Şuanda 90 konuk çevrimiçi
BugünBugün73
DünDün3040
Bu haftaBu hafta73
Bu ayBu ay51016
ToplamToplam5832607
7 Haziran'da eksik kalanı 24 Haziran'da tamamlayalım! PDF Yazdır e-Posta
Cabir Hasan tarafından yazıldı   
Cumartesi, 21 Nisan 2018 06:49


7 Haziran’da eksik kalanı 24 Haziranda Tamamlayalım başlıklı bu yazımın başlığı bana ait değil. Veli Yalçın arkadaşın Facebook sayfasında 24 Haziran AKP’nin erken seçim kararıyla ilgili yazdığı ve tam yerinde  erken seçimin neden yapıldığını açık açık ifade eden bir açıklama olması nedeniyle ben de  başlık olarak kullanıyorum.

Herkesin Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 77. Maddesi'ne göre: Milletvekili seçimleri 4 yılda bir yapılıyor. Bu süre dolmadan gidilen seçimlere ise erken seçim deniliyor. Genel anlamda her ne kadar böyle olsa bile erken seçime gidilmenin nedenleri vardır.

Yasa ile belirlenmiş tarihinde değil de daha önce yapılmasına karar verilen genel seçim, hükümetlerin  neden oldukları sosyal siyasal ekonomik kriz sonucunda artık kitleler tarafından istenmemeleri,  halkın nezdinde güvenlerini yitirdikleri, güçlerini kaybettikleri ve kan kaybına uğradıklarında  yaşanan  bu süreci Demokrasinin D’sini yaşamamış  bizim gibi ülkelerde bunu kapatmak ve iktidarda kalmak için  diktatörlük rejimleri eliyle savaşlarla  kendilerine karşı gördükleri barış ve demokrasi güçlerine karşı şiddet ve yasaklar uygulayarak ve binlercesini zindanlara atarak bunu gerçekleştirmeye çalışır. nitekim Ülkemizde olanda bundan başkası değildir.

‘’ Erdoğan: Erken seçim vatana ihanettir Erdoğan,. İlk defa biz 4 yıl 8 ay iktidarda kaldık. Güven var, istikrar var. Ülkemizde yatırım yapan girişimci, güveni ve istikrarı satın alıyor. Şu anda yine parlamentoda yüzde 63-64 ile temsil ediliyoruz. Hala birileri şunu karıştırıyor. Bunu söylemek zorundayım. O da nedir? 'Şu yerel seçimlerden sonra Türkiye hemen erken seçime gider mi?' Çirkin bir yaklaşım. Bir defa şuna alışacaksınız. Demokrasi, halkın verdiği yetkiyi, halkın o verdiği tarihten evvel almamaktır. 5 yıllığına getirdiyse, 5 yıl buna muhalefetin katlanma zorunluluğu var. Eğer hükümet erken seçim kararı alacaksa, hükümeti acze düşmüşse, acze düşenler alır. Ama böyle bir sıkıntı yoksa, erken seçim çığırtkanlığı yapmak o ülkenin lehine değil, o kişilerin de lehine değildir ve bu ülkeye, çok açık söylüyorum ihanettir" dedi.  14.03.2009  (NTV)

Erdoğan’ın dediği ‘’Demokrasi, halkın verdiği yetkiyi, halkın o verdiği tarihten evvel almamaktır. 5 yıllığına getirdiyse, 5 yıl buna muhalefetin katlanma zorunluluğu var. Eğer hükümet erken seçim kararı alacaksa, hükümeti acze düşmüşse, acze düşenler alır. ‘’ dolayısıyla Erdoğan hem kendi açıklamalarıyla çeliştiği gibi, halkları aptal yerine koyarken aynı zamanda acizliğini de açık açık ilan ediyor. Bir taraftan halkın aldığı kararlara, her ne olursa olsun halkın aldığı 5 yıllık kararına saygı duymak gerekir derken,  arkasından erken seçim demek  hainliktir diyor. Doğrudur İhanettir sayın Erdoğan.

