Şuanda 98 konuk çevrimiçi
BugünBugün1102
DünDün2672
Bu haftaBu hafta8847
Bu ayBu ay45867
ToplamToplam4742207
Bambaşka bir ortama çıkmak... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Salı, 17 Ekim 2017 18:09


İnsan hapse girer, kısa veya uzun bir dönem kalır, tahliye olur ve bambaşka bir ortama çıkar. Hapishanedeyken dünyadan habersiz değildir. Gazeteleri okuyor, ziyaretçilerden de ek olarak öğreniyordur. Değişimin dışarıdaki etkilerini de tahmin ediyordur ama yine de değişik ortama çıkmak, onun içinde yaşamaya başlamak farklıdır.

Dört örnek vereceğim:

Birincisi; Oktay Etiman 14 yıl (1972-1996) hapis yatar ve “çok farklı bir ortama çıktım” der. 12 Eylül terörü azalarak da olsa sürmektedir ve 14 yıl öncesindeki Dev-Gençliler ortada yoktur. Bırakın dayanışmayı selam vermekten bile kaçtıklarını tahmin etmek zor olmasa gerek. Oktay bir dönem parklarda gecelemek zorunda kalır. Ankara’da Bilim Sanat Dergisi çalışanları durumu öğrenir ve geceleri büroda kalabileceğini iletirler. O da geceleri büroda sandalyeler üzerinde uyur.

İnsan ilişkileri 14 yıl öncesine göre çok değişmiştir.

İkincisi; Haydar Kutlu 1987’de Nihat Sargın ile ülkeye döndükten sonra bir süre hapiste kaldı. Ne kadar olduğunu bilmiyorum ama asıl önemli olan girişteki ve çıkıştaki farklılıktır. “Girdiğimde SSCB vardı, çıktığımda yoktu” der.

Hapisteyken dünya çapında bir olay gerçekleşiyor ve SSCB dağılarak tarihe karışıyor. Bunu tabii ki duyuyor ama ne demek olduğunu çıkınca daha iyi anlamış olsa gerektir.

SSCB’nin dağılması örgütü hangisi olursa olsun sosyalist herkesi etkiledi ama TKP’yi özellikle etkiledi. Bir deyimle bu insanlar “önce SBKP’li sonra TKP’liydi”. “Başka bir ülkede SBKP sizi değil bizi tanıyor” söyleminin bizdeki kadar yaygın olduğunu sanmıyorum. SBKP tarafından tanınan bir partinin ülkesinde yeterli gücü varsa ek olarak başkası da tanınsa ne olur tanınmasa ne olur, belirlemesi TKP için yapılamazdı çünkü TKP’nin gücünün bir bölümü tek başına tanınmasına bağlıydı.

Üçüncüsü; Elveda Lenin adlı bir filmin konusudur. Sonuçta filmdir ama gerçekliği hiç yansıtmıyor da denilemez.

Evli bir çiftten erkek bir fırsatını bulup Batı’ya kaçmış, kadın gitmeyi kabul etmemiştir. Bir oğulları vardır ve onun yetişmesiyle ilgilenir. Bu arada da sık sık üst makamlara Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ndeki (DAC) günlük aksaklıklar hakkında şikayet mektupları yazar. Sosyalizme bağlıdır ve bu aksaklıkların olmamasını istemektedir.

DAC’nin son döneminde bir gün sokakta rejime karşı gösteri yapanlar arasında oğlunu görür, gözleri kararır, bilincini kaybeder ve bu durumda aylarca hastanede yatar.

Oğlu sürekli ilgilenir ve durumu düzelince alıp eve getirir. Şimdi daha büyük bir sorun ortaya çıkmıştır. Kadının bilinçsiz olarak hastanede yattığı dönemde Berlin Duvarı yıkılmış ve sonraki aylarda da DAC ortadan kalkmıştır. Böyle bir ülke artık yoktur. Annesinin bunu öğrenmesi durumunda yeni bir şok kaçınılmazdır.

Filmin sonraki bölümü çocuğun gerçek durumu gizlemek için sahte televizyon yayını yapması, eve kendi hazırladığı sosyalist gazeteleri getirmesi gibi faaliyetlerle geçer.

Kadın için korkunç bir durum söz konusudur. Doğup büyüdüğünüz, sevdiğiniz ve rejimini savunduğunuz ülke komada yattığınız aylarda ortadan kalkmıştır.

Sovyetçi sosyalistlerin önemli bir bölümü bu düzeyde olmasa bile SSCB’nin dağılmasıyla şok yaşadılar.

Dördüncüsü; kendimle ilgilidir. Hapiste kaldığım dönemde dışarıda politikleşmenin artmasını, olayların hızlanmasını hem gazetelerden izleyebiliyor hem de sıkça gelen ziyaretçilerden öğrenebiliyordum. O dönemde hapishanelere çok sayıda devrimci giriyor, biraz kalıyor ve tahliye oluyordu. Bu insanların anlattıklarından da dışarıdaki durumu izlemek mümkündü. Yine de çıktıktan sonra dışarıdaki insanları beklediğimden daha fazla politikleşmiş olarak bulacaktım. Evinde saklandığım insanlarda bunu gözlemlemek mümkündü.

İlk üç örneğe göre olumlu bir durumdu ama insan yine de biraz olsun şaşırıyordu.

İlk iki örnekte eski insanlar ve ilişkiler yoktu.

Son örnekte ise bu ileri politikleşme 12 Eylül’ün ardından kısa süre sonra yerini tersine bırakmaya başlayacaktı. Yakın ilişkilerimiz iyiydi ama genel ortamdaki soğumayı hissetmemek mümkün değildi.

Bu kadar büyük değişimle karşılaşan insanların ortama uyarken bocalamalarını da normal görmek gerekir.