Şuanda 87 konuk çevrimiçi
BugünBugün1820
DünDün3593
Bu haftaBu hafta11814
Bu ayBu ay40361
ToplamToplam5645636
Yayın sorunları PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Çarşamba, 14 Mart 2018 22:15


Marx’ın Feurbach Üzerine Tezler’deki belirlemesi bilinir: Filozoflar dünyayı çeşitli şekillerde yorumlamıştır, aslolan onu değiştirmektir.

Batı Almanya 68’inin yaşandığı yıllarda Adorno bu sözü yorumlarken şöyle der: “Dünya istediğimiz kadar değişmedi demek ki yeterince yorumlanmadı.”

Adorno burada değiştirme eyleminin kendisini dışlamıyor ama daha fazla yorumun gerekli olduğunu belirtiyordu.

Yıllardan beri daha fazla aynı durumdayız. Bu konuda fazla açılım yapılması gerekli de değil, durum ortadadır. Kapitalizmin krizi üzerine çok söz ediliyor ama sosyalistler neden yıllardan beri bu krizi değerlendiremiyor üzerine belirleme yapılmıyor.

Aslında cevap hiç de gizli değil: biz sosyalistler kapitalizmi yeterince anlamadık. Kapitalizmin içinde bulunduğumuz döneminin özelliklerini anlamadık. Anlamış olsaydık, değiştirebilirdik. Biz yapamadık diyelim, başka ülkelerde yapılırdı.

Sömürü var, kriz var vb. tamam ama kapitalizm aynı zamanda bir kültürdür ve kültür sadece üst yapı kurumu değildir.

Kapitalizm değişik yönleriyle tanınmayıp sadece sömürü temelinde tanımlandığında bol miktarda “kapitalizm ortadan kalkacaktır” denilir ama bir şey de olmaz.

Yayın konusunda birkaç yıldan beri değişik yönlerden aynı konu üzerinde durmaya çalışıyoruz: yaşadığımız sistemi anlamak… Bunu mümkün olduğu kadar geniş bir çerçevede yapmaya çalışıyoruz.

Mesela göçmenler-mülteciler konusu diyelim…

Afrika ülkelerinden, Suriye’den, Irak ve Afganistan’dan Avrupa ülkelerine yönelik kitlesel göç yıllardan beri söz konusudur. Buna karşı politika nedir?

“Göçe neden olan kapitalizmdir” demek, politika üretmek değildir, herkesin bildiğini tekrarlamaktır.

Mülteciler konusunda politika üretmekte diyelim ki Almanya’da sağ partiler bu işi soldan daha iyi yapıyor. Sol ne yapacağını bilmiyor ve kendi içinde tartışıp duruyor. Sağ ise politikayı tabii ki kendi çıkarına göre yapıyor ama burada yapılan bir politika vardır.

Krizler konusu… Deniliyor ki, kapitalizmde krizler kaçınılmazdır. Doğru ama ondan yararlanamıyorsak kaçınılmaz olmasının ne anlamı var?

Sosyalist toplum teorisi başka bir konudur…

Bu konularda kitap yayını yaparken yeterli olmadığımızı biliyoruz. Bunlar büyük sorunlardır ve keşke çok sayıda insan benzer sorunlar üzerine politika üretebilse…

Bunun yerine hiçbir şey söylemeyen uzun yazılar görüyoruz…

Aslında sadece klasik teori de yapmıyoruz, bunun pratiğe yönelik adımlarını tartışıyoruz.

Mesela 19. yüzyılın sonundan beri asker toplumu olan, militarist yönü güçlü olan Alman toplumu nasıl değişti? Almanya 68’i bu konuda nasıl bir işlev taşıdı?

Bizi yakından ilgilendiren bir konudur.

Yayın konusunda bir başka sorun, neye ağırlık verileceğidir.

Somutlarsak, bir ara sözünü ettiğimiz hayatını kaybeden yoldaşlarla ilgili albümü neden çıkarmıyoruz?

Sadece soru sorup, bu işi yapanların deneylerine bakmazsak, yanlış yaparız.

Devrimci Yol’dan arkadaşlar böyle bir albüm çıkardılar. Bu iş için mutlaka bir ekip görevliydi ve epeyce uğramış olmaları gerekir. Geçmişteki kendi insanlarının da bir bölümü albümü alır.

Bizim için benzer bir durum söz konusu değildir.

En başta maliyet sorunu bulunuyor. Albüm fotoğraflı olacağı için kitap kağıdına basılamaz, daha kalın ve kaliteli kağıt kullanılması gerekir. Maliyet kitap fiyatının yaklaşık iki katına ulaşır denilebilir. Ve ek olarak yeterince de satılmaz.

Nasıl Devrimci Yol’un albümünü başkaları satın almazsa, bizimkini de bizden başkası almaz. Hayatını kaybeden devrimci sayısı çok fazla, isimler ve fotoğraflar ancak tanıyanlar ya da geçmişte aynı örgütten olanlar için anlam taşır; diğerleri için yabancıdır.

Çürüme ve ilgisizlik sosyalist hareketin genelinde bulunuyor, eski insanlarımız da çoğunlukla bunun dışında değiller. İlgileneceklerini hiç sanmıyorum.

Dolayısıyla böyle bir yayın ciddi bir ekonomik yük olacaktır.

En önemlisini sona bıraktım…

Hayatını kaybeden yoldaşlar hakkında yeterli bilgi bulunmuyor.

