AKP-MHP faşizmi cezalandırılmalıdır!
Şuanda 102 konuk çevrimiçi
BugünBugün1298
DünDün4012
Bu haftaBu hafta5310
Bu ayBu ay49273
ToplamToplam5454779
AKP-MHP faşizmi cezalandırılmalıdır! PDF Yazdır e-Posta
Cabir Hasan tarafından yazıldı   
Pazartesi, 23 Nisan 2018 21:05


İşçi sınıfının siyasal zafiyeti nedeni ile insanlığın tüm değerlerine saldıran AKP-MHP faşizmi, bugün çok yönlü, çok boyutlu bir kriz ile karşı karşıyadır. Bu krizin baskısı sonucu olarak erken (panik de denebilir) seçim kararı almıştır. Faşizmin bu kararı karşısında kimi sosyalist çevreler, erken seçimin iktidarın kendini meşrulaştırmasına hizmet edeceği ve sonucun önceden belli olması nedeni ile karşı çıkmakta, seçime katılmayı burjuva ideolojisinin bir tuzağı olarak görmektedir.

Devrimci mücadele canlı organizmaların çevre koşullarına bağlı tepkiler vermesine benzer olarak, içinde bulunduğu nesnel koşulların varlığından ve niteliğinden bağımsız olamaz.

Sosyalistler Marksist dünya anlayışını savunmakla işçi sınıfının tüm çıkarlarını ve örgütlemesini yapmakla mükelleftir. Zira Marksist düşünce bir dogma değildir, değişen gelişen koşulara uygulayabilmektir. Sosyalistlerin koşulları yok sayarak gerçekliğe aykırı bir tutum takınıp, bunun devrimci bir tutum olduğunu savunmaları bazen görülen bir olgudur. Bu durum, sonuçları açısından devrimi reddetmeye eş değerdedir.

Bugünü ilgilendirmesi açısından hatırlayalım, Lenin “sol” komünistlere karşı şu görüşlerini ortaya koymuştu; “Devrimci proletaryanın partisi için parlamenter seçimlere ve parlamenter mücadeleye katılmanın, özellikle kendi sınıfının geri kalmış katlarını eğitmek için, özellikle ezilen ve cahil köylü yığınlarını uyandırmak ve aydınlatmak için zorunlu olduğu şüphe götürmez. Burjuva parlamentosunu ve bütün öteki gerici kurumları dağıtmaya gücümüz yetmediği sürece, bu kurumlarda çalışmak zorundasınız. (…) Bunu yapmazsanız gevezeden başka bir şey değilsiniz.” Lenin, V.I., (“Sol” Komünizm, Bir Çocukluk Hastalığı).

İşçi sınıfı bu kadar örgütsüz ve önderlikten yoksun iken devrim hayalleri kurarak burjuvazinin parlamentosuna gitmeye burun kıvıranlar buna ne cevap verecek? Lenin ile devam edelim; “Boykot sorununun gerçek tarihsel özü şuydu: “Devrimci dalganın yükselmesine yardım edilmeli ve bu dalga çarlığı devirmeye mi yöneltilmeliydi, yoksa çarlığın, danışma Duma’sı oyunuyla, yığınların dikkatini başka yöne çevirmesine izin mi verilmeliydi?” Lenin, bu boykot kararının “Yığın grevlerinin siyasi greve ve sonra da devrimci greve ve en sonunda da çarlığa karşı ayaklanmaya doğru hızla dönüştüğü objektif durumun doğru olarak hesap edilmiş olmasından ötürü,” verildiğinin altını çizmektedir. Lenin, V.I., “Sol” Komünizm, Bir Çocukluk Hastalığı Bir kez daha vurgulamak gerekirse Lenin, boykotun ancak, devrime doğru tırmanan bir dönemde işçi sınıfının ve emekçi kitlelerin devrimci atılımı ile bir anlamı olabileceğini açıklamıştır ve net biçimde sorunu devrimci ayaklanma sorununa bağlamıştır. O, “Aktif boykot (...) açık, kesin ve dolaysız bir slogan olmadan düşünülemez. Bu slogan silahlı ayaklanma sloganı olabilir,” demiştir. (Age)

Eğer kişi bir konu hakkında şartlanmış, ön yargılı ise gelecek yeni verilere belleğini kilitler. Bu kişi için değişim söz konusu olamaz. Değişim için yeniliğe açık olmak gerekir. Sahip olduğu değer yargılarını sorgulayabilen insan değişebilir. “ Devrimciler Değişen koşulara uygun olarak mücadelenin yeni yöntemleri ve araçları içinde yeni koşulları hesaba katmayı bilip uygulamak zorundayız. Bu da, her şeyin geliştiği ve değiştiği ortam üzerinde var olan düşüncesini bu değişen ve gelişen ortama göre uygulayabilen demektir. Dün savunduğunuz bir tez değişen koşular karşısında ayni tezi savunacak veya geçerliliğini koruyacak bir şey olamaz. Şayet tarihsel materyalizme inanıyorsanız ‘dün dündür bugün bugündür’ taktikleri savunduğunuz amaçlarla karıştırmamaktır.

Sosyalistlerin düşüncesi kalıplaşmış kitaplardan ibaret değildir. Bir sosyalist koşullara bağlı olarak burjuvazinin iç çelişkilerinden yararlanmak için bir burjuva partisine karşı bir başkasını burjuva bloğu sandıkta destekleyebilir. BİR YANIMIZ SANDIKTA, BIR YANIMIZ SOKAKTA OLMAK ZORUNDADIR. Bu nedenle 24 Haziran 2018 günü faşizmi geriletmek için bir fırsat olarak görülmeli, burjuva sisteminin iç çatlaklarından yararlanarak AKP-MHP faşizmi cezalandırılmalıdır.