Şuanda 112 konuk çevrimiçi
BugünBugün558
DünDün3071
Bu haftaBu hafta7661
Bu ayBu ay79860
ToplamToplam5592724
Kapitalizm mi yoksa sosyalistler mi çöküyor? PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cumartesi, 08 Eylül 2018 04:59


Öncelikle ülkemizden söz ediyorum ama saptama bir oranda genelleştirilebilir de… