Şuanda 94 konuk çevrimiçi
BugünBugün2841
DünDün4090
Bu haftaBu hafta6931
Bu ayBu ay87051
ToplamToplam5050357
Tipik Ortadoğu politikası örnekleri PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cumartesi, 20 Ocak 2018 10:19


Ortadoğu tipi kafa yapısına sahip olmak, bu çerçevede politika yapmak bir anlayış tarzıdır. Bunu değiştirmeniz çok zordur çünkü kişi çocukluğundan başlayarak bu temelde şekillenmiştir. Hele bir de islamcı iseniz, Ortadoğu tipi kafa yapısından kurtulmanız neredeyse mümkün değildir.

Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği konusunda bu kafa yapısının son örneğini yeniden gördük. Son örnek, beklenebileceği gibi, önceki örneklerin tekrarından ibaretti.

Bağırıp çağırıp kükrersiniz, tehdit edersiniz, sonra baktınız olmuyor, yumuşarsınız, ilişkileri düzeltmeyi teklif edersiniz, sonra yine tehdit edersiniz…

AKP yetkilileri –cumhurbaşkanı dahil olmak üzere- AB’ye ve özellikle Almanya’ya yaklaşmaya çalışıyor. Alman basını bunu “yaltaklanma” başlığı altında sayfalarına taşıdı.

Alman hükümetinden Türkiye’ye yönelik seyahat uyarılarını hafifletmesi isteniyor.

Nereden gerekti bu istek derseniz, yıllardan beri Türkiye’ye en fazla turist Almanya’dan geliyordu. Burada sadece sayı önemli değildir, Alman turist aynı zamanda fazla para harcayan turisttir. Son üç yıldır Almanya’dan gelen turist sayısı azaldı. Almanlar İspanya ve Yunanistan’ı tercih etmeye başladılar. Yunanistan tarihinin en büyük turist akınını yaşıyor. Almanların boykotu Türkiye turizmini kötü vurdu ve bu yıl da vurmaya devam edecek… Bakmayın bazı gazetelerde yer alan “Alman turistler geri dönüyor” haberlerine; uydurmacılık her ülke basınında bulunmakla birlikte Türk basını bu konuda açık arayla öndedir.

Erdoğan Macron ile görüştü; gündemde Türkiye’nin AB üyeliği de vardı. Macron bunun olamayacağını açık olarak –bir kere daha- ifade etti.

Almanya’da Hıristiyan Demokratlarla SPD arasındaki koalisyon görüşmelerinde Türkiye ile AB üyeliği konusunda herhangi bir adım atılmaması, vize konusunda serbestlik getirilmemesi konusunda anlaşıldı.

AB içinde Almanya ve Fransa aynı tutumu alıyorsa, şu veya bu ülkenin Türkiye’nin üyeliğini desteklemesi anlam taşımaz.

Bu tukum karşısında bilinen söz tekrarlandı: Türkiye, AB üyeliğine mecbur değildir!

Gidin o zaman, dahası üyelik başvurunuzu geri çekin!

İki yılda bir AB hükümetlerine başvurular yapmaktan vazgeçin, olsun bitsin!

Ama yapamazsınız, yapamıyorsunuz. Daha kötüsü, karşınızdakiler de yapamayacağınızı biliyorlar.

Üç yıl önce Türkiye’nin elinde mülteci kozu vardı. AB’den mültecileri sınırları içinde tutması karşılığında yüksek miktarda para istiyordu. İstediği oranda olmasa bile para alıyor ama bu arada mülteci silahı da eski etkinliğini kaybetti.

Trakya’dan Yunanistan ve Bulgaristan’a geçmek hayli zor, bu nedenle Ege üzerinden Yunan adalarına gidiş tercih ediliyor. Amaç adalardan ana karaya geçmek ve oradan da bazen yaya olarak Avrupa içlerine yönelmektir.

Ne var ki, artık adalardan ana karaya geçemiyorsunuz. Adalardaki mültecilerin yaşam şartları da son derece zor ve bunu özellikle yapıyorlar; gelmeyin, burası daha kötü mesajı veriliyor.

AKP’nin “birkaç büyük ihale veririz, istediğimizi yaptırırız” politikası da sonuçsuz kaldı.

Her ülkeyle ihale anlaşmaları imzalanıyor ama Türkiye’ye karşı tutum değişmiyor.

Ekonomide işbirliği sürerken politikada da soğukluk sürüyor.

Sosyalistlerin bir bölümü de bu konuda garip bir tutum sergiliyor.

Almanya’nın Türkiye ile işbirliğini ekonomik planda da dondurmasını istiyorlar.

Almanya, Türkiye’nin en büyük ticaret ortağıdır. Ülkeye yönelik –silahlanma dahil- Almanya yatırımları sürüyor.

Bu garip bir istektir.

Hem Almanya’nın emperyalist bir ülke olduğu söylenir hem de Türkiye’ye tavır alması istenir, dahası bu tavrın ekonomik ilişkileri de kapsaması gerektiği savunulur.

Kapitalist bir ülkede ekonomi ve politika her zaman denk düşmez. Politikanın ekonominin yansıması olduğunu sanan yüzeysel yaklaşımın anlayamayacağın bir durum… ABD bile bir ülkeyi kara listeye alırken, ona ticari yaptırımlar uygularken iyice düşünerek karar verir. Ambargo uygulanması da ambargonun delinmeyeceği anlamına gelmez. İran’a uygulanan ambargonun çeşitli yollardan nasıl kısmen geçersiz duruma getirildiğini gazete haberlerinden izlemek mümkündür.

İsrail ile de benzer bir durum yaşandı ve yaşanıyor.

İsrail ile ilişkiler kötü, AKP sözcüleri bu ülkeyi sürekli olarak suçluyorlar. Diğer yandan da Türkiye ile İsrail arasındaki ekonomik ilişkiler eski canlılığını kaybetmeden sürüyor.

Kapitalist ülkeler arasında politik soğuklukla ekonomik soğukluk aynı değildir. Birisi diğerini etkiler ama bu etki değişik oranlardadır.

Ortadoğu politikasına karşı geliştirilen yöntem de kendisini tekrarlayarak sürüyor: karşındakinin ne konuştuğuna fazla aldırma, aynı çizgide devam et… Karşındaki dönüp dolaşıp yine gelecektir…