Şuanda 86 konuk çevrimiçi
Lenin'in treni ya da olmazı yapmak... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cumartesi, 11 Kasım 2017 10:18


İki gün önce ARTE kanalında yaklaşık üç saat süren Tren filmini izledim. Neredeyse otuz yıl kadar önce çevrilmiş ama Ekim Devrimi’nin 100. yılı nedeniyle gösterildi.

Film Lenin’in 1917 baharında Zürih’ten bir Alman treniyle Almanya’yı boydan boya geçip İsveç ve Finlandiya üzerinden Petograd’a ulaşmasını konu alıyor.

Bir konunun filmi genellikle gerçekliğe tam uymaz, bunu akılda tutarak iyi bir film yapıldığını belirtmek gerekir.

Daha önce konuyla ilgili yazmıştım, kısaca özetlersem: Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya iki cephede birden savaşmak zorunda kalıyor: Fransa ve Çarlık Rusyası. Batı cephesinde tıkanma yaşanıyor. Karşılıklı yaşanılan büyük kayıplara rağmen Fransa-Almanya savaşında durum tıkanıyor, kimse ilerleme gösteremiyor. Bu arada belirtmek gerek, Birinci Dünya Savaşı’nın en kanlı muharebeleri Çanakkale’de değil Verdün’de olmuştur. Almanlar Rus cephesindeki askerleri batıya kaydırmak istiyor ama bunun için Rusya ile savaşın bitmesi gerekiyor. İngilizlere karşı İrlandalıları ve Hindistan’da Hintlileri harekete geçirmeye çalışırken Rusya konusunda da akıllarına Lenin geliyor. Öneriye getiren eski bir solcudur, Pavrus. Lenin’in Rusya’ya gitmesi, Çarlık’ın devrilmesinden sonra iktidara gelen Kerensky hükümetini barışa zorlayabilirdi. O yıllarda uçak olmadığı için Petograd’a ulaşmanın trenle Almanya üzerinden gitmekten başka yolu bulunmuyor.

Almanya ile Rusya savaş halinde ve bu da büyük sorun…

Filmden iki şey öğrendim.

Birincisi: Lenin teklif kendisine ulaşır ulaşmaz ne kadar tehlikeli olursa olsun gitmeye karar veriyor. “Tek başıma gitmem, bu durumda hemen hain damgasını yerim. Rus mültecilerin içinde onlarla birlikte dönersem sorun olmaz” diye düşünüyor.

İsviçre’de Rus mültecilerin değişik grupları bulunuyor ve hemen onlara gidiyor. Martov ve Menşevikler Lenin’in birlikte gitmek önerisini kabul etmiyorlar. Sosyal Devrimciler ise dinlemiyorlar bile… Yine de Lenin 30 kişiyi birlikte gitmeye ikna ediyor. Filmde kendisini en çok etkileyen yıllardır ilişkisinin kesik olduğu Inesse Armand’ın da gruba katılması…

Sürgünden ülkelerine dönen politik mültecilerin içinde Almanlarla işbirliği yaparak Petograd’a dönmek… Tehlikeli bir iş ama Lenin’in özel hedef olmasını engelliyor.

Gerçekte böyle mi oldu bilmiyorum, filmde bir sürü provokasyon gerçekleşiyor. Lenin hiç birisine aldırmıyor, derdi hedefe ulaşmak, ülkeye dönmek…

En büyük tehlike Rusya’ya iner inmez savaş halinde olunan Almanya ile işbirliği suçlamasıyla ya da “vatana ihanet” ile tutuklanmak… Trende ortak savunma üzerine konuşuluyor: Şubat Devrimi’nden sonra ülkemizdeki gelişmelere katkı yapmak için kullanılabilecek tek yolu kullanarak dönmek hakkımızdır…

İkincisi ise diğer tarafla ilgilidir. Lenin Rusya’da ne yapabilir? Alman yönetimi sosyalizm konusunda endişeli ama Pavrus onları yatıştırıyor: Lenin’in Rusya’da yapabileceği tek şey barış yapmaktır. Sosyalist devrim, sosyalist iktidar ancak Almanya’da olabilir, Rusya’da olmaz!

Pavrus’un görüşü o zamanki hakim düşüncedir.

