Şuanda 155 konuk çevrimiçi
BugünBugün3119
DünDün4941
Bu haftaBu hafta15644
Bu ayBu ay74205
ToplamToplam5255939
Türkiye borcunu öderken... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Salı, 20 Şubat 2018 19:05


Türkiye, YPG’ye saldırarak başka amaçlarının yanı sıra Suriye’ye olan borcunu da ödüyor.

Rojava’nın ortaya çıkmasında Türkiye’nin önemli payı bulunuyor. Suriye’deki iç savaş sırasında Türkiye Şam rejiminin iyice zayıflaması için elinden geleni yaptı. Rejim zayıflamadan Rojava ortaya çıkamazdı, Suriye ordusu tarafından ezilirdi. Rejim zayıflayınca ve Rojava da ortaya çıkınca, rejimin yapacağı tek şey alanı terk etmekti. Ülkenin değişik yörelerinde İslam Devleti, El Nusra ve benzeri diğer örgütlerle çatışmalar yaşanıyordu. Rojava ek cephe anlamına geliyordu ve buraya yetecek askeri güç yoktu. Bu nedenle Suriye ordusu, sonra geri gelmek üzere alanı büyük oranda terk etti.

Türkiye’nin güney sınırının hemen ilerisinde bir Kürt oluşumuna yardımcı olmak gibi bir niyeti bulunmuyordu ama politika böyledir; hesaplayarak adım atmış olsanız bile tahmin etmediğiniz gelişmeler olabilir.

Benzeri durum Irak’ta ABD’nin başına geldi. Saddam rejimi İran’ın ülkedeki etkisinin artmasını –Irak nüfusunun çoğunluğu Şiidir- engelliyordu ama ABD tarafından devrilince İran’ın etkinliği Irak üzerinden Suriye ve Lübnan’daki Hizbullah’a kadar yayıldı. Böyle bir gelişme ne ABD ne de İsrail tarafından istenmiyordu ama politikada önemli bir adım atıldığı zaman hiç beklenmeyen sonuçlar ortaya çıkabiliyor.

Suriye yönetiminin Türkiye’nin saldırısından memnun olduğu söylenebilir. Protesto edecektir, işgal diyecektir doğal olarak… Hala bağımsız olduğu imajını vermeye çalışan bir devletin başka türlü davranması da beklenemez. Ülkenin kuzeyindeki özerk Kürt varlığının zayıflatılması Suriye’nin işine gelir. İki düşman, Türkiye ve YPG savaştığında, politikanın kuralı olarak zayıf olana destek olacaktır. Böylece hem güçlü olan yıpranır hem de diğer taraf da zayıflayacağı için ülkenin kuzeyinde rejim otoritesini yeniden kurmak kolaylaşmış olur.

Suriye’de savaşın bitmeyeceği, yeni cephelerinin açıldığı görülüyor.

ABD ülkenin güneyinde yeni bir üs kurdu ve Suriye’yi terk etmeyeceğini açıkladı.

Türkiye’nin de “gözetleme yeri” adı altında denildiğine göre 12 tane üssü bulunuyor. Ek olarak Afrin’e yönelik harekatla Suriye’de yeni bir Hatay oluşturuluyor denilebilir. Türkiye girdiği alandan çekilmeyecektir. Çekilir gibi görünse bile varlığını sürdürecek gücü açık veya gizli olarak bu alanda bırakacaktır.

Suriye harita üzerinde bütünlüğü olan, gerçekte ise parçalanmış bir ülkedir.

Suriye ordusunun Türkiye ile askeri çatışmaya girmesine ihtimal vermiyorum. Suriye, Rusya’dan izin almadan hiçbir şey yapamaz ve Türkiye de Rusya’yı bu konuda –karşılığında gerekeni vererek- bağladığından emindir.

Türkiye’nin oldukça aktif bir dış politika yürüttüğünü ve her çeşit çelişkiyi değerlendirdiğini belirtmek gerekir. Son örnek Makedonya’dır. Yunanistan ismi nedeniyle bu ülkeye itiraz etmektedir. İddialarına göre Makedonya, Yunanistan’ın parçasıdır ve bu nedenle de ülkenin başka isim bulması gerekir. Yakında iki ülke arasında “Büyük İskender kimdendi?” sorunu çıkarsa şaşmamak gerekir. İskender de Makedonyalıydı.

Sadece Yunanistan’da değil Avrupa ülkelerinde yaşayan Yunanlılar arasında da Makedonya adının kullanılması heyecana neden oldu ve “Makedonya Yunandır” mitingleri yapıldı. Almanya’da yaşayan Yunanlıların merkezi Frankfurt ile hemen yanındaki Offenbach’tır ve kalabalık bir yürüyüş düzenlediler.

Türkiye Makedonya’ya yapacağı yatırımları artırmaya yönelirken, hem Yunanistan’ın rakibini destekliyor ve hem de bu ülkedeki Fettullah Gülen varlığının sona erdirilmesini istiyor.

Rojava konusunda da ABD-Rusya ve İran arasında gizli ve açık ödünler vererek sürekli oynuyor. Burada bazı yorumcuların yaptığı gibi Rusya’yı veya ABD’yi “Kürtlere ihanet etmekle” suçlamak gariptir. Herkes çıkarına bakıyor, kim daha fazla verirse onunla anlaşıyor. Türkiye ABD’ye yönelik olarak defalarca “Suriye’de kara gücünüz biz olalım, YPG’den vazgeçin” demedi mi? Suriye’de mümkün olduğu kadar fazla ve birbiriyle anlaşamayan siyasi aktör isteyen ABD yanaşmadı.

Bir bölüm insan unutmak istiyor ama hatırlamakta yarar vardır: ABD bombardımanı olmasaydı sergilenen uzun ve inatçı direnişe rağmen İslam Devleti (İD) Kobane’ye giriyordu. ABD, İD’nin geri çekilmesini sağladı ama yok etmeye yönelmedi. ABD, Suriye’de hiçbir siyasi aktörün yok olmasını istemiyor, fazla güçlenmesini de istemiyor.

Gücünü iyi tartmak, kendini abartarak ya da kışkırtmalara kapılarak gücünün üzerinde oynamaya yönelmemek gerek…

Sonuçları acı olabiliyor…