Mesela Silifke’de çatışmada ölen Recep Güregen için ne yazılabilir?

Ne doğum yerini ne doğum tarihini bilmiyoruz.

Yine de kendisiyle ilgili bilinenler yazıldı…

İstanbul’un delikanlı alemindendi. Cüneyt Arkın’ın yeğenini kaçırmış ve fidyeyi alırken yakalanmıştı. Isparta hapishanesinde 7. koğuşta birlikte yattık, burada siyasi oldu. Ziyaretçisi vasıtasıyla dışarıdan demir testeresi getirtti, birlikte koğuşun bir demirini de kestik ve plan yaparken hapishanede bizim dışımızda küçük bir isyan yaşandı. İş yattı!

Hepimiz bir tarafa sürüldük. O Sinop’a gitti. Sinop hapishanesini yakanlar arasındadır. Sonra firar edecekti…

Yusuf Ziya Güneş’i tanıyan bulunmuyor. Yıllar sonra tesadüfen büyük bir cenaze töreniyle Çarşamba’da toprağa verildiğini öğrendim. Zamanın Karadeniz Dev Genç Başkanı da törende konuşma yapmış.

Hakkında bilgi bu kadar…

Hasan Basri Temizalp ile ilgili bildiklerimi yazmıştım ama ne yaşını ne de doğum yerini bilmiyorum. Benden başka tanıyan insan da bulunmuyor.

İlker Akman ve Yüksel Eriş ile ilgili bildiğimiz her şeyi yayınladık. İlker’i tanıyan benden başka kimse maalesef bulunmuyor.

Nebil Rahuma ile ilgili epeyce yayın yapıldı. Bir de kitap yayınlandı.

Ömür Karamollaoğlu ile ilgili olarak da bildiklerimizi yazdık.

Mehmet Koç ile ilgili İbrahim Yalçın ve İrfan Dayıoğlu’nun hazırladığı kitap yayınlandı. Kitabın eksenini Koç ile hastanede yapılan uzun söyleşi oluşturuyordu. Ben de dahil değişik arkadaşlar bu kitapta yazılarıyla yer aldılar.

İbrahim Yalçın ile ilgili yazılabilecek pek bir şey kalmadı. Kendisi hapishane hayatını ayrıntılarıyla sitede anlatmıştı. Ardından otobiyografik kitabı Ey Hayat da yayınlandı.

12 Eylül sonrasının sol içi ilk cinayeti Ali Çakmaklı konusunu gündemleştirdik. Adana’da sosyalistler Çakmaklı’nın mezarını restore ettiler.

Müntecep Kesici, Hanna Maptunoğlu ve Gökhan Saçın ile ilgili daha ayrıntılı yazılması gerekirdi.

Bilgimiz olmadığı için sözünü etmediğimiz başka isimler de var.

Böyle bir yayında esas mesele bu bilginin toplanmasıdır.

Basılı olarak yapmak boyumuzu aşıyorsa internet ortamında yapabiliriz.

Bunun için ise yer alacak kişiler hakkında bilgi ve fotoğraf gereklidir. Bu da bir-iki kişinin becereceği iş değildir.

Bir işin nasıl yapılabileceği hakkında düşünmeden, ölen yoldaşlarla ilgili olarak şimdiye kadar yapılan hiç de az olmayan yayını dikkate almadan sadece istemek pek uygun bir tutum değildir.

İbrahim Yalçın ile birlikte albüm konusunu düşünmüş ve bunu yazmıştık da… Kısa süre sonra gördük ki, niyet iyi ama gerçekleşmesi hayli zordur. En başta bilgilerimiz yetersiz… Albümü HDÖ ve Devrimci Savaş’ı da kapsayacak şekilde düşünüyorduk ama anladık ki bu kapsama imkansız gibi bir şeydir. Bizim eksiğimizi başkaları tamamlamaz çünkü en başta meseleye önem verilmiyor.

Zaman geçtikçe bilgiye ulaşmak da daha zor duruma geliyor.

Bu konuda en şanslıları diyelim Nebil, Yüksel ve İlker’dir. Bildiğimiz epeyce şey vardı ve yazdık. Ömür’ün Ankara’daki çalışmasının bir bölümünü biliyordum, yazdım ama aslında bu konuda çok daha fazlasının yazılması gerekirdi. Fazlasını bilenlerden ses  çıkmadı.

İnsanların unutulmaması yılda bir anma yapmakla olmaz. Onlar hakkındaki bilgiyi toparlamak ve yayınlamak gerekir. Bu konuda yaptığımız az iş değil, internet ortamında da olsa epeyce iş yaptık ama yetersiz tabii…

Mehmet Koç için bir kitap hazırlanabilmesi ne kadar iyi bir iştir…

O’nun hakkında ne ararsanız var orada.

Paris’te hastanede yatarken bunu düşünmek gerekiyordu ve düşünüldü.

İbrahim Yalçın kendi işini kendisi halletti, bize yapacak iş bırakmadı.

Kendi yazdığı kitap da var, yazıları da var, hakkında blog da var.

Kendisiyle ilgili yazılarında sözünü etmediği birkaç anı vardır, bunları da ilgili blogda yazacağım. Eksik kalmasın, tamam olsun.

Yapılabilecek her şeyi yapmış olmak o kadar güzel bir duygu ki…

Sizi bilmem ama ben zahmete girmeden sadece konuşanlara kızarım.