Avusturya'da cami kapatılması...
Şuanda 141 konuk çevrimiçi
BugünBugün2829
DünDün3893
Bu haftaBu hafta2829
Bu ayBu ay72940
ToplamToplam5478446
Avusturya'da cami kapatılması... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cumartesi, 09 Haziran 2018 08:40


Avusturya Hükümeti yedi camiyi kapatma ve sayısı belli olmamakla birlikte ilgili imamları da sınırdışı etmek kararı aldı. Bu camilerden altı tanesi bir Arap kuruluşuna mensup ve Selefi inancına sahip olarak tanınıyorlar. Bir cami ise Türkiye ile ilgili… Bu camiyi kapatma nedeni ise, Çanakkale Savaşı ile ilgili yapılan törende çocuklara savaş, kahramanlık ve şehit olma dersinin verilmesidir.

Avusturya hükümetinden bir bakan “Bunun başlangıç olduğunu” söyledi, belli ki arkası da gelecektir.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ise kararın ırkçı ve İslam düşmanı olduğunu söyledi.

Farklı bir açıklama yapması da zaten beklenmiyordu…

Avusturya Hükümeti’nin kararı doğrudur ve desteklenmesi gerekir. Bu hükümetin epeyce sağcı olması yapılanın doğruluğunu ortadan kaldırmaz…

“İki kere iki dört eder” denildiğinde de söyleyenin politik kimliğine bakarak mı doğru ya da yanlış olduğuna karar vereceğiz?

Sağcılarla benzerlik olabilir gerekçesiyle kendi çizgini ortaya koymamak politik pasiflikten başka şey değildir. İslamcılar bu anlamda sosyalistlerden daha iyi politika yapıyor.

Türkiye’deki rejim hakkında “baskıcı, otoriter” belirlemelerinde bulunmak ama o rejimin Avrupa ülkelerinde örgütlenme ve etkinliğini yayma aracı olarak camileri de kullanmasına ses çıkarmamak asıl garipsenecek durumdur.

Avusturya Hükümeti’nin kararının inanç özgürlüğünün kısıtlanmasıyla ilişkisi yoktur.

Selefilerin örgütlenmesinde Selefi camilerinin özel yeri vardır. Konuyu araştıran Oliver Roy’un –bir bölümü Türkçeye çevrildi- kitaplarını okumanızı öneririm.

Selefi imamlar militan toplayıp İslam Devleti’ne gönderecek, bu militanlardan bazıları bulundukları ülkede eylem yapmayı planlayacak ama “din ve inanç özgürlüğü” adına bunlara karşı bir şey yapılmayacak; öyle mi?

Camide küçük erkek çocuklarına –genellikle ilkokul çağındadırlar- “şehit olmanın propagandası” yapılacak, militarizm övülecek ve din özgürlüğü adına bunu seyretmekle yetineceksiniz; öyle mi?

Avrupa ülkeleri kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesine karşı önlem aldılar. Din özgürlüğü adına aslında almamaları gerekirdi! İslam kız çocuklarının erken ve bazılarının oldukça erken yaşta evlendirilmesini savunur.

İslam kadınları her zaman hedef almıştır. Nasıl giyineceğine, erkeklerle ilişkisine, ne zaman evlenmesi gerektiğine kadar her şeye karışır; bunlara uymayanları da tecavüzle tehdit eder.

Kanıta gerek yok sanırım; medyada din adamlarının “yırtık kot giyen kadına tecavüz mubahtır” açıklamalarını fazlasıyla izliyorsunuzdur.

Bu belirlemeyi Avusturya’da veya başka bir Avrupa ülkesinde yapamazlar, hemen hapse girerler. Böyle konuşmamaları böyle düşünmediklerinden değil, çekindiklerindendir.

Almanya’da birkaç ay önce camilerde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın direktifi üzerine Afrin savaşını öven vaazlar verilmiş ve din kurumlarında savaş propagandası yapılması medyada konu olmuştu. Bu sırada açıklama yapan bir din görevlisi bunun “din özgürlüğü” çerçevesinde olduğunu savunmuştu.

Militarizm propagandasının, şehit olma kültürünün din özgürlüğüyle ilgisi yoktur ama böyle belirlemeler yapmaları normaldir. Sıkıştıkları her olayda özgürlüklerden söz ederler, güçlü oldukları her yerde de ilk yaptıkları din özgürlüğünü çiğnemektir.

Din özgürlüğü herkes için geçerlidir. Kim neye inanıyorsa o çerçevede ibadetini yapabilir. Avusturya’da değil Türkiye’de din özgürlüğü ciddi kısıtlama altındadır. Bizde büyük şehirler dışında Hıristiyan olmak zordur, saldırıya uğrarsınız. Bırakın Hıristiyanı Müslümanlıkta Sünnilik dışında mezhebe inanmak da zordur. Alevilerin durumu ortadadır.

Aleviler Avrupa ülkelerinde Türkiye’dekiyle karşılaştırılamayacak kadar geniş hak sahibidir. Kendi kaynaklarıyla cem evlerini yapar ve inançlarının gereğini yürütürler, kimse de karışmaz. Aynı durum Türkiye’de olsaydı kısıtlamadan, saldırıdan geçilmezdi.

Avusturya’da ya da başka bir Avrupa ülkesinde İslamcılar, onların camileri ve dernekleri Aleviliğin sapkın bir inanç olduğunu savunamazlar, camiye gelmeye davet edemezler. Din ve inanca saldırıdan haklarında soruşturma açılır. Bunu bildikleri için yapmazlar, inanmadıkları için değil…

Bu ve benzeri konularda açık tavır koymak din özgürlüğünün kısıtlanması anlamına gelmez, tersine bu özgürlüğün güçlü olanın çıkarları doğrultusunda kullanılmasını engellemek anlamına gelir.

