Şuanda 67 konuk çevrimiçi
BugünBugün3270
DünDün3185
Bu haftaBu hafta22592
Bu ayBu ay28779
ToplamToplam5810370
Telef olmak PDF Yazdır e-Posta
İhsan Sağmen tarafından yazıldı   
Cumartesi, 24 Şubat 2018 22:32


İstemeden hasara uğrayıp, yok olma, diye bilinir telef olmak. Arapça ‘itlaf’ kökenlidir. Öldürme olarak da algılanır, daha çok hayvanlar için itlaf kullanılır.

Yazı içinde, istemeden de olsa telef olan insanı anlatacağımdan, siz bunu ülke toprağı üzerinde yaşayan tüm canlı varlıklar olarak da düşünebilirsiniz.

Ülke insanımız genetiği değiştirilmiş tohum ekerek, elde ettiği ürünü yiyecek olarak kullandığında, bilmediği bin bir rahatsızlıkla karşılaşmakta, oluşan rahatsızlıkları düzeltmek için hastane ve doktorların kapısına doluşmaktadırlar.

Kimyasallarla düzeltilmeye çalışan insanlar, zincirleme rahatsızlıklar vererek, vücutta arka arkaya, tüm organları telef eden kısır döngüye sokulmaktadır.

Yediğimiz ekmekten, kırdığımız yumurtaya, içtiğimiz süte kadar doğal olmayan yapay ve değişik genli üretim, alışık olmayan vücut yapısını, uzun vadede iflasa sürüklemekte ve biz bunun farkında bile olamayız.

Şimdi piyasaya ucuz diye sürülen mısır şurubu, Amerikan şirketleri tarafından ülkeye sokuldu. Baklavasından böreğine, çay şekerinden pastasına ve çocuk mamalarına kadar, kanserojen madde içerikli şurubu insanlara yedirtmektedirler.

Arkasından doğal olarak üretilen pancar şekeri ve onun fabrikaları özelleştirilme adı altında, kapatarak, ucuz mısır şurubunu kullanacak ve milyar dolarlar elde edecek olan firmalar, halkı kanser yapma pahasına, bu politikayı dayatmışlardır.

Yaşama müdahale edip, hastalıklı sürece sokarak, telef  etmeyi planlamaktadırlar. Bu kesinlikle bilinçli yapılan bir uygulamadır. İktidarların bunu bilmiyorum deme şansı yoktur. Emperyalist şirketlerin gelirine gelir katarak, ülke insanını hastalıklı sürece sokan bu anlayış, hainliktir.

Geçmişte radyasyonlu çayları halka içiren hükümetler, ülkede kanser oranlarını yüzlerce kat artırmışlardır. O günkü yöneticiler belki bu gün yaşamıyorlar, ama, özellikle Karadeniz dağlarındaki çaylar içildiğinden, on yıl sonra hastane kapılarını kanserliler doldurmuştu.

Toplum yaşam için doğru bilimsel eğitimi almadığından, yapılan uyarıları da pek önemsemedi. Doğaldır ki, tahlil edemez, analiz yapamaz, önceden de örneğini görmediğinden, zararlı gıdaları kullanmaya devam ettiler.

Son on yıl içinde anormal olarak genetiği değişmiş yüzlerce besin maddesi önüne geçilmez telef olmayı beraber getirecektir. Hastaneler ağzına kadar hastalıklı insanla doludur. Her yıl misli ile katlanarak artmaktadır.

Devlet, halk yararına kontrol mekanizmasını, tahlil ve analizleri yapamamakta, yapsa da halka duyuramamaktadır. Halkın haber alma özgürlüğü kısıtlandığından, basın ve medyanın, merkezi güç tarafından, tek güç doğrultusunda yönlendirilmesinden dolayı, halkın bilinçlenmesi sağlanamamaktadır.

Besinin şekil olarak eskisine benzemesi, öz olarak başka ve hastalıklı olmasını, kimse anlayamaz. Bu da, insanın önemle aldatıla bilineceğini göstermektedir.

İnsanlar ölünce, bizi yönetenler, “şirketler bizi aldattı, Allah affetsin” derse, olan ölene olmuş olacaktır.

Toplum, gelenekçi anlayışlarından dolayı, her konuda konservatif davranmakta, geçmişi ne yaşadıysa bu günde aynısını yapmaktadır. Bu politik, sosyal, siyasal, kültürel alanda bir şekilde sürmektedir. İnsanları kandırarak ölüme gönderebilirsiniz, bunun için; din, iman, vatan, gibi çok sayıda kavramı öne sürerek, savaşa gönderebilir, barış karşıtı yapabilirsiniz.

Siz barışı savunsanız dahi, sizi vatan hainliğiyle suçlayabilirler. Peki, neden böyle davranıyor toplum?

Sorgulama yok, araştırma, okuma muhalif olma gibi şeyler, zulüm gibi geliyor insanlara, biraz kafayı zorlasalar, niçin, neden, nasıl gibi sorular sorsalar, telef olmanın yolundan dönecekler.

Ölmeyi değil, yaşamı savunacak, mutsuzluğu ve acıyı değil, neşeli ve şen şakrak olmayı yaşayacaktır. Tiyatroyu sevecek, film izleyecek, kitap okuyacak ve yorum yapacaktır.

Ödediği verginin peşine düşecek, kamu yararına kullanılıp kullanılmadığını sorgulayarak, hırsızlığın önüne geçecektir. Soygunun yapanlara yasal engeller koyacaktır. Kendi geleceğini tek insana teslim etmeyecektir.

Özgür ve örgütlü toplum kolay kolay telef olmaz.

Hayat, birey için, başkasına hibe edilecek kadar ucuz ve basit değildir.

Yaşam için kafa yoralım.