Şuanda 25 konuk çevrimiçi
BugünBugün849
DünDün1709
Bu haftaBu hafta3841
Bu ayBu ay33777
ToplamToplam4625788
Batı 68'i sanıldığı gibi değildir! PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazartesi, 16 Ekim 2017 14:35


İdris Köylü, “Ulusal kapitalizmden küresel kapitalizme / 16” yazısında önemli iki konuya değiniyor: birincisi 2000’li yıllardan başlayarak görülen çeşitli ülkelerdeki kitlesel kalkışma hareketleridir. İkincisi ise, Batı 68’inin sınıfsal taleplerinin zayıflığına ilişkindir. Bu yazıda iki belirlemenin de eksiklik ve yanlışlıklarına işaret etmeye çalışacağım.

Kapitalizme karşı değişik ülkelerdeki yeni kitlesel hareketlerin tarihi biraz daha eskidir ve 1990’lı yıllardan başlatmak daha uygun olur. Bu hareketlerin genel özelliği değişik sınıf ve katmanları temsil etmeleri ve genellikle sürekli olmamalarıdır. “Tek taleplik hareket” belirlemesi bu tür kalkışmalar için yapılmıştır. Bizdeki bilinen örneği Gezi’dir. Gezi’nin ana talebi “hayatıma karışma” idi ve benzeri hareketler gibi zamanla bileşenlerine ayrıştı, sürekli olmadı. Her yıl “Gezi ruhunu çağırma seansları” yapılmakla birlikte tekrarlanmadı. Bileşenlerinin şu veya bu bölümünden farklı hareketler doğabilir ama ikinci Gezi gerçekleşirse bile Gezi denilemeyecek kadar farklı olacaktır.

İlk örneği Zapatistalar’da görülen, ardından Sosyal Forum Hareketi’yle devam eden, sonra İşgal hareketi ile kendini gösteren bu hareketlerin genel özelliği, işçi sınıfı hareketi olmamalarıdır. İşçiler bu hareketlerde azdır. Kendinize göre bir işçi sınıfı tarifi yaparak tersini iddia edebilirsiniz ve bu durumda da hareketteki süreksizliği açıklayamazsınız. Bu hareketlere katılan insanlar örgütsüz değil örgütlüdür, sadece örgütlü olmaktan anladıkları bilinen türde parti ya da sendika örgütlenmesi değildir.

Batı 68’i konusunda yapılan belirleme ise doğru değildir. Denilmektedir ki:

Küresel kapitalizme karşı uç veren bu hareketlerle 1968 hareketleri arasında benzerlik/paralellik kurulmaya çalışıldığı gözlenmektedir. Şayet kastedilen bu benzerlik 1968 in Avrupa ayağı ise böyle bir yaklaşımın maddi temeli yoktur. 1968 hareketlerinin Avrupa ayağını oluşturan talepler, hareketin merkezini oluşturan Avrupa öğrenci gençliğinin tutucu/muhafazakâr Avrupa’ya karşı sosyal yaşam alanlarının genişletilmesi, bu talebi sınırlayan/kısıtlayan engellerin kaldırılmasıdır. Şayet kastedilen 1968 hareketlerinin geri bıraktırılmış, bağımlı ülkelerdeki yansıması ise bu konudaki itirazın yerinde olmadığını düşünmekteyiz. Gerçekten de 1968 eylemlerinin Avrupa ayağında sınıfsal talepler yok denecek kadar cılızdır. Bu olgu 1968 hareketine önderlik eden Avrupalı öğrencilerin/aydınların daha sonra bulundukları ülkelerde burjuva iktidarlar içinde yer almasıyla, onun birer parçası olmakla sonuçlanacaktır.

68 hareketinin Avrupa ayağında sınıfsal taleplerin yok denilecek kadar cılız olması görüşü, bu hareketlerin önde gelen bazı kişilerinin daha sonra burjuvaziye entegre olmalarıyla açıklanıyor. Kızıl Dany (Daniel Cohn Bendit) ve Regis Debray örnek gösteriliyor. Almanya’da Joschka Fischer de örnek verilebilirdi. 68 hareketinin önemli isimlerinden birisidir ve yıllar sonra Dışişleri Bakanı olmuştur.

Ama hepsi bu kadar değildir…

Almanya 68’inin bir numaralı ismi Rudi Dutschke’yi atlamamak gerekir. Suikast sonucu ağır yaralandı ve hayatının geri kalan bölümünde fazla aktif olmadı. Çok sayıda yapıtı vardır ve tümüyle sosyalizmin nasıl kurulabileceği sorusuyla meşgul olur.

Almanya 68’inin teorisyeni sayılan Hans-Jürgen Krahl –genç yaşta trafik kazasında öldü- da böyledir. Verlag Neue Kritik bütün yazılarını toplayarak kitap halinde yayımladı. 450 sayfalık kitaptaki makaleler baştan aşağıya sosyalizmle ilgilidir.

Bu konuda bizim 68 ile Almanya 68’i arasında şu önemli farklılık bulunur: Almanya 68’i reel sosyalizmi eleştirir ve alternatifler üzerinde durur. Bizde ise bu söz konusu değildir. Marksist klasiklerin büyük bölümünün ilk kez yayınlandığı 1960’lı yıllarda böyle bir yönelim beklemek doğru da değildir.

Her iki ülkedeki 68’in ana konusu Vietnam savaşı ve idolü de Che Guevara’dır.

Dutschke’nin doktora tezinin başlığı “Lenin’i ayaklarını üzerine dikmek” adını taşır.

Bizde 68 hareketinin ayrışmasıyla silahlı mücadele hareketleri oluştu. Aynısı Almanya 68’inde vardır: Kızıl Ordu Fraksiyonu 68’in sonucudur.

