Şuanda 106 konuk çevrimiçi
Hiç inandırıcı değil! PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cuma, 22 Haziran 2018 19:32


Yapılan açıklamaya göre PKK yöneticilerinin toplantı yaptığı yer bulunmuş ve bombalanmış. Bombardıman sonucu 35 yönetici ölmüş…

Seçim propagandası mı değil mi, bilmiyoruz…

Şunu biliyoruz: savaşta hangi taraftan gelirse gelsin bu tür bilgilere inanmamak gerekir. Savaşta önce gerçek ölür. Doğrulanmadan hiçbir önemli habere inanmamak gerekir.

Haber de söylenip geçildi. Adları nedir, hangi konularda yöneticiydiler; bilgi verilmedi.

Diğer taraf bu haberi yalanladı ve kayıplarının olmadığını açıkladı.

Beklemek gerekir, gerçek ise nasılsa ortaya çıkar, üfürme ise o da çıkar…

Bana gerçek değil gibi geldi, neden derseniz?

Yıllardan beri savaşan bir örgüt 35 yöneticiyi bir araya toplayıp toplantı yapmaz. Yapmışsa büyük acemiliktir.

1980’li yıllarda bile değişik örgütlerin merkez komitesi toplantıları daima eksik yapılırdı, o kentte bulunsa bile herkes MK toplantısına katılmazdı. Tedbir alınmıştı ama ne olur ne olmaz… Baskın olursa MK’dan herkes yakalanmazdı.

Bu uygulamayı herhalde herkes biliyordur.

Devrimci Yol yöneticilerinin 1981 başındaki meşhur yakalanmasından sonra herkes bu kuralı iyice öğrendi denilebilir.

İllegal örgütlenme tecrübeleri bulunmadığı için Devrimci Yol’un Genel Komitesi bir arada kalıyor. Toplantı bile yapmıyor, bir arada kalıyor. Olacak şey değil ama böyle!

Polis –adını vermeyeyim- birisini yakalıyor ve işkenceyle evin adresini öğreniyor.

Olabilir!

Bu arada evdekiler başka yere taşınıyor.

Ev basılıyor ama boş bulunuyor.

DY yöneticileri ağır bir hata yapmışlar ve evi tanınmış bir firma aracılığıyla taşımışlar. Hangi firma bilmiyorum ama komşuların adını bilip polise ilettiği bir firma…

Polis firmayı arıyor, filanca adresten nereye ev taşıdığını öğreniyor, orasını gözetlemeye alıyor ve basıyor. Almanya’da bulunan Taner Akçam dışında bütün genel komite üyeleri yakalanıyor.

Devrimci hareketteki minicik bir örgüt bile böyle hata yapmamıştır.

Haberi televizyondan dinlediğim zaman konu hakkında herhangi bir yazı yazmak istemedim.

Benzerini DY bana yapmıştı ama böyle bir davranış devrimciye yakışmazdı.

1978 yılı yaz aylarına doğru Isparta cezaevindeyim. Devrimci Yol dergisinin orta sayfası yine Acilciler’e ayrılmış… İsim vermeden yine o malum alaycı üsluplarıyla TDAS’a atıp tutuyorlar ve “yazarının şimdi nerede olduğunu ve ne yaptığını bilmiyoruz” diyerek de akıllarınca dalgalarını geçiyorlardı.

Şimdi fırsat bu fırsat deyip alaycı birkaç cümle yazmak devrimci insana yakışmazdı…

Mamak cezaevindeki tutumları tam bir rezalet olacaktı…

Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanan her örgütün merkez davasında mutlaka politik savunma yapıldı. Herkesin savunmaya katılması gerekmezdi. Konuşulur, yöneticilerden kimlerin ağır ceza alması kesinse özellikle onlar örgütü savunan politik içerikli bir savunma yaparlardı.

Bu savunma sadece DY merkez davasında yapılmadı.

Bu bir çeşit “namus meselesi” gibi bir şeydir. Bir örgütün ana davasında siyasi savunma yapılmaz mı? Kimlerin yapması daha uygunsa onlar yapar ama yapar!

Nedenini hep merak etmiştim. Tarihle Söyleşiler kitabının galiba ikinci cildinde şimdi kim olduğunu hatırlamadığım önemli bir isim bu konuda açıklama yapıyordu. İsim Ali Alfatlı mıydı, emin değilim…

Mahkemede savunma hattını oldukça geride kurmalarının nedeni olarak, “aksi durumda aramızdan çok sayıda itirafçı çıkacaktı” deniliyordu.

Bu açıklamanın üzerine herhangi bir şey söylemek mümkün değildir.

Her örgütten birkaç tane itirafçı çıkabilir ama siyasi savunma yapmayı engelleyecek kadar fazla çıkma ihtimaliyle karşılaşıyorsanız, durum felaket demektir…

Bunu önlemek için de merkez davada siyasi savunma yapılmıyor…

İnsan ne söyleyeceğini bilemiyor…

Konuyla ilgili birkaç yıl önce sitede birkaç yazı yazmıştım. Merak edenler arayıp bulabilir. Yukarıdaki arama bölümüne isim verip daha kolay arayabilirsiniz.

Bunlar yaşandı, insanlar zaten biliyordu ama iyice öğrendiler.

Kandil’dekilerin de bunun dışında olduğunu düşünmüyorum.