Şuanda 32 konuk çevrimiçi
Öğrenmek neden bu kadar zor? PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Perşembe, 10 Mayıs 2018 11:51


Herkesin bilmediği çok şey bulunuyor. Her şeyi bilmek mümkün değil zaten ama asıl önemli olan öğrenmeye açık olmaktır. Bir insanın yıllardan doğru olarak bildiği bir düşünceyi değiştirmesi kolay değildir. Yeniye önce tepki gösterir hatta reddeder ama öğrenmeye açık birisiyse düşünecek ve görüşünü değiştirecektir.

Her ülkede öğrenme özürlü insanlar vardır. Bunların sayısı hiçbir zaman sıfır olmaz. Önemli olan öğrenmeye açık olanların sayısının yüksek olmasıdır.

Öğrenme özürlü olmakta psikolojinin önemli yeri vardır. Kişi eskiden bildiklerinden daha farklı olanı öğrenince kişilik olarak eksildiğini sanır, gerçekte olan ise tersidir.

Bir de tembellik sorunu var; yeniyi sürekli olarak öğrenmek çaba ister.

Öğrenmeye kapalı olmanın en kolay yolu, bildiğini sanmaktır.

Yeniyi öğrenmek için önce bilmediğini kabul etmek gerekir.

Bildiğine inanan insanın öğrenmesine de gerek yoktur.

Birkaç örnek vereceğim…

Avrupa’nın değişik ülkelerinde “yazın Türkiye’ye gitmeyin, savaşı finanse etmeyin” kampanyaları açıldı. Güzel ama neredeyse 30 yıldır bu konuda bir şey söylenir: bu tür boykot kampanyaları her yılın Aralık-Ocak aylarında açılmalıdır. Nisan-Mayıs geç bir zamandır. Neden böyledir, çünkü çok sayıda seyahat acentesi sonraki yıl yaz aylarıyla ilgili uçak bileti satışlarını ve otel rezervasyonlarını bu aylarda yapar. Erken rezervasyon yapanlara indirim de uygularlar. Dolayısıyla turizmle ilgili kampanyanın o yılın başlarında açılması gerekir.

Bu tespit yıllardan beri yapılır ama uygulanmaz. Kampanya yaz aylarına yaklaşıldığında açılır ve doğal olarak etkisini de önemli oranda kaybeder.

Geçen yıl ve ondan önceki yıl Almanya’dan Türkiye’ye az turist gitti. Bunun nedeni açılan kampanyalar değil, Almanya ile Erdoğan arasındaki açık sürtüşmeydi. Çok sayıda Alman Erdoğan’ı tanıyor ve tatilde Türkiye yerine Yunanistan ve İspanya’yı tercih ediyor. Türkiye daha ucuz olmasına rağmen böyle yapıyor.

Turizm Türkiye’nin önemli sektörlerinden bir tanesidir. Çok sayıda gelen ve kişi başına çok para bırakan Almanların gelmemesi –gazetelerden de okunabileceği gibi- turizm sektörünü ciddi krize soktu. Bu eğilimin tersine dönmemesi için kampanyanın zamanında açılması gerekiyor.

Erdoğan ve AKP’li siyasetçiler, iki yıl öncesinde olanın aksine, seçim propagandası yapmak için Almanya yönetimiyle takışmamayı tercih ettiler. Turizm mevsimi de geldi yani, istersen takış!

Bu yıl Türkiye’ye giden Alman turist sayısı daha fazla olabilir çünkü Yunanistan ve İspanya’da kapasitenin sınırına ulaşılmış durumdadır. İspanya’da bazı bölgeler daha fazla turist istemeyecek duruma geldi, anlayın artık durumu…

Turizmi boykot kampanyası açmadan önce bunların hepsini izlemeniz ve kampanyayı da zamanında açmanız gerekiyor.

