Şuanda 90 konuk çevrimiçi
BugünBugün2695
DünDün3321
Bu haftaBu hafta9286
Bu ayBu ay38085
ToplamToplam5819676
Türkiye, Suriye, İran ve cambaza bak! PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazartesi, 01 Ocak 2018 19:30


 

 

“Cambaza bak” terimi, halkın dikkatini başka yöne çekmek, ön plana çıkmış bir soruna sözde açıklama getirerek durumu geçiştirmek için kullanılır. Ortadoğu ülkelerinde yaygın bir yöntemdir.

Türkiye’de bir bakan açlık ücreti demek olan yeni asgari ücretle ilgili olarak, “42 ayda asgari ücretle 0 km araba alınabileceğini” açıkladı. Bazı şaşkınlar buradan hareketle “asgari ücretin ne kadar yüksek olduğunu” düşünebilirler.

42 ay yiyeceğe, barınmaya ve diğer konulara harcama yapmazsanız, 42 aylık asgari ücretinizi biriktirirseniz, 0 km. araba alabilirsiniz!

Bunu nasıl yaparız, diye bana sormayın!

Suriye’de “cambaza bak” deyiminin değişik uygulamalarını gördük. Cambazın yerini burada dış düşman –İsrail ve ABD- alır. Onlara karşı savaşıyoruz gerekçesiyle içerdeki sorunlar örtbas edilmeye çalışılır.

1980’li yılların ikinci yarısıydı… İsrail uçakları Suriye’de bir tesisi bombalamış ve ülkede konuşlandırılmış Sovyet hava savunma füzeleri de saldırıyı savuşturmakta başarılı olamamıştı. Nedeni daha sonra ortaya çıktı: İsrail füzelerin kodlarının bulunduğu yöneticiyi satın almış ve elektronik mesaj göndererek kodları kilitlemiş, füzeler de harekete geçmemişti.

Başka bir örneği belki hatırlayanlar vardır: aynı yıllarda Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad’ın yakında öleceğini ilk açıklayan ülke İsrail’di. Nasıl olmuştu bu? İsrail’in elinde Hafız Esad’ın idrar tahlili raporu bulunuyordu ve sonuçlara bakarak yakında öleceğini açıklıyordu. Bu rapor İsrail’in eline nasıl geçmişti derseniz, herhalde ilgili kişi veya kişileri satın almıştı.

Başka örnekler de verilebilir. Suriye bir Muhabarat ülkesidir. Birkaç Muhabarat vardır –Irak’ta da böyleydi- ve birbirlerini kontrol ederler ama çürümüşlük o derecededir ki, parayı veren düdüğü çalar. İsrail bastırır parayı, gerekli gördüğü kişiyi satın alır.

Gelelim İran’a…

Bazı akıllılara göre Beşar Esad İran ve Rusya Federasyonu’nun (RF) aktif desteğiyle ABD emperyalizmine karşı mücadele ediyormuş! Suriye’deki İran ordusu ve RF’nun hava bombardımanı desteği olmasaydı, Beşar Esad rejimi çoktan devrilmişti.

İran ve RF’nun neresi anti emperyalisttir?

ABD’ye karşı olmak anti emperyalist olmak anlamına mı gelir?

Böyle olsaydı İkinci Dünya Savaşı’nda ABD’ye karşı savaşan ve onlara epeyce de kayıp verdiren Hitler rejiminin de anti emperyalist olması gerekirdi.

İran’daki kendiliğinden gelme özelliklerinin ağır bastığı anlaşılan halk ayaklanması için de “cambaza bak” yöntemi kullanılıyor.

“ABD, İran’ın içini karıştırıyormuş!”

ABD bunu ister ama içerde yeterli zemin yoksa istese bile yapamaz.

İran’da yıllardan beri yaşanılan ekonomik kriz, halkın üzerindeki ağır baskı yok sanki, bunlara karşı değişik şekillerde ortaya çıkan tepkiler de bulunmuyor; bütün karışıklıkları ABD çıkarıyor!

Benzer söylem 6 yıl önce, Suriye’de barışçı gösteri yapan muhaliflere ateş açılmasıyla başlayan iç savaş için de savunulmuştu: sorun dış kaynaklıdır!

Bir ülkede sorun varsa bütün büyük güçler o ülkeye açık veya gizli olarak müdahale eder. Aynısını Suriye yapmadı mı? Lübnan’ın üçte birini yıllarca işgal etmedi mi?

