Şuanda 127 konuk çevrimiçi
Moral bozmak... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cumartesi, 28 Nisan 2018 22:25


24 Hazirandaki cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçiminde AKP ve MHP’lilerin moralini bozmaya yönelmenin iyi bir taktik olduğunu düşünüyorum. Avrupa ülkelerindeki seçim kampanyasında bunun şartları fazlasıyla bulunuyor.

Dünya lideri ve onun bakanlarının Almanya, Hollanda ve Avusturya’da seçim çalışması yapması yasaklandı. Dışişleri Bakanı Solingen’de ırkçılar tarafından yakılarak öldürülen aileyle ilgili anma için Almanya’ya geldi ama konuşamayacak… O eyaletin parlamentosu kendisine konuşma izni vermiyor. Gerekçe, seçim propagandası istemiyoruz.

Normalde AKP-MHP taraftarlarının sokaklara çıkıp bu uygulamayı protesto etmesi gerekir ama homurdanmanın ilerisinde bir şey yapamazlar. Arkalarında devlet gücü olmadan iş yapmaya alışmamışlar…

Dahası var… Yürüyüş izni aldılar diyelim… Türk ve Kürt sosyalistlerle Alman solu birlikte yürüyüşü engeller. En azından olay çıkar… Polis de bunlardan taraf değil ki sosyalistlerin tamamını gözaltına alsın…

Bu nedenle seçim çalışmalarını alttan alta yürütmeyi tercih ediyorlar.

Ne yapılır bu insanlara karşı?

Sizinkiler mi büyük bir devletin yöneticisidir? Milyonlarca insanlarının yaşadığı bir ülkeye gelip toplantı bile yapamıyorlar.

Bazı ülkeler de işi iyice azıttı ama ne yaparsınız?

Orhan Miroğlu Stockholm’de Türkiye’nin dünya liderliğini konu aldığı kitabını tanıtacakmış ama salon bulamamış… Hiç kimse salonu kiraya vermemiş… İsveçli yetkililer de sonunda kitap tanıtımı amacıyla konuşma yapmasını yasaklamışlar.

Miroğlu “Benim gibi bir entelektüele bu yapılır mı?” demiş ama dinleyen bulamamış…

Büyük ihtimalle Stockholm’de yıllardan beri çok sayıda bulunan Kürt kuruluşları Miroğlu’nun engellenmesinde etkin olmuştur.

Bir yanda “dünya devleti” var, diğer yanda ise bulundukları ülkelere gelmek ve yıllarca burada yaşamak zorunda kalan, eksikleri bulunmasına karşılık bir şeyler de yapan politik mülteciler var. Bunların bir bölümü bulunduğu ülkenin vatandaşı olmuş durumda…

Meydan eskisi kadar boş değil artık…

Sayıca bunlar daha fazla ama bu fazlalık aldatıcıdır. Politikada “gönlüm seninle” diyen ama bir şey de yapmayana değil, aktif olana bakılır. Aktiflik konusunda da sosyalistler açık ara öndeler. Her ülkede bu kesimi destekleyen, birlikte hareket edenler bulunuyor. Belçika için durum değişik olabilir ama Türkiyeli kitlenin yoğun olarak bulunduğu başka ülkelerde AKP ve MHP o ülkenin partilerinden ve diğer kuruluşlarından destek alamıyor. Bu nedenle de Almanya, Fransa ve belki başka ülkelerde de “Ankara partileri” kurmayı deniyorlar ama şimdiye kadar önemli bir sonuç alamadılar.

Yıllardan beri “Türk lobisi” kurmaya çalışıyorlar ama olmuyor da olmuyor…

Bunlar her şeyi denetlemeye, uzaktan yönetmeye alışmışlar; halbuki lobi çalışması yerel inisiyatif gerektirir. Şu veya bu kuruluşta bulunmakla iş bitmiyor, inisiyatif kullanacaksınız ama Ankara buna izin vermez. O zaman da bir şey yapamazsınız.

Almanya’da federal meclise Türkiye kökenli milletvekilleri girince bir şey olacağını sanmışlardı, tersiyle karşılaştılar. Türkiye kökenli vekiller Ankara’nın çok hassas olduğu bir konuda, Ermeni soykırımı karar tasarısına olumlu oy verdiler.

“Bunların kanı bozuk”  filan dediler ama bir şeyi değiştiremediler.

İşte “dünya devleti”nin hükmü bu kadar…

Yunan milliyetçileri bile inisiyatif kullanmakta AKP-MHP kitlesinden iyidir.

Yunan milliyetçileri Makedonya adının kendilerine ait olduğunu iddia ederler ve bu isimde başka bir devletin varlığına karşıdırlar. Yunanlıların Almanya’da en yoğun bulundukları bölge Frankfurt ile Offenbach’tır. Kendi görüşleri doğrultusunda Frankfurt’taki Yunanistan konsolosluğunda sona eren büyük bir yürüyüş yaptılar.

AKP-MHP bunu yapamaz çünkü engel olacakların sayısı az değil…

Ordunun Afrin’e yönelik harekatını Almanlara duyurmak için miting yapmaya kalktılar… Yüz kişiydiler, karşı taraftan birkaç katı insan gelince iptal edip gittiler.

Bu insanlar arkalarında devlet olmadan iş yapmaya alışmamış…

“Solcular gibi direnmeyi” öğrenmek için Nazlı Ilıcak gibi hapse girmeleri gerekiyor anlaşılan…

Bir süre sonra Meral Akşener’den de benzeri sözler duyarsanız şaşmayın: solculara karşıyım ama mücadeleci insanlar…

Solcuları takdir eten bir başka kesim de hakiki Fettullahçılar…

Hakiki diyorum ve bunu kendi inançları anlamında kullanıyorum. Kaybedince dönmeyenler, çizgilerine devam edenler anlamında…

Zaman gazetesinde köşe yazarlığı da yapmış bir kadın bana şöyle demişti: “Siz solcular dönmüyorsunuz. Bizde çok sayıda kişi Erdoğancı oldu…”

Solcuların bu özelliğini çok takdir ediyordu…

Ülkenin ne hale geldiğini sosyalistlerin kimler tarafından takdir edildiğine bakarak da anlayabilirsiniz…

Yeterli sonuç alınamasa bile direnmek ve dönmemek sağcıların gözünde büyük bir marifettir.

 

1960’lı yıllardan beri ön planda rakibimiz olmuş Nazlı Ilıcak bile direnmeyi solculardan öğreniyor ya, başka ne söylenebilir?