Şuanda 119 konuk çevrimiçi
BugünBugün1212
DünDün3571
Bu haftaBu hafta1212
Bu ayBu ay53212
ToplamToplam5658487
Kızıl Elma muhabbeti... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazar, 28 Ocak 2018 12:07


Kızıl Elma Türk mitolojisinde bir simgedir. Nereden geldiği konusunda değişik yorumlar bulunmakla birlikte fethi temsil ettiği konusunda görüş birliği vardır. Bu fetih dönemine göre değişir. Osmanlı İmparatorluğu’nun yayılma yıllarında Avrupa içlerine doğru ilerlenmesi Kızıl Elma’ya ulaşmak olarak düşünülürdü. Kızıl Elma daha sonra “Rus mezalimi altındaki esir Türklerin kurtarılması” bağlamında değerlendirildi. Kızıl Elma uzak bir ülkeydi, bir ülküydü, Turan’dı. Orta Asya’da yıllardan beri Rus işgali altındaydı ve günün birinde –inşallah- kurtarılacaktı.

Cumhuriyet dönemi öncesinde Ziya Gökalp ile simgelenen, daha sonra Nihal Atsız ve yandaşlarıyla süren, ardından MHP’de somutlaşan “esir Türkleri kurtarmak”, “Türk dünyasını kurmak” hayali, 1991’de SSCB’nin dağılmasından yaklaşık on yıl sonra ölecekti.

1990-2000 yılları arasında Türkiye –ABD’nin de desteğiyle- Kafkasya ve Orta Asya’da Rusya Federasyonu (RF) ile egemenlik mücadelesine girdi. Büyük petrol ve doğal gaz kaynaklarının bulunduğu bu bölgede Rusya’nın egemenliğini yeniden kurmasını önlemek önemliydi. Türkiye bu mücadeleyi kaybedecekti. O kadar ki, en yakın ülke olarak görülen Azerbaycan bile Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında denge politikası güdecek, kritik durumlarda ağırlığını RF yönüne koyacaktı.

Bu süreci Alt Emperyalizm ve Türkiye adlı 2000 yılında basılan kitabımda anlatmıştım.

Kızıl Elma sözcüğü o zamandan beri arada bir kullanılır ama MHP dahil hiç kimse Cumhuriyet öncesinden beri süren “Turan” hayalinin nasıl fiyaskoyla bittiği üzerine söz etmez.

Şimdi Suriye Arap Cumhuriyeti’nin bir bölümünü fethediyoruz ya, Kızıl Elma sözcüğü yeniden kullanılır oldu.

Bu cümle iki yönden önemlidir: Suriye değil bu ülkenin tam adının belirtilmesi gerekir. Suriye yönetimi yıllarca Kürtleri dışladı mı dışlamadı mı; tartışmaya gerek yok, ülkenin resmi adından bile bellidir.

İkincisi ise, önceki bir yazıda belirttiğim gibi, Türkiye Suriye’nin bir bölümünü –dönemin şartlarına uygun olarak- ilhak etmektedir. Bölge görünürde Suriye sınırları içinde kalacak, gerçeklikte ise egemen güç Türkiye olacaktır.

Hatay valisinin bu alanda görevlendirilecek gönüllü öğretmen araması bu nedenledir. Askeri harekatta ne kadar ileriye gidebileceği belli olmamakla birlikte Türkiye orada kalıcıdır.

Kızıl Elma gittikçe küçüldü. Orta Asya ve Kafkaslardaki Türk soydaşların kurtarılması unutulmak zorunda kalındı. Hele de RF ile ilişkiler iyiyken sözü bile edilmiyor artık…

Osmanlı İmparatorluğu bir Balkan devletiydi ama Avrupa Birliği (AB) üyesi olan Bulgaristan ve Yunanistan’dan başlayarak Balkanlarda fethe çıkmak da artık mümkün değildir.

İran ile sınır 1639 Kasr-ı Şirin Anlaşması’ndan beri değişmemiştir. Güney Kıbrıs da AB üyesi olduğu için orada da genişlemek mümkün değildir. Geriye yayılma alanı olarak Irak ve Suriye kalıyor.

Ek olarak “ah Lozan vah Lozan” diye söylenilir, Yunanistan’a kaptırılan ıssız ve minik adalar hakkında ağıtlar yakılır ve daha ileriye gidilemez.

Yayılmamız gerek, Reis’in sözleriyle “Burası bize dar gelir, sığmayız” ama nereye doğru yayılacağız?

Türkiye başka türlü bir yayılmada epeyce çaba gösteriyor. Balkan ülkelerindeki televizyonlarda Türk dizileri oynuyor, peşpeşe Yunus Emre Enstitüleri açılıyor. Türkiye eskiden Afrika’da yok gibiydi, şimdi peşpeşe konsolosluklar açılıyor. Gittikçe büyüyen bir alana silah ihracatı yapılıyor. Büyük çaba harcıyorlar ama fütuhat yok…

Kızıl Elma, elma şekerine benzer. İkisi de kırmızıdır ve elma gibidir.

“Elmasını yedik, kazığı kaldı” diye bir söz vardır.

Kızıl Elma muhabbeti de gittikçe daha fazla muhabbet haline geliyor…

Ne kadar saldırırsanız saldırın, alan artık çok daraldı…

Elma bitti neredeyse…