Şuanda 72 konuk çevrimiçi
BugünBugün2413
DünDün4139
Bu haftaBu hafta9997
Bu ayBu ay68558
ToplamToplam5250292
Şansını yaratmak ya da kullanmak... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cuma, 30 Mart 2018 10:52


30 Mart’ın 46. yıldönümünde o dönemin insan kalitesi ve bunun teoriye yansıması üzerinde duracağım.

“Devrimci öğrenci iyi öğrencidir” belirlemesinin doğruluğunu sadece ODTÜ çerçevesinde biliyorum ama başka üniversitelerde de farklı olduğunu sanmıyorum. ODTÜ’de “Hür Düşünce Kulübü” adıyla örgütlenen sağcılara aptal gözüyle bakılırdı. 1960’ların son yıllarında henüz MHP yoktu, sağcıyı şimdiki İslamcının bir çeşidi olarak düşünmek gerekir. Aptallıktan kastedilen dünyada ne olup bittiğini anlamamaktı. Tekil örnekler dışında bu insanlar derslerde de iyi değillerdi.

Kimya bölümündeki öğretim üyelerinden birisinin sonraki yıllarda yaptığı bir belirleme vardır: “en iyi öğrenciler devrimciydi, neredeyse hepsi gitti.” Bizlerin üniversitede kalacağını düşünüyorlardı ama önemli bölümü –genellikle okulu bitirdikten sonra- o ortamdan uzaklaşacaktı.

Hem Dev-Gençli olup hem de üniversiteye devam etmek 1960’ların son yıllarına kadar mümkündü, ardından resmi olarak öğrenci olunsa bile devrimci faaliyet belirleyici olacaktı. Bu durumdaki arkadaşlardan bir bölümü 1971 sonrasında birkaç yıl hapiste kaldıktan sonra tahliye olduklarında üniversiteyi bitireceklerdi.

Mahir Çayan 1945 doğumludur. Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdiği gibi doktorasını da yazmıştı. Turhan Feyzioğlu’nun Mahir adlı kitabından öğrendiğime göre o sırada nişanlı olduğu kız kendisiyle yeterince ilgilenmediği gerekçesiyle daktilo edilmiş doktora tezini balkondan sokağa atar, Mahir de kızı balkondan atmaya kalkar.

O yıllarda bilgisayar yok, gitti doktora!

Olaylar da hızlanıyordu ve bir daha doktorayla kim uğraşacaktı?

Mahir Fransızca da biliyordu ve bir ara kısa süre Fransa’ya da gitmişti.

Teorik yetkinliğinin gelişmesinde üniversite eğitiminin yanı sıra yazı yazdığı dergilerdeki çevre de önemlidir. 1970 yazında Ankara’daki Kırmızı Aydınlık olarak da bilinen derginin bürosunda çalışıyordum. Daha sonra Kurtuluş gazetesinin yayınlanmasında İlhan ile birlikte çalışacağımız Ali Orhan’ı da orada tanıdım. Arşivde çalışıyorduk ve derginin yazı kurulundaki tartışmalara şahit olurduk. O dönemki bilincimle çok bir şey anladığımı söyleyemem. Mihri Belli’nin ikide bir “halk savaşı halk savaşı” diye bağırdığını hatırlıyorum.

Doktor Hikmet Kıvılcım’lı bu aylarda peşpeşe kitaplar yayınlıyordu. Gerekçesini şimdi hatırlamıyorum ama Mahir, Kıvılcımlı’nın yaklaşımlarını benimsemiyordu.

Aynı görüşte olmasanız bile konuyu bilen insanlarla tartışmak geliştiricidir. Bu tartışma bazen dergi sayfalarında bazen da toplantılarda yüz yüze olurdu.

Mahir Çayan’ın görüşleri evrim geçirmiş, 1969’da yarı sömürge yarı feodal ülke tespitinden, 1970’de dışa bağımlı kapitalist ülke saptamasına gelmişti. O dönemde TİP ve Mahir Çayan dışında bu saptamayı yapan yoktur. İyi bir eğitim temeli üzerinde sürekli okuyup tartışmak insanı geliştiriyor. O dönemde özellikle Ankara’da o çevrede bulunmak gelişmek için önemlidir.

