Seçim araştırmalarına inanmamak gerekir!
Şuanda 92 konuk çevrimiçi
BugünBugün1296
DünDün4012
Bu haftaBu hafta5308
Bu ayBu ay49271
ToplamToplam5454777
Seçim araştırmalarına inanmamak gerekir! PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazar, 20 Mayıs 2018 11:03


Her seçimden önce alışılagelmiş olduğu üzere sürekli olarak cumhurbaşkanlığı adaylarından kim ne kadar oy alacak, TBMM seçiminde oy dağılımı nasıl olacak araştırmaları yayınlanıyor. Açıklanan sonuçlar arasındaki büyük farklılıklar bu araştırmaların tamamını güvenilmez kılıyor.

Bu güvenilmezlik araştırma yapmak adına keyfi yöntemlerin uygulanmasının yanı sıra her partinin “kendi şirketine” araştırma yaptırmasından da kaynaklanıyor. Kendi şirketinize “o oranımız ne kadar?” diye araştırma yaptırıyorsunuz, bir sonuç çıkıyor; aynı araştırmayı rakip partinin şirketi yaptığında bambaşka bir sonuç çıkıyor.

Buradan çıkan sonuç, seçim sonuçlarını tahminle ilgili yapılan araştırmaların seçim kampanyasının parçası olduğudur. Bir parti oyunu yüksek göstererek taraftarlarına moral, karşıdakilere ise moralsizlik aşılamaya çalışır.

Bu sadece bizdeki seçimlerde görülen bir yöntem değildir, başka ülkelerde de vardır, sadece uydurmacılık bu kadar açık değildir.

Ek olarak sık sık seçim araştırması yapmak ve bunların bir bölümünü yayınlamak, hitap edilen halkın kalitesi konusundaki anlayışı da gösterir.

Özellikle AKP genelde kamuoyu özelde ise seçim konusundaki araştırmayı sık olarak yaptırıyor ve sonuçların tümünü yayınlamıyor.

Afrin harekatı sonrasında AKHP-MHP’nin desteği şu kadar yükseldi deniyor, aradan az zaman geçiyor, destek düşüyor. Filanca yerde büyük miting yapılıyor, desteğin yükseldiğini gösteren araştırma yayınlanıyor, sonra arkası gelmiyor.

Bunun anlamı şudur: bu halk atılan her adıma göre fikir değiştirebilen oynak ve ilkesiz bir halktır. Buna inanılıyor.

“Kudüs konusunda AKP ve RTE’nin tavrı halkı nasıl etkiledi?” diye araştırma yapmanın başka anlamı yoktur.

Bu halk böyledir! Biraz bağırıp çağırırsın, etkilenir; sonra unutur. Başka konu bulup yeniden bağırıp çağırmak gerekir.

Kudüs konusunun seçmende önemli etki yaratacağını sanmıyorum.

Burada propagandanın kilit noktası “Müslümanlar zulme uğruyor”dur.

Ülkede 3,5 milyon Suriyeli bulunuyor, onlar da Müslüman ama çok kişi hepsinin geri gitmesini istiyor.

Kudüs’ün İsrail’in başkenti ilan edilmesi ve ardından çok sayıda Filistinlinin öldürülmesiyle ilgili yapılan İslam Zirvesi gösterişle ilan edilen boş sonuçlara ulaştı.

ABD elçiliğinin Kudüs’te açılması törenine 33 ülke temsilcisi katılmış. Paraguay da olayların hemen ardından elçiliğini Kudüs’e taşıma kararı aldı. Olaylar biraz yatışınca bunu başkaları da izleyecektir.

İslam Zirvesi’ne katılanlar Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyanlara yaptırım uygulayacakmış… Bakalım ne yapacaklar, merak ediyorum.

Mutlaka bir şeyler yapacaklardır ama yaptıkları etkili mi olacak yoksa sinek vızıltısı olarak mı kalacak, göreceğiz.

Önceki yazıda İsrail’in 1995 yılında yapılan ve içeriği tam olarak açıklanmayan ekonomik ve askeri işbirliği anlaşmasıyla Türk ordusunu modernleştirdiğini açıklamıştım. (Bu konuda ayrıntılı bilgi 2000 yılında yayınlanan Alt Emperyalizm ve Türkiye kitabında bulunabilir.)

Bir ülkenin ordusunu modernize etmek, yeni silah sistemlerinin kullanılması için subaylara eğitim vermek geniş etkisi olan bir faaliyettir. Bu faaliyet sayesinde geniş bir çevreyle ilişki kurarsınız. Bu ilişkiler görünmez ama etkileri önemli olaylarda ortaya çıkar.

Türkiye 1990’lı yıllarda değişik Afrika ve Balkan ülkeleri ordularına askeri eğitim verdi.

İktidar değişti, AKP hükümet oldu ama o dönemde kurulan ilişkiler sürdü.

Balkanlar’da ordularına askeri eğitim verilen ülkelerden iki tanesi Hırvatistan ve Kosova’dır. İlki birçok konuda Türkiye ile işbirliği içindedir. İkincisiyle ilişkiler ise bir grup Fettullahçının MİT tarafından kaçırılmasıyla da görülebileceği gibi ileri düzeydedir.

İsrail ile stratejik ilişki de devlet başkanı ve iktidardaki parti değişse bile sürecektir. Daha kapalı sürebilir ama sürecektir.

Politikada kükremelere, posta atmalara değil gerçekte yapılana bakmak gerekir.

Başlıca Arap ülkeleri bunca yıldır gerçekten ciddi adımlar atacak olsalardı, İsrail bu kadar pervasız olamazdı.

Türkiye’nin de yapabileceği fazla bir şey bulunmadığı gibi aradaki işbirliği gereği yapamaz da…

Yapmış gibi görünüp bunun da seçim sonucuna yansıyacağını ilan edenler çıkabilir… Bu konuda “araştırma sonuçları” yayınlayanlar da çıkabilir…

Dikkate almamak gerekir…