Şuanda 142 konuk çevrimiçi
BugünBugün1074
DünDün3290
Bu haftaBu hafta1074
Bu ayBu ay29873
ToplamToplam5811464
Hüseyin Çakır'ın anısına... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cuma, 03 Ağustos 2018 20:07


KÜYEREL’in kurucusu Hüseyin Çakır’ın bir süredir tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybettiğini öğrendim. Kişisel olarak tanışmıyorduk ama KÜYEREL’in kurulduğu yıllarda sık olarak yazıştık, KUYEREL’e epeyce yazı da yazdım. Eski bir TKP’liydi ve TBKP kuruluşunda da yer almıştı. Kendisiyle ilk yazışmamız değişim konusundaydı. “Değişim mevcut konumdan ayrılmak demektir, bu ayrılma sonrası gelişme iyiye doğru da olabilir tersine de olabilir” diye yazmıştım. O da “Esas önemli olan bu işin böyle gitmeyeceğini anlayıp mevcut konumdan ayrılmanın zorunluluğunu anlamaktır” gibi bir cevap yazmıştı.

Eski komünistler arasında kendini değiştirebilen az sayıda insandan bir tanesiydi. Görüş olarak pek anlaşabildiğimizi söyleyemem ama marksizm-leninizm edebiyatı yapmaktan başka bir şey üretemeyenlere göre açık olarak daha ileride bir insandı. Başka bir dünyada yaşandığını, değişimi görüyor ve anlamaya çalışıyordu.

15 yıl kadar öncesi şiddetli atışma yıllarıydı denilebilir. SSCB dağılalı on yıldan fazla olmuştu ama sayıca az olmayan bir bölüm insan hala “sosyalizmden kapitalizme geçildiğini” kabullenemiyordu. Sosyalist ülkelerde burjuvazinin komünist partilerinden çıktığını, tabandan gelişmediğini tersine yukardan geldiğini ilk yazdığım yıllardı. KÜYEREL ve Bianet’te bu konuda yazılar yazdım. İtirazlar gittikçe söndü çünkü somut konuşuyordum. Komünist partisinden çıkan burjuvazi kısa sürede nasıl zenginleşti sorusuna cevap veriyordum. Komünist partilerinden çıkan burjuvazinin nasıl oluştuğunu açıklamak zorundasınız. Bu burjuvazinin oluşumu sosyal emperyalizm tezini de yalanlıyordu çünkü bu burjuvazi içinde politik kararlarda birinci derecede söz sahibi olanların oranı azdı; asıl ağırlık kombina yöneticilerindeydi.

Komünist partilerinden doğan burjuvazinin oluşumunun her ülke özelinde incelenmesi gerekir. Şimdiye kadar ancak iki ülkede bu süreci ayrıntılı olarak inceleyebildim: İlki, 1989 Berlin Duvarı kitabında anlatılan Demokratik Almanya Cumhuriyeti’dir. Bu ülkede burjuvazi oluşmadı ancak çok sayıda partili (bazı üst düzeydekiler dahil) Batı Almanya burjuvazisiyle anlaşacaktı. Şimdiki Almanya Başbakanı Angela Merkel DAC’de iktidarda olan Sosyalist Birlik Partisi’nin gençlik örgütündendir.

Burjuvazinin oluşumunu ise Bulgaristan örneğinde isim isim inceledim. Bu ülke SSCB’nin en yakın müttefikiydi. Bunu mecburiyetten yaptım da diyebilirim çünkü 2005’te politik bilim bölümünü bitirirken diploma tezimdi: Bulgaristan’da sosyalizmden kapitalizme geçiş.

Bulgaristan Komünist Partisi Genel Sekreteri Todor Jivkov yaklaşık 40 yıldır aynı görevdeydi ve sosyalist ülkelerdeki KP’ler içinde hapiste ölen tek genel sekreter olacaktı. Yolsuzluk nedeniyle hapse atılacak ve orada ölecekti.

Jivkov’a yapılan bu muamele geçmişe yönelik günah keçisi aramaktan başka bir şey değildi.

Kapitalizmin çevreyi nasıl tahrip ettiği konusunda yazılar yazanlar nedense reel sosyalizmin de aynısını yaptığını ve bunun önde gelen örneklerinden birisinin de Bulgaristan olduğunu bilmezler. Bulgaristan’da 1989’da iktidar karşıtı gösteriler ülkede düzenlenen uluslararası bir çevre konferansı sırasında başladı. Bu ülkede hava kirliliğiyle ilgili değerler devlet sırrı oldukları gerekçesiyle açıklanmazdı. Gerçi Pilovdi gibi kentlerde nefes almak bile bu kirliliği anlamak için yeterdi.

Bulgaristan’da komünist partisi iktidarı sona erdikten sonra ülke birbiriyle çatışan iki mafya grubu arasında paylaşıldı. Bu grupların başkanları da iki eski başbakandı.

80 sayfalık bu diploma tezi daha sonra bir yayınevinin ilgi göstermesi üzerine Almanca olarak basıldı, Türkçesini çok özet olarak değişik yerlerde yazdım.

Hüseyin Çakır bu konudaki yazılarıma ne itiraz eder ne de yabancılık duyardı. Ne kadarına katılıyordu, bilmiyorum ama öğrenmeye son derece açıktı.

Aradan biraz zaman geçti ve komünist partisinden çıkan burjuvaziye, sosyalizmden kapitalizme geçişe marksizmden alıntılar da yaparak itiraz edenlerin sesi kesildi.

SSCB’nin 1991’de dağılmasının üzerinden 27 yıl geçti ama bu arkadaşlar bunun nasıl olduğunu hala açıklayamadılar.

Ne oranda anlaşabildiğimiz önemli değil; solda düşünen ve öğrenen bir kafayı kaybettik…

 

Başımız sağ olsun…