Şuanda 112 konuk çevrimiçi
BugünBugün4257
DünDün4139
Bu haftaBu hafta11841
Bu ayBu ay70402
ToplamToplam5252136
Kandil'e operasyon... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Perşembe, 07 Haziran 2018 00:25


Kandil’e yönelik operasyon yapılacağı AKP yetkilileri ve bazı ordu komutanları tarafından sıkça ifade edilmeye başlandı. Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerine az zaman kala Kandil’e yönelik askeri harekat yapılması hem seçim yatırımıdır ve hem de uzun zamandır yapılan hazırlığın yeni bir aşamasıdır.

Seçim yatırımıdır çünkü bir ay sonra değil de şimdi gündeme getirilmektedir. Bu konuda uzun zamandır hazırlık yapılması bu gerçeği değiştirmiyor.

Ordu Irak’ın 25 kilometre kadar içine girmiş ve bu alanda değişik üs bölgeleri kurmuştur. Eskiden olduğu gibi girip geri çekilmeyecektir, orada kalıcıdır. Suriye’de yapılanın aynısı Irak’ta tekrarlanmakta ve ülkenin sınırları genişletilmektedir. Türkiye ile Irak arasındaki resmi sınır değişmemiştir ama bu sınır fiili olarak artık 25 km. kadar daha güneye kaymıştır. Tıpkı Suriye ile olan sınırda olduğu gibi…

Kandil’in ele geçirilmesi hiç kolay değildir… Daha gidilmesi gereken 70-80 km. kadar son derece engebeli arazi bulunduğu gibi, alanın ele geçirilmesi de son derece zordur. Türkiye’nin asıl amacı, tersi söylense bile, Kandil’i yok etmek değil, etkinliğini ciddi oranda sınırlandırmaktır. Başka bir ifadeyle gerillaya yeni katılanların Kandil’e gidip eğitim görmesini engellemek ya da önemli oranda azaltmak, Kandil’den eylem için çıkış yapan gerillaları da olabildiğince o alana hapsetmektir.

PKK’ye yönelik operasyonlarla adını duyuran Osman Pamukoğlu adlı bir general vardı. Emekli olduktan sonra parti kurdu ve kendisine sorulan “Kandil’i neden ele geçirmediniz?” sorusuna şu cevabı vermişti: “Orası çok engebelidir. Engebeleri düzlerseniz ortaya Hollanda büyüklüğünde bir alan çıkar.”

Kısa süre önce Afrin konusunda da “orası engebeli bir arazidir, halk YPG’yi desteklemektedir, Türkiye yenilecektir” değerlendirmeleri yapılmıştı ancak beklenildiği gibi olmadı.

Engebeli arazide hatta sarp dağlarda savaşmak TC ordusu için diyelim 20 yıl kadar önce önemli bir sorundu. Ağır kayıp vermeyi göze almadan bunu yapamıyordu. Bu süre içinde iki önemli değişiklik oldu.

Birincisi: Türkiye silah sanayisinin insansız hava aracı (İHA) ve silahlı insansız hava aracı (SİHA) üretebilmesidir. Bu gelişme uygun arazide hareketli gerilla birliği (HGB) ile yürütülen gerilla savaşında önemli değişiklik yapılmasını zorunlu kılar. Eskiden araziyi iyi tanıyorsanız ve burada yaşayan halkla da iyi ilişkiniz var ise, düşman için görünmezdiniz. Görünmezlik büyük oranda ortadan kalkmış durumdadır. Gece veya gündüz, düz alanda veya dağlık arazide İHA tarafından görülebilirsiniz. SİHA kullanılması durumunda hiç beklemediğiniz anda üzerinize roket atılabilir. Veya son olarak Dersim’de yaşandığı gibi İHA gerilla grubunun yerini bildirmekte ve savaş uçakları bombalamaktadır.

Türkiye havada ve karada elektronik savaş araçlarını etkin kullanmayı İsrail ile 1995 yılında yapılan askeri ve ekonomik işbirliği anlaşmasından sonra öğrenmeye başladı. Daha önce de uçaklar bomba atarlardı ama isabet oranı düşüktü, genellikle gürültü yapmaktan fazla bir şey yapamazlardı. Bu durum bir süreden beri değişmiş bulunuyor.

Kır gerilla savaşını 20-25 yıl öncesinin askeri tekniğini değişmemiş varsayarak değerlendirirseniz fena halde yanılırsınız. Afrin konusunda yapılan askeri analizlerin temel hatası da budur.

İkincisi: gelişmiş silahlara sahip olmak, onları kullanabilecek deneyimli personel yoksa fazla anlam taşımaz. Bunu 1960-1970’li yıllarda İsrail ile Mısır arasındaki hava savaşlarında da görmüştük. İsrail o yıllarda Fransa malı Mirage adlı savaş uçaklarını kullanıyordu. Bu uçak tipi geniş kanatları nedeniyle uçaksavarlar için uygun hedef olduğundan genellikle tercih edilmez. Mısır ise Sovyetlerin MİG tipi uçaklarını kullanıyordu. Teknik özellik olarak MİG’ler iyi uçaklardı ama hava savaşında İsrail daima üstündü. İsrail pilotları çocukluklarından beri basit de olsa elektronik oyunlar oynayarak büyümüşlerdi, Mısır pilotları ise elektronikle ancak harp okuluna gidince tanışmışlardı. Temel farklı olunca ne kadar eğitim görürse görsün sonuçta ortaya çıkan asker tipi de farklı oluyor.