Suriye’de Hafız Esad dönemiyle ilgili olarak yapılan araştırmalarda bu ülkenin Ortadoğu’da çapından daha büyük bir etkiye sahip olduğu belirtilir. Bunun önemli nedenlerinden bir tanesi olarak da Suriye gizli servisinin (Muhabarat) başka ülkelerdeki kendisine bağlı birimler kurması, bazılarının içine eleman yerleştirmesi ve onları kullanması gösterilir. THKP-C(Acilciler) bunun ne demek olduğunu iyi bilen örgütlerden birisi oldu. Doğrudan yaşadık, geç kalınarak da olsa planlarını tümüyle bozabildik.

Her ülkede satın alınabilecek tipler bulunur ama bunlar Suriye’de özellikle çoktur.

İran hakkında kolaycı genellemelerden kaçınmak gerekir. 1979’daki İran devrimi ve sonrasında yaşanılanlar, sosyalist solun İslamcılar karşısında aldığı ilk yenilgidir.

“Humeyni yandaşlarıyla ittifak yapıldı, böyle oldu” anlayışı görüntüye kanmaktan ileriye gitmez. İttifak yapılmasaydı böyle olmayacak mıydı?

Sosyalist solun İslamcılar karşısında yaşadığı ikinci yenilgi Afganistan’dadır. Taliban, SSCB destekli Afganistan Demokrat Halk Partisi’ni resmen bozguna uğratacaktı. “ABD, Taliban’ı destekliyordu” açıklaması bir şey ifade etmez. ABD, Güney Vietnam rejimini de desteklemiş hatta bu ülkedeki savaşa fiilen katılmıştı, ama yenilecekti.

Türkiye için aynı belirlemeyi yapmak doğru olmaz çünkü sosyalist sol AKP iktidara gelmeden önce oldukça zayıflamıştı. AKP, CHP ve Kemalistlerle kapıştı ama güçlü bir sosyalist solla kapıştığı söylenemez.

Türkiye, yaşanılan bütün gelişmelere rağmen, İran kadar İslamcılaşmış bir ülke değildir. Gidişat hiç iyi değil, biliyorum ama bizde mesela “ahlak polisi” bulunmuyor. Sokaktakilerin giyimine karışan ve gerekli görürse elindeki sopayla anında ceza veren ahlak polisi bizde bulunmuyor. Bunun yerine “mahalle baskısı” var ama bu polis yok.

İran’da da bizde de fuhuş yaygın… Bizde henüz “fuhuş nikahı” yok, İran’da var. Kadınla birkaç saatlik nikah yapıyorsunuz, böylece fuhuştan kurtuluyorsunuz!

Belki müftülere verilen nikah kıyma yetkisiyle bu yönde de adım atılır, bakalım göreceğiz…

Bu ülkede İslamcılığın değişik görünümlerine karşı çıkan yaklaşık yüzde 50’lik bir kesim var ki, bu ciddi bir rakamdır. Bu kesim kendi içinde parçalıdır, bazı bileşenleri birbirine düşmandır ama böyle bir kesim de bulunmaktadır.

Benzeri bir durum ülke dışındaki muhalefet için de geçerlidir.

Humeyni sonrasında İran’dan çok sayıda kişi aralarında Türkiye’nin de bulunduğu başka ülkelere göç etmek zorunda kaldı. Sayıyı bilmiyorum ama birkaç milyondan az olduğunu da sanmıyorum. Bu insanlar kayda değer bir muhalefet örgütleyemediler. İran gizli servisi bir bölümüne karşı suikastler örgütledi.

Türkler ve Kürtler konusunda ise aynı saptamayı yapmak mümkün değildir. Çok sayıda yetersizlikleri bulunuyor, ama yapılabilenler de var.

12 Mart rejimi özellikle Avrupa ülkelerindeki muhalefeti pek umursamadı, sayıları zaten azdı.

12 Eylül rejimi ciddi olarak rahatsız oldu. Kenan Evren’in konuşmalarında bunu görebilirsiniz.

AKP de aynı konudaki rahatsızlığını sık sık gösteriyor.

İran kökenli sol bunu yapamadı. Sürgünde yaşayanlar içinden parlak isimler de çıktı, ama bu kadar…

İran rejim muhalifleri arasındaki iç anlaşmazlıklar, bir araya gelememek Türk ve Kürtlere göre epeyce fazladır.

Bu konuda bizi fazlasıyla geride bırakırlar!

Cambaza değil, gerçeklere bakmaya, öğrenmeye çalışmak gerekir.

Son Güncelleme: Pazartesi, 01 Ocak 2018 19:38