7 Haziran 2015 AKP seçimlerinde iktidar çoğunluğu kaybederek AKP; Erdoğan eliyle   bu kan  kaybına karşı acık acık başta HDP nezdinde Kürt halkına karşı, genelde tüm barış ve demokrasi güçlerine karşı adeta savaş ilan ederek,  7 Haziran’ın hemen öncesinde 5 Haziran’da HDP’nin Diyarbakır mitinginde patlayan bombayla olaylar silsilesi başladı. AKP’nin tek başına iktidar olamadığı 7 Haziran seçimlerinden 1 Kasım’a 5 ayda iki bombalı eylem, sınır ötesi operasyon, Türkiye genelinde gözaltı ve tutuklamalar, Doğu ve Güneydoğu kentlerinde sokağa çıkma yasakları. 20 Temmuzda AKP’nin İşidçisi tarafından Suruç’ta IŞİD’li canlı bomba, kendisini patlattı. 33 kişi hayatını kaybetti.

Keza 10 Ekim Ankara’daki barış mitinginde iki ayrı bombanın patlaması sonucu 102 kişi hayatını kaybetti. Arkasından 20 Ekim: Davutoğlu, Van’daki mitinginde “AK Parti iktidardan indirilirse buralarda terör çeteleri dolaşacak, beyaz Toroslar dolaşacak” diyerek Kürt seçmeni tehdit etti.

5 Eylül: Cizre’de sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Cizre halkına karşı bombalar yağdırarak Kürt halkının  bir çok kenti yerle bir edilerek yüzlercesi katledildi sokak ortasında kurşunlara dizildi.

7 Haziran'da yüzde 40,9 oy oranıyla 258 vekil çıkaran AKP giriştiği ve yarattığı savaş sonucunda 1 Kasım seçimlerinde halk üzerinde yarattığı korku sonucunda 49,48 oy oranıyla 317 vekilini Meclis'e soktu. 7 Haziran'a göre 59 vekil daha kazandı.

Zira diktatörlerin ayakta kalmasının tek yolu baskı zülüm ve bu baskı ve zulmün yarattığı korku ve savaşlardır.

Bir önceki seçimlerde Müslümanların en kutsal kitapları olan Kuran ile seçim propagandası yapan RTE  halkın buna karşı tepkisi sonucu kullanamaz duruma gelmiş, artık her yaptığı mitinglerde ve toplantılarda kurandan ayetler okuyarak halkın  tertemiz duygularını  kullanarak kendi kirli emelleri için etkilemeye çalışmaktadır.

Ben fazla dağıtmadan konuya dönmek istiyorum. Devlet Bahçeli’nin açıkladığı erken seçim olayı Bahçeli’nin kendi başına açıklayacağı bir iş değildir. Gücünü ve tüm iradesini AKP ‘ye teslim eden bir yapılanma olan MHP, ayakta kalmak için AKP’nin kanatları altına sığınmıştır. Ben onları yavru ile katibe benzetiyorum. Katip ne derse o olur ve katip kimi zaman kendisinin söylemek istediğini başkasına söyleterek dile getirme metodudur yapılan. Şimdi yavru katibin kanatları altında ayakta kalırken, nasıl oluyor da kendisini aşan bir açıklamayı yapabiliyor. Bitmiş tükenmiş ayakta bile duramaz iken nasıl oluyor da bu açıklamayı yapıyor. Zira şimdi AKP  ittifakı  bozsa tamamiyle biter. Hayata kalmasının tek yolu  katibin kanatları altında kalmasına bağlı olduğunu katipte biliyor. Dolayısıyla artık farklı partiler değil aynı düşünce etrafında  sadece isimleri farklı olduğundan başka bir şey değildir. Daha önceleri 2017'de kaleme aldığım Referandum konusundaki kısa makalemde Yavru ile katip (MHP AKP) için şöyle demiştim:

“Türkiye’nin kaderini değiştirecek olan AKP’nin halkın önüne sürdüğü başkanlık sistemi referandumuna 2 gün kala Devlet Bahçeli'nin AKP'nin kimi kurmaylarının yaptıkları eyalet sistemine geçilecek açıklamasıyla MHP ve AKP arasında çıkan gerginlik gündeme oturdu. Kalıcı olmayan bu suni gerginliğe herkes farklı açılardan, kendi meşrebince yaklaştı. MHP yönetimi ile AKP arasındaki "kutsal" ittifakın bu yüzeysel pürüzlerden etkilenmeyeceğini, değişmeyeceğini bilmek gerekir. Zira bu devletin ana ekseni asırlardır Türkçü ve Sünnicidir.