Almanya’nın Bavyera eyaletinde yapılan bir araştırmaya göre halkın yaklaşık yüzde 60’ının Müslümanlara karşı olduğu ortaya çıktı. Bu sonucu “Almanya’da ırkçılık yükseliyor” diye değerlendirmek ahmaklıktan başka bir şey değildir. İletişim çağında yaşıyoruz, herkesin her şeyden haberi oluyor. İnsanlar kadın düşmanı bir dini sevmek zorundalar mı? Türkiye’de islamcıların kadınlara yönelik açıklamalarından, başka İslam ülkelerinde kadınların durumundan kimsenin haberi yok mu sanıyorsunuz?

Çocuk yaşta evliliğin savunulmasından, kız ve erkek çocuklarına yönelik din adamlarının da katıldığı yoğun cinsel istismardan kimsenin haberi yok mu sanıyorsunuz?

İslam kız ve erkek çocuklarının hayatın her alanında birbirinden ayrılmasını ve farklı sosyalizasyon yaşamalarını savunur. Böyle bir anlayış Avrupa ülkelerindeki toplumsal yaşama, temel değer yargılarına tümüyle terstir.

İnsanlar İslamdaki bu özelliği bilmiyor mu sanıyorsunuz?

Camilerde ve medyada yapılan Hıristiyanlık aleyhindeki propaganda da cabasıdır. Kiliselerde “İslam kadın düşmanı bir dindir” propagandası yapılsa karşı çıkarsınız ama sizin yaptığınız farklı bir şey midir?

Sosyalistlerin yıllardan beri bu konuda –ülkede ve ülke dışında- taraf olmamasının iki nedeni vardır.

Birincisi: dini kişisel inanç olarak görmektir. İnsanlar gerçeğe ancak bu kadar gözünü kapatabilir. Bizde din Atatürk dönemi de dahil gerektiğinde her zaman politik amaçla kullanılmıştır. İslam devlet dinidir, İslam politikadır. Humeyni bunu sosyalistlerden daha iyi anlamıştı.

İkincisi: halkın dini inançlarına karşı çıkmamak anlayışıdır.

Bir kere bu tür konularda tavır almanın dini inanca karşı çıkmakla ilgisi yoktur, tersine dini inançların özgürleşmesiyle ilgisi vardır. İnanç özgürlüğü Selefilerin ya da daha genel olarak Sünnilerin dini özgürlüğünden ibaret değildir. Hıristiyanların, Budistlerin, Yahudilerin, Alevilerin ve akla gelebilecek başka inançların da özgürlüğüdür.

İslamın hakim kesimi güçsüz olduğu oranda özgürlükten yanadır, güçlendiğinde ise onlara ilk saldıracak olan kendisidir.

Almanya’da “yeşil sermaye” olarak bilinen kesim onbinlerce insanı dolandıran bir uygulama yaptı. Çok sayıda insanın parasını alıp ortadan kayboldular.

Yüksek miktarda parayı transfer ettikleri Türkiye’de de soruşturma bile yaşamadılar.

Bunu kimse bilmiyor mu sanıyorsunuz?

Sosyalistler akıllarınca islamı kullanabileceklerini veya uygulamalarına karşı çıkmadan yakınlaşabileceklerini sanıyorlar.

Yıllardan beri bu konuda sonuç alınamadı, alınamaz da…

1980’li yılların ortalarıydı... TKP ile bağlantılı olduğu bilinen FİDEF, Müslümanları keşfetti. Almanya’da Milli Görüş Dernekleri Federasyonu vardı. FİDEF’e göre onlar da göçmendi ve bu durumda göçmen örgütlerinin birlikte çalışması neden mümkün olmasın?

Doğru bir düşünce ama uygulama berbat…

FİDEF ve Milli Görüş ortak yönetim kurulu toplantısı yapıyor. FİDEF’ten iki kişi seccadeleriyle toplantıya gidiyor, birlikte namaz kılıyorlar.

İnsanların dini inancına ve namaz kılmalarına söylenebilecek bir şey yok ama bunu karşındakini etkilemek için yapıyorsan yaya kalırsın…

Nitekim de öyle oluyor. İki federasyon birlikte eylem yapacaktı ama Milli Görüş İslamcıların bilinen özelliği olarak hemen çalımını atıverdi, işbirliği de sona erdi.

Yakın tarihte sosyalistleri kendi amaçları için kullanabilmek amacıyla dincilerin ne kadar demokrat göründüklerini unuttunuz mu?

Bu onların genel özelliğidir. Sahtekarlık, yalancılık yapılabilir, çünkü İslam için yapılmaktadır…

Bu konuda güzel bir örnek Almanya’da yeşil sermayeyle ilgili olarak yaşandı.

Dolandırılan çok sayıda kişiden birisi şöyle demişti: “Birlikte namaz kıldık, ona güvendim.”

Bu güvenin karşılığı olarak da 100 bin DM veriyor, ardından adam ortadan kayboluyor.

Bu olayı Mülteciler Göçmenler kitabında anlatmıştım.

İslam için yapılmıştır, helaldir!

Bakalım sosyalistler kendilerini kandırmaya daha ne kadar devam edecekler?

Örnekler var, onlardan öğrenmek gerekir…

Kiliselerin etkinliği eskisine göre hayli gerilemişse eğer sosyalistler, ilericiler ve aydınlar bunu o kuruma şirin gözükerek değil, kafasına vurarak yaptılar.

Yöntemler farklı olacaktır ama sonuçta yapılması gereken budur…