Lenin’in Marksizmi duruma göre yorumlama becerisi kendisini gösterir. Petograd’da büyük bir karşılama düzenleyen Bolşevik kitle ne yapacağını bilemez durumdadır. Lenin hemen yeni bir devrim tanımı yapar: devrim politik iktidarın sınıf yapısının değişmesidir. Bu nedenle de Şubat devrimi demokratik devrimdir… Bu devrim geride kalmıştır ve burjuvazinin devrilmesi ya da sosyalist devrim çağrısı yapar.

Bu çağrı sadece Rusya’daki değil diğer Avrupa ülkelerindeki sosyalistlere de ters bir çağrıdır. Sosyalist devrim ancak gelişmiş kapitalist ülkelerde –mesela Almanya’da- olabilir, Rusya’da olamazdı.

Okuduğum başka bir kitapta Bolşeviklerin durumu şöyle anlatılır: “Hayatları boyunca devrimi beklediler, gerçekleşince de onu tanıyamadılar.”

Teorilere ek olarak Lenin’in 1905’te İki Taktik’te savunduklarına benzemeyen bir devrim gündemdeydi.

Sonrasını biliyorsunuz, anlatmayacağım.

Lenin içinde bulunulan duruma göre teoriyi yeniden formüle edebilen birisiydi.

Buradan günümüze, Lenin’in 1920’lerdeki Mustafa Kemal ve Anadolu’daki savaş hakkındaki görüşlerine atlayacağım.

Devrimini gerçekleştirmiş Rusya için o dönemdeki en büyük sorun iç savaşı kazanmak ve özellikle İngiltere ile şu veya bu şekilde komşu olmamaktır. Bu nedenle Anadolu’da sosyalist değil ama devrim Rusyasına düşman da olmayan bir devletin bulunması onlar için önemliydi. Zaten o dönem Türkiyesinin Rusya’ya düşmanlık yapabilecek takati de yoktu.

Lenin’in Mustafa Kemal’e ve Anadolu’da işgale karşı verilen savaşa yaklaşımını bu temelde görmek gerekir. O dönem İngiltere’nin çıkarlarına karşı olan, devrim Rusyasının da çıkarlarına uygun olan ilericidir; değerlendirme bu temeldedir.

Lenin’in her sözünden keramet çıkarmak yerine dönemin şartlarını düşünmek gerekir.

Lenin’in yaşadığı dönemde Türkiye komünist hareketinin ilk kadroları, Mustafa Suphi ve yoldaşları öldürülecektir ve devrim Rusyası bunu karşı açık tepki göstermeyecektir. Mustafa Suphi’ye “gitme” denilmiştir, gitmiştir ve yapılacak başka bir şey de yoktur. Önemli olan Rusya’da devrimci iktidarın yaşamasıdır ve buna şöyle ya da böyle hizmet eden her şey ya desteklenir ya da sessiz kalınır.

TKP yıllarca Kemalizmi değerlendirme konusunda Moskova’ya baktı, kendi çizgisini geliştiremedi. Türkiye her zaman SSCB için önemli bir ülke olmuştur, böyle olması da normaldir.

Faşist Almanya ile SSCB arasında kısa süren saldırmazlık paktı imzalandığında Avrupa ülkelerindeki komünist partilerinin faşizme karşı mücadeleyi durdurması mı gerekiyordu? Böyle yapanlar oldu, hayal kırıklığına uğrayanlar oldu ama kendi politik çizgisi temelinde mücadeleyi geliştirenler de oldu.

Denilir ki, SSCB ile zamanın Türkiyesi arasındaki iyi ilişkiler uyarınca Kemalizme karşı yeterince karşı tutum alamadık ama unutulmamalıdır ki o dönem kimse Komüntern’e karşı çıkamazdı.

Çin Komünist Partisi Komüntang ile işbirliğini dayatan Stalin’e karşı çıkar.

Batı Avrupa ülkelerindeki komünist partileri taktik çıkarları gereği Almanya faşizmiyle bir süre iyi ilişki sürdüren SSCB ile aynı politikayı paylaşmazlar.

TKP o dönem bunu yapamadıysa önce kendisine bakması gerekir.

Kendinizi alıntı temelinde haklı çıkarmak niyetindeyseniz, işinize gelen alıntıyı her zaman bulabilirsiniz.