Tek millet, tek devlet, tek din, tek bayrak söyleminin ve Kürt düşmanlığının birleştirdiği faşist bloğun iç gerginliği geçicidir ve Bahçeli'nin referandumda Hayır demesini beklemek saflık olur. Daha önce de AKP ve MHP arasındaki bir bayrak gerginliğini hatırlayalım; "Bahçeli, Başbakan Binali Yıldırım’ın ‘Kürdistan bayrağını gündeme getirmenin iyi niyet olmadığına’ yönelik sözlerini hatırlatarak, “Barzani bize tercih ediliyorsa iyi niyetle yorumlayamam, samimiyetle okuyamam” açıklamasında bulundu. Kürdistan bayrağına ‘paçavra’ nitelendirmesinde bulunan Bahçeli, “Sayın Başbakan Barzani paçavrasını gündeme getirmenin iyi niyetlilik olmadığını söylüyor. Kötüye kötü demenin neresi iyi niyetlilik değildir? Ne oldu da Barzani Türkiye’de, hem de şu nazik ve hassas dönemde ağırlandı?” (basından) Bu sözlerden sonra MHP'nin AKP'ye desteği değişmemişti, bu gün de "eyalet sistemi" tartışması AKP'ye karşı tutumu değişmeyecektir. Diğer yandan Bahçeli'nin referandum tavrının bir ağırlığı bulunmayıp, sadece bir nüans farklılığı getireceği kesindir, zira MHP tabanının küçümsenmeyecek bir kısmının Hayır dediğini biliyoruz. Burada sonuç üzerinde belirleyici olacak şey, Türkiye'de ötekileştirilen halkların Hayır demesidir. ALEVİ kitlesinin büyük bir bölümü hayır demekte, Kürt halkının büyük (%65 ile ortalamanın üstünde) bölümü hayır demektedir. Dolaysıyla AKP ve MHP arasındaki suni gerginlikler büyütülecek bir durum değildir, bir çeşit kan kaybını durdurma işlemidir.”

Dolaysıyla Bu gün erken secim olayı anında ortaya çıkan bir girişim değildir. Bunun çalışması  7 haziran yenilgisinden sonra başlayan bir projenin sonucudur. Onun için 7 haziranda yarım kalan işlerinin tamamlama girişimidir bu işin ilk girişimleri Başta HDP belediyelerine kayyum atayarak başlamış, arkasından  halkın milletvekillerine karşı dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla  onlara  karşı başlatılan takipçilik ve tutuklamalarla yetinmeyen AKP; nihai amacına varmak için bir çoğunun vekilliğini düşürerek, kendisine karşı muhalefet gördüğü HDP’ye karşı kin ve nefreti sürdürerek devam ettirmektedir.

Erdoğan milletvekilleriyle kahvaltısı sırasında Güneydoğu’daki seçimler üzerinde ağırlıklı analizler yapıyor. HDP’nin adını vermiyor. “Terörle bağını koparamayan parti” olarak tarif ediyor. Şöyle konuşuyor, ”Güneydoğu’da hizmetlerimiz var. Kayyum politikalarımız var. Kayyumlar iyi iş çıkardılar. Ayrıca Terörle başarılı bir mücadelemiz var. Doğu ve Güneydoğu milletvekillerimizin, teşkilatların çok çalışması gerekiyor. Terörle bağını koparmayan bu partinin sandığa gömülmesi lazım” (Cumhuriyet)

Bu kin ve nefret HDP nezdinde tüm barış ve demokrasi güçlerine ve kendilerinden olmayan herkese karşı savaşı ilanıdır.

Başta hukuk ve adalet kurumları olmak üzere devletin tüm kurumlarını emrine geçiren RTE hayalindeki  diktatörlüğün engellenmemesi halinde Türkiyeli halklar çok ağır bir yıkımın altında ezileceklerini ve altında kalacakları bilinciyle tüm güçlerini bu dikta anlayışına karşı birleştirmeli ve birleşik demokrasi güçleri vasıtasıyla Erdoğan diktatörlüğünü tarihin çöplüğüne atarak kurtulmalıdır.

Zira bundan kurtulmadıkça Türkiye yeni yeni savaşlara sokulacak, Osmanlı yayılmacılık zihniyeti daha da  yoğunluk kazanarak binlerce insanın ölmesine sebep olacaktır. Özelikle asker anaları bunu çok iyi bilmelidir. çocuklarınızın ölümlerini engellemek istiyorsanız savaşa karşı barışı savunmak zorundasınız. Bunun yolu da  savaş yanlısı, Kürt, Alevi ve barış ve demokrasi güçlerinin düşmanı gerici asimilasyoncu, İşid’çi AKP ye karşı olmak durumundasınız.

Unutmayın ki Bu gün AKP ye evet demeniz çocuklarınızın ölümüne evet demekle eş değerdir.