Mahir’in Kesintisiz Devrim I-II-III’te açık görülen yüksek teorik düzeyi bu çevrenin ürünüdür denilebilir. Yine SBF’de olan Hüseyin Cevahir ile sürekli tartıştıklarını biliyorum, denildiğine göre tartıştıkları arasında Dev Genç Genel Sekreteri Sinan Kazım Özüdoğru da varmış ve mutlaka başkaları da vardır.

Sonuçta o yazıları yazan, teorik tespitleri yapan Mahir’dir ama teorik düzeyi gelişmiş insanlarla tartışmadan bunu yapabilmesi mümkün değildi.

Türkiye Devriminin Acil Sorunları’nı (TDAS) 1974-1975’te yazdım ve 1979 yılında TDAS’ta adı konulmuş olmasa bile özellikleri sıralanan 4. bunalım dönemi saptamasının daha önce Hüseyin Cevahir tarafından yapıldığını öğrenecektim.

Yazısını hangi dergide okumuştum, hatırlamıyorum, Türk şiiri üzerine bir yazıydı. Yazının bir bölümünde emperyalist kapitalist sistemin 1945 sonrasındaki ilk krizine de değiniliyor ve “1958’de ya da üçüncü bunalım döneminin ilk yarısının sonunda” belirlemesi yapılıyordu. 1945-1958 arasında 13 yıl olduğuna göre demek ki üçüncü bunalım döneminin sonu 1971 oluyordu.

Bunlar sembolik tarihlerdir. TDAS’ta doların altın paritesinin kaldırılması bir dönüm noktası, başka gelişmelerle birlikte ABD’nin emperyalist blok içindeki hegemonyasının zayıfladığının göstergesi olarak belirtiliyor ve yeni bunalım dönemi 1970’lerin ilk yıllarında başlatılıyordu.

Hüseyin Cevahir yazısında bunalım dönemlerini birbirinden ayıran kıstaslar üzerinde durmamıştı ve zaten yazısının konusu da bu değildi ama yaptığı esaslı bir belirlemeydi.

O dönemde Dev Gençli birisinin şiir üzerine yazı yazması ilgi düzeyinin çeşitliliğinin yanı sıra gelişmişliğini de gösterir. Bu düzeydeki bir insanla tartışmak Mahir için mutlaka son derece verimli olmuştur.

O yıllardaki devrimci hareketin teorik merkezi Ankara’ydı. Bu kent yıllardan beri devrimci hareket için neredeyse bir şey ifade etmeyen bir yerdi, açık ara ön planda olan İstanbul’du. Ağırlık merkezinin Ankara’ya kaymasını eskilerden ilk fark eden Mihri Belli’dir. Hikmet Kıvılcımlı da bunu anladığında artık çok geçti.

1970-1972’deki devrimci mücadelede belirleyici olan silahlı mücadeledir. Bu mücadelenin önde gelen iki örgütü THKO ve THKP-C’de Ankara üniversitelerinde bir dönem okumuş militanlar önemli yer tutuyordu. THKO bir çeşit ODTÜ örgütü bile sayılabilir. THKP-C daha yaygın bir örgütlenmeye sahipti ama Ankara önemli yer tutuyordu. Mahir Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüseyin Cevahir, Ulaş Bardakçı, Ertuğrul Kürkçü örneklerden birkaç tanesidir.

O yıllarda ODTÜ ve/veya SBF çevresinde bulunmak hızlı gelişmenin önemli şartıydı denilebilir. 1967’de merkezi üniversite sınavında Ankara Fen Fakültesi’ni de kazanmıştım, oraya değil yine kazandığım ODTÜ’ye girdim.

Ankara Fen Fakültesi Beşevler’deydi. Bu bölge MHP ile ilk kavgaların gerçekleştiği yerdi. Burada olsaydım yine aynı bölgedeki başka okulda olan Yüksel Eriş ile muhtemelen daha erken tanışırdım ama gelişme düzeyinde de hayli geride kalırdım.

ODTÜ ve SBF o dönem devrimci hareketinin önde gelen iki merkezidir. Deniz Gezmiş de THKO’ya katılmak için İstanbul’dan ODTÜ’ye gelecekti.

İstanbul tabii ki önemliydi ama o yıllardaki Ankara bir başkaydı.

Şans onu kullanabilirseniz anlam taşır, yoksa geçip gider.

ODTÜ ve SBF’deki devrimci çevre büyük şanstı…