Bunun için de biraz araştırmacı ve öğrenmeye açık olmak gerekiyor…

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci tur olursa orada da psikolojik bir durum yaşayacağımız söylenebilir. Birileri çıkıp Erdoğan karşısındaki adaya –kim olacaksa artık- oy verilmemesi gerektiğini anlatmaya başlayacaktır. Bunların bir bölümü gizlice AKP tarafından finanse edilecektir… Onlar bu işleri iyi bilir!

Fransa’da devlet başkanlığı seçimi yıllardan beri iki turlu olarak yapılır. İlk turda adaylardan hiç birisi yüzde 50’yi aşamadığı için en fazla oy alan iki aday ikinci tura kalır.

Yılını hatırlamıyorum ama çok da eski değildir, ikinci tura Sarkozy ve Le Pen kalmıştı. İlki kötü, ikincisi daha da kötüydü. İkinci turda demokratından komünistine kadar geniş bir yelpaze Sarkozy’e oy verdi, cumhurbaşkanı seçildi. Böyle yapınca sağcı mı  oluyorlardı? Hayır, ırkçılığını açıkça ilan eden Le Pen’in seçilmesini engellemek istiyorlardı ve seçim sistemi gereği üçüncü aday da yoktu.

Eğer Le Pen’i engellemek amacıyla diğerine oy verince kendini kötü hissediyorsan, bu psikolojik bir durumdur… Sarkozy’ye oy vermek kendisinin görüşlerini paylaşmak anlamına gelmiyor. Seçilir ve muhalefetini eskisi gibi sürdürürsün. Onu seçerek onu desteklemiş olmuyorsun, tersine daha da kötü olan diğerinin başkanlığını engelliyorsun.

Bunu düşünebilmek basit bir mantık işidir ve psikolojik engellerden kurtulmuş olmayı gerektirir.

Bizde ise 7 Haziran 2015 seçimi öncesinde de bugünküne benzer bir durum vardı. HDP barajı geçemezse 60-80 arasında tahmin edilen sayıda milletvekili AKP’ye gidiyordu. Bu nedenle HDP’li olmayan ve hatta bu partiye yakınlık da duymayanların bir bölümünün bu partiyi seçmesi gerekiyordu. HDP çevresinde “demokrasi bloğu” oluşturulmuyordu. Bu blok zaten vardı ama yetmiyordu, dolayısıyla da bu partiye yakınlık duymayanların bir bölümünün de bu partiyi seçmesi gerekiyordu. HDP’li oldukları için değil, AKP’nin tek başına iktidarını engellemek için seçmesi gerekiyordu.

Konunun ne kadar çok tartışıldığını hatırlarsınız. Sol ve sosyal demokrat görünümlü bazı itirazcıların AKP tarafından memnuniyetle karşılandığına hatta el altından desteklendiğine eminim.

Şimdi de aynı durum var ve bu konuda tartışma oldukça azdır. Seçimde HDP’yi destekleyeceğini açıklayanlar arasında bu partiye yakınlık duymayanlar da bulunuyor ama bu önemli değildir. Onlar HDP’li oldukları için değil AKP’yi engellemek için bu seçimi yapacaklardır.

Bunu anlamanın bu kadar zor olmaması gerekirdi.

7 Haziran 2015 seçimi öncesinde Nazlı Ilıcak HDP’yi seçeceğini açıkladığında kimse onun bu partiden olduğunu düşünmemişti. Ilıcak 1960’lı yıllardan beri sağcıdır, halen de öyledir ve HDP’yi ona yakınlık duyduğu için değil AKP’yi engellemek için seçecekti.

HDP seçmeniyle “geniş demokrasi bloğu” kurulduğunu sanarak kendimizi kandırmayalım. Önemli olan seçmeleridir; blokta yer alırlar veya almazlar, ayrı bir konudur.

Bu basit gerçeğin üç yıl öncesinde de rahatça anlaşılmış olması gerekirdi.

Devrimciler, sosyalistler, komünistler dirençli insanlardır ve bu özelliklerini sayısız kere göstermişlerdir. Dirençli olmanın bileşenlerinden birisi de öğrenmeye karşı direnmektir.

Dirençli olmanın bu bölümünden kurtulmakta yarar vardır…