucusu olmakla övünmekte ve “devlet elden gidiyor” diyerek sokaklara inmektedir. Bugün devrimcilerin artık kendi özgün gündemleri olmalıdır. Bugün devrimcilerin artık kitlelere öncülük zamanıdır. Bozkurt işaretleri yaparak toplumda sempati toplayacağına inanan Kılıçdaroğlu’nun umut olarak lanse edilmesine devrimciler alet olamazlar.

Bugün Türkiye’nin devrimci-demokratik bir halk muhalefetine ihtiyacı var. Bugün Türkiye’nin Kürt Özgürlük Hareketi ile her alanda stratejik işbirliği yapması gereken bir devrimci çıkışa ihtiyacı var. Türkiye toplumunu değiştirip dönüştürecek olan böylesi bir devrimci çıkıştır.  Böyle bir çıkış CHP kitlesinin desteğini de alabilir ve sistemi kökten değiştirecek gelişmelere yol açabilir.

Tarihsel belleğimizi tazelediğimizde görürüz ki, CHP devrimci durumun olduğu, iktidara karşı halk kitlelerinin ayağa kalktığı, hak mücadelesinin yükseldiği her dönemde sol söylemlerle yeniden pazara sürülmüş ve devrimci mücadelenin dalgakıranı görevini yapmıştır. Bugün de yaptığı aynı görevdir. Elbette adalet için yürümek desteklenir. Ancak biz gerçek adaletin bu kurulu sistemi ortadan kaldıracak bir devrimci çıkışla olanaklı olduğunu her hal ve şart altında özgürce savunarak bu eylemlerde yer almalıyız.

Özgürlük ve adalet arayışımızı birilerine eklemlenerek değil, eşit bir partner olarak yerine getirmeliyiz.

Sanki kendisi CHP lideri olarak değil, sade bir vatandaş olarak yürüyormuş gibi, HDP’nin kendi siyasi kimliği ile Adalet Yürüyüşüne katılmasını uygun bulmuyormuş. Bu duruma gülünmez mi? HDP yöneticileri bu yürüyüşe hangi kimlikle katılırlar? Bilmiyor mu? Bu nazikçe “siz lütfen bu yürüyüşe katılmayın“ demektir.

HDP’nin siyasi kimliğini bir kenara bırakıp yürüyüşe katılmasını istemek, gelmeyin demektir.

Elbette yürüyüşte parti flaması açılmaz denebilir. Ancak HDP yöneticileri HDP’li olarak bu yürüyüşe katılırlar. Onlar da Grup Toplantılarını, MYK toplantılarını yürüyüş boyunca yaparlar. Tıpkı Kılıçdaroğlu’nun yaptığı gibi. Destek isteniyorsa bunları kabul etmek gerekir.  Kılıçdaroğlu samimi ise HDP’lilere gelin kol kola yürüyelim demelidir. Yine bizim demokratlarımız, devrimcilerimiz de Kılıçdaroğlu’nun “HDP parti kimliğiyle yürüyüşe katılmamalıdır” açıklamasına tepki göstermelidir.

Nasıl ki, STK temsilcileri, Sendika temsilcileri kurumsal kimlikleri ile bu yürüyüşte yer alıyorsa, HDP, HDK, DTK, DBP gibi Kurum ve partiler de kendi özgünlükleri ile bu yürüyüşte yer almalıdır. Ancak Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü sadece İstanbul’a kadardır ve Edirne’ye uzanmayacaktır. Kılıçdaroğlu ile yürüyen ulusalcı, ırkçı kesimler HDP’yi korteje almayacaklarını açıktan söylüyorlar. Ama bizim tatlı su solcularımız ise “Kürtler neden destek vermiyor” aymazlığına devam ediyorlar. Kürtler elbette adalet arıyorlar. Hem de bedeli ne olursa olsun diyerek, binlerce evladını kaybetmeyi göze alarak.  Bu yürüyüşe de destek vermek istiyorlar ve vereceklerdir. Ancak CHP samimi ise AKP’nin çifte standartçılığına karşı çıkmalı, HDP’lilere yönelik yapılan saldırılara açıktan tutum almalıdır.

Bugün HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ’ı ve tutuklu diğer milletvekillerine bayram ziyaretine giden otobüsler engellendi. Tek tek bilet alıp farklı otobüslerle gitmek isteyenlere de izin verilmedi ancak HDP’liler tüm engelleri aştılar. Manisa, İzmir, Muğla ve İstanbul'un çok sayıda ilçesinden yola çıkan HDP'lilerin araçları bağlandı, şehirler arası otobüslerle gidişleri dahi engellendi. Buna rağmen cezaevlerine ulaşmayı başaran HDP'liler, Kandıra, Edirne ve Silivri cezaevlerinin önünde açıklama yaptı. Ancak tüm bunlar olurken bizim  “Adalet”çilerden tık yok.

Adalet istemek iyidir. Ancak adalet herkes için istendiğinde iyidir. Haksızlığa uğrayan tüm kesimler için adalet istemek samimiyettir. CHP yönetimi bu samimiyetten uzaktır. Kılıçdaroğlu ne zaman Selahattin ve Figen başkanlar için açıktan isim vererek adalet talebinde bulunabilirse samimiyetine inanılabilir.

Bugün Selahattin Demirtaş’ı ziyaretleri engellenen Pervin Buldan cezaevi önünde bir açıklama yaptı. Açıklamada: “Adalet Yürüyüşü'nü gerçekleştiren arkadaşlara da sesleniyoruz; Adalet Yürüyüşü sadece Ankara’dan Maltepe’ye kadar olmamalı. Adalet Yürüyüşü Ankara’da başlamış olabilir, ancak adaletin aranması gereken yer aynı zamanda Gever’dir, Sur’dur, Cizre’dir, Silopi’dir.

Bugün adaletin aranması gereken yer sadece Maltepe Cezaevi değildir. Edirne Cezaevi’dir, Silivri Cezaevi’dir, Kandıra Cezaevi’dir, Sincan Cezaevi’dir. Sadece 1 milletvekili için adalet aranmaz, sadece bir milletvekili tutuklandı diye adalet arayışı eksiktir. Bir adalet yürüyüşünün bitmesi gereken nokta Edirne Cezaevi’dir, tam da burasıdır.” dedi.

Artık bir gerçeğin altını çizmekte fayda var. Kürt özgürlük hareketini görmezden gelerek demokrasi mücadelesi verilebileceğine inananlar büyük aymazlık içindedir. Türkiye’ye adalet ve demokrasi ancak ötekileştirilen tüm toplumsal kesimlerin ortaklaşması ile olanaklıdır. Bu referandumda HAYIR Platformu olarak tezahür etti ve sonuç aldı aslında. Şimdi de yapılması gereken aynısıdır.