Türkiye havada ve karada gelişmiş teknolojiyi kullanabilecek asker ve subay kadrosuna sahiptir. Bu kadroya polis ve jandarmanın özel harekat birlikleri de eklenmelidir. Bunlar Diyarbakır ve Cizre’de sokak savaşlarında tecrübe kazanmıştır.

Türkiye satın aldığı ya da ürettiği silahları sürekli denemekte ve kullanmakta etkinleşmektedir. Afrin savaşı bunun son örneğidir.

Bu değişimi görmeden 20-25 yıl öncesinin tekniği ve personeli temelinde analiz yapmak öldürücü sonuçlara yol açabiliyor. Hele de Che’nin gerillasının ya da HGB temelinde yürütülen kır gerilla savaşının önemli değişim yaşamak zorunda olduğunu görmeden hala o temelde değerlendirme yapmak tek kelimeyle boştur, anlamsızdır.

Kandil’e yönelik askeri operasyonun ana hatları az çok ortaya çıktı sayılabilir. Uzun süreli ve yoğun hava bombardımanının ardından Kandil’e havadan indirme yapılacak… Karadan 70-80 km. daha gidip buradan Kandil’e girmeye çalışmak mümkün gözükmüyor.

Kandil’e indirme yapılırsa eğer, bunun özel birlikler çerçevesinde ve yüksek sayıda olmayacağı söylenebilir. Bunların orada konuşlanması zor görünüyor çünkü ikmal gibi önemli bir sorunla karşı karşıya kalacaklardır. Kandil’e birkaç bin kadar asker indirmek ve alanın tamamını ele geçirmeye çalışmak epeyce risklidir ve yüksek kaybı göze almak demektir. Bu durumda bile başarılı olunamayabilir.

Şunu da unutmamak gerekiyor: Türkiye’nin Kandil’e yönelik operasyonunun boyutu İran’ın vereceği desteğe de bağlıdır. İran ile bu konuda anlaşma yapıldı mı, yapıldıysa çerçevesi nedir; bilinmiyor. İran bu anlaşmaya ne kadar uyacaktır, bu da bilinmiyor.

Tahminim Türkiye’nin Kandil’in etkinliğinin ciddi oranda zayıflatılmasını hedeflediğidir. Tümüyle ortadan kaldıramayacağını kendisi de biliyor. Asıl hedef dışarıdan gelenlerin ve buradan eyleme gidenlerin sayısının ciddi olarak azaltılmasıdır.

Başka ülkelerde mesela Afganistan’da yaşanılan dağ savaşı deneyine bakıldığında hava gücü ve SİHA’lar etkin olarak kullanılsa ve özel birlikler dağlara indirilse bile, savaşın kazanılması son derece zordur. ABD ordusu SİHA’ları Obama döneminden beri etkin olarak kullanmaktadır ve Taliban’a bir bölümü yöneticiler düzeyinde olmak üzere önemli kayıp verdirmiştir ama Taliban’a karşı savaşı kazanamadıklarını kendileri bile kabul etmektedir.

Ek olarak İslam Devleti (İD) Afganistan’da yükselen yeni bir güç olarak ortaya çıktı. Hedefi bu ülkedeki Şii nüfustur. Bu örgütün gücü İran’ı Afganistan’da El Kaida ile işbirliği yapmaya bile zorlamaktadır. El Kaida ile İD Afganistan’da rakip örgütler durumundadır. Bu ülkede NATO’nun askeri varlığı ve ABD’nin halen süren SİHA saldırıları böyle bir durumun ortaya çıkmasını engelleyemedi.

Bize dönersek…

Kandil’e yönelik askeri harekatın –Afrin örneğinde olduğu gibi- büyük destek bulacağı açıktır. Protestolar ve barış çağrıları her zaman olduğu gibi gerekli olmakla birlikte yaşanması gerekli değişimin boyutu daha kapsamlıdır.

Almanya 19. yüzyılın sonundan başlayarak militarist bir toplumdu. SPD’nin Birinci Dünya Savaşı’nda burjuvaziyi desteklemesi ve savaş kredilerine onay vermesi bu toplumsal özelliğin, içinde örgütlü olduğu işçi sınıfının koşarak savaşa gitmesinin sonucudur. SPD’nin politikası yanlıştı ama bu politikayı esas olarak sendika ve parti önderlerinin burjuvazi tarafından satın alınmasına bağlamak dar görüşlülük olur. En az yirmi yıldır militarizm Alman toplumunda egemendi.

Nazi iktidarı döneminde (1939-1945) bu özellik olabilecek en üst düzeye çıkarıldı.

Batı Almanya 1968’i bu toplumdaki militarist geleneğe önemli darbe indirdi.

Almanya başka bir ülkede açık askeri operasyona giriştiğinde halkın sokaklara dökülüp sevinç gösterileri yapması söz konusu değildir, tersine her taraftan eleştiri yükselir. Bu nedenle de Almanya başka ülkelerdeki askeri operasyonları genellikle ABD, İngiltere ve Fransa’ya bırakıp geri planda kalmayı tercih eder.

68’den Ne Kaldı? kitabında Türkiye ve Batı Almanya 68’lerinin karşılaştırılması temelinde militarist toplum anlayışının tümüyle yıkılmasa bile önemli oranda geriletilmesinin nasıl mümkün olabildiğini açıklamaya çalıştım.

Bizim de bu deneyden öğrenmemiz gerekiyor…