Fransa 68’i için de benzer belirlemeler yapılabilir.

Türkiye 68’i toplumda kalıcı değişiklik yaratamadı. Belirli isimler, onların örgütleri ve mücadeleleri kaldı. Ülke tarihine bakıldığında önemli bir hareketti, unutulmayacak izler bıraktı ama toplumda kalıcı değişiklik sağlayamadı.

Bu değişikliğin mutlaka devrim olması gerekmiyor.

O yıllarda iki Almanya bulunduğu için Batı Almanya 68’i Nazi geçmişle toplumun hesaplaşmasının yolunu açtı. Yakın geçmişi reddetti. Bizde ise geçmiş -Kurtuluş Savaşı ve Mustafa Kemal- kutsandı.

Batı Almanya 68’inde önemli bir kuşak çatışması gerçekleşti. Nazizmi reddeden gençler o yıllarda önemli görevler almış babaları ve dedelerini de reddettiler.

Bizde ise kuşak çatışması olmadı denilebilir.

Batı Almanya 68’inin önemli bir kadın yanı vardır. Kadın özgürlüğünde teori ve pratikte önemli adımlar atıldı. Bunun bir bölümünü feminizmin yaygınlaşması oluşturur ama bundan ibaret değildir. Aynısı Fransa için de söylenebilir.

Batı Almanya 68’i sonucunda yüksek öğrenim sistemi değişti. Otoriter çocuk yetiştirme anlayışı aşamalı olarak yıkıldı. Otoriter aile Alman faşizminin temellerinden bir tanesidir.

Bütün bunların bileşkesi toplumsal kültürde önemli değişim sağladı ve benzerleri Türkiye’de gerçekleşmedi.

Eğer toplumsal kültürde sağlanan bu önemli değişim sınıfsallık adına önemsiz sayılırsa, sınıfsallık kavramının ne kadar açıklayıcı olduğunun sorgulanması gerekir.

Günümüzde bunu yeniden görüyoruz. Mesela ırkçılık ve yabancı düşmanlığı sınıfları kesen bir sorundur, belirli bir sınıfa özgü değildir.

Fransa’da Ulusal Cephe’nin asıl seçmeni işçilerdir.

Diğer Avrupa ülkelerinde de benzeri partiler işçilerden önemli oy alır.

Buna karşılık burjuvazi –en azından Almanya’da- ırkçılığa uzak durur. Gerekçe şöyledir: “dünyanın hemen her ülkesine ihracat yapıyoruz ya da orada üretim birimlerimiz bulunuyor. Irkçılık bize zarar verir.”

Fazla görünmeden yürütülen ırkçılık için de çok şey söylenebilir ama buradaki asıl konumuz açık ırkçılıktır. Bunu sınıfsal olarak açıklayamazsınız.

Kadın sorununun da sınıfsallığa indirgenemeyeceği yıllardan beri belirtilir.

Faşizmin ciddi bir kültürel yanı vardır. Üretim araçlarında özel mülkiyetin kaldırılmasıyla faşist anlayış ortadan kalkmaz, Demokratik Almanya Cumhuriyeti örneğinde görüldüğü gibi sosyalizme eklemlenerek varlığını sürdürebilir.

Kimse kendisini faşist olarak görmez ama yabancı düşmanlığı ve Alman üstünlüğü anlayışı varsa, buradan faşizmin kültürüne geçiş hiç zor değildir.

Türkiye 68’i bu toplum ve tarih için önemlidir ama dünya genelinde bakıldığında kalıcı sonuçlarının olmadığı görülür.

Şunu da eklemek gerekir: insanların 60 yaşlarında ne olduklarından hareket edilerek 20’li yaşlarda ne olduklarına karar verilemez. Kişilerin hayatı düz bir çizgi izlemez.

Sormak gerekir: bizdeki 68 ve 78’in insanlarından çok sayıda düzene entegre olan çıkmadı mı? Bazıları Özal’ın danışmanı bazıları CHP milletvekili olmadılar mı?

Kısa süre önce kaybettiğimiz Oktay Etiman’ın hayatı bile bunu gösterir. Zor şartlarda, bir dönem parklarda yatarak hayatını sürdürmeye çalışır. Devlet kademelerinde yüksek yerlere gelmiş, 1960’lı yıllarda şu veya bu düzeyde öğrenci eylemlerine de girmiş olan tanıdıkları kendisine hiç yardım etmezler. 1980’li yılların ortalarıdır ve 12 Eylül korkusu hala her yerde hissedilmektedir.

Adama ekonomik olarak destek olacaksın, örgüt falan kurmayacaksın; ama bunu bile yapmazlar. Bunların önemli bölümünün 1960’lı yıllarda keskin marksist-leninistler ve hatta gerilla savaşı savunucuları olduğuna eminim.

Birçok ülkede aynısı yaşandı ama mesela Almanya’da 2000’li yıllarda bu kadar kötüsü görülmedi. Yaklaşık 20 yıl hapis yattıktan sonra tahliye olan Kızıl Ordu Fraksiyonu militanlarına hemen iş bulan, hayatını normal devam ettirmesini sağlayan inisiyatifler vardı. Ve bunu basının bu kişilere karşı  –hala solcular gerekçesiyle- kampanya açmasına rağmen yaptılar.

68 geniş bir kalkışmadır.

Sosyalist ülkelerin 68’i de vardır ve Batı’dakinden farklıdır. Bunu yeni yayınlanan Che Guevara kitabında anlattım.

Batı ülkelerindeki 68 hiç de bizim taraftan göründüğü gibi değildir.

O 68’ler hakkında bilgi edinildiğinde bizdeki 68’in zayıf yanları daha iyi görülebilir.