Şuanda 57 konuk çevrimiçi
BugünBugün3268
DünDün3185
Bu haftaBu hafta22590
Bu ayBu ay28777
ToplamToplam5810368
Sömürgeciliğin öteki tarafı PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Çarşamba, 21 Şubat 2018 21:51


Buna işgalciliğin öteki tarafı da diyebilirsiniz.

İngiltere ve Fransa 150-200 yıl kadar süren büyük sömürge imparatorluklarına sahipti. Sürekli olarak işgal edilen ülkelerde neler olduğunu, bu ülkelerdeki ulusal kurtuluş savaşlarını okuduk. Konunun başka bir yönü daha olduğunu pek düşünmemiştim. Konunun bir de işgal eden ülke ya da sömürgeci ülke yönü bulunuyor.

Almanya’nın tanınmış tarihçilerinden Jansen ve Osterhammel’ın Dekolonisation – Das Ende der Imperien (İmparatorlukların Sonu – Sömürgecilikten Çıkış) kitabını okuyunca ikinci yönü daha iyi gördüm. Sömürgecilik döneminde İngiltere ve Fransa yoktu, İngiliz ve Fransız imparatorlukları vardı. İngiltere ve Fransa bu imparatorlukların merkez ülkeleriydi. İki ülkenin sömürgeciliği farklıydı. İngiltere’ninki daha esnek, Fransa’nınki daha katıydı. İngiliz sömürgeciliği yerel dile fazla karışmaz ve kültürel egemenliğini kurmakta dolaylı yollar kullanırken, Fransa doğrudan müdahale ediyordu.

1945-1965 arasında bu iki büyük imparatorluk büyük oranda dağıldı. Eski sömürgeler politik olarak bağımsızlıklarını kazanıp yeni sömürge durumuna geldiler. Politik bağımsızlık onları bağımlı olmaktan kurtaramadı, genellikle de eski sömürgeci merkeze ekonomik ve kültürel yönden bağımlı kalmaya devam ettiler.

Bu işin bir tarafıdır. Diğer taraf ise, İngiliz ve Fransız uluslarının yeniden kurulmasıdır. Eskiden imparatorluktunuz, şimdi İngiliz Uluslar Topluluğu gibi bağımlı devletler bulunsa bile artık imparatorluk başkenti Londra değildir. Aynısı Paris için de söylenebilir.

İngiltere yeniden uluslaşmayı yumuşak yaşarken, Fransa sert yaşadı. Cezayir ulusal kurtuluş savaşı hem uzun hem de sertti ve Fransız toplumunu derinden etkiledi. Bunun bir nedeni Fransızların Cezayir’i ülkenin uzantısı olarak görmeleriyse, diğeri de ülkede çok sayıda Cezayirli işçinin bulunmasıydı. Bağımsızlığın ardından işbirlikçi Cezayirliler de Fransa’ya göç etmek zorunda kalacaktı.

Fransız 68’inin başka ülkelerdekine göre daha kitlesel ve çatışmalı olması bu geçmişe de bağlanabilir. Aradaki ilişkiyi bilmiyorum ama ilişki olması kuvvetle muhtemeldir.

Benzer bir durumu Türkiye için düşünmek mümkündür. Osmanlı da sömürgeci bir imparatorluktu ve İstanbul da bu sömürge imparatorluğunun başkentiydi. İmparatorluk Birinci Dünya Savaşı’nı kaybedenler safında bulunduğu için dağıldı, ardından savaşla Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Türklerin uluslaşması İttihat ve Terakki döneminde başlamıştı ama esas olarak 1923 sonrasında gerçekleşti.

Bu süreç İngiltere ve Fransa’nın yaşadığından farklıdır. Tek benzerlik imparatorluktan ulus devlete iniştir.

Şimdilerde Osmanlı yeniden hatırlanıyor ve ona olmadık özellikler yakıştırılıyor. Üç kıtaya yayılmış büyük bir imparatorluktu ama sonuçta kötü yıkıldı ama Türklerin bilincinde de derin iz bıraktı.

Türkler imparatorluk geçmişlerini unutamadılar. Bu anı yıllarca bilinçaltlarında yaşadı ve bu nedenle de AKP’nin “yeni Osmanlı” söylemini bu kadar kolay benimsediler.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin komşularına askeri seferleri her zaman büyük destek bulmuştur. Bu aynı zamanda Türkiye alt emperyalizminin önemli bir özelliğidir.

Bu kadar militarist bir kültürde neden doğru dürüst bir barış hareketi olmadı diye düşündünüz mü?

Barış hareketiyle böyle bir kültür birlikte var olamaz.

Aynı durum 1945 sonrasında Almanya’da da vardı. Alman halkı 20. yüzyılın başından beri “asker halk”tı. Kendisini böyle tanımlıyordu. 1945 sonrasında da bu özellik bir süre devam etti, ardından 1968 hareketinin büyük katkısıyla bu özellik ülkenin Batı Almanya diye anılan bölümünde değişti.

Bugün birleşik Almanya’nın halkı “asker halk” değildir. Bunda 68’in önemli bileşenlerinden olan barış hareketinin büyük katkısı vardır.

Bundan öğreneceklerimiz olsa gerektir.

Hazırladığım 1968’in karşı4laştırmalı incelenmesini içeren kitapta bunu da anlatmaya çalışıyorum. İkinci Dünya Savaşı’nda ağır yenilgi yaşayan, bir dönem ülkesi bölünen, nazi kültürüyle yoğrulmuş bir halk ne oranda ve nasıl değişebildi?

Atlantik’ten Moskova’ya kadar Avrupa’nın büyük bölümünü işgal etmişlerdi…

Avrupa imparatorluğundan bir dönem ikiye bölünen Almanya’ya indiler…

1989’dan sonra birleşik ulusal devlete dönüştüler.

Bu süreçlerin tamamında yeniden uluslaşma süreçleri yaşanır…

Bizde de şimdi buna benzer bir süreç yaşanıyor.

 

Konu önemli, alt emperyalizmle doğrudan bağı var, kafa yormak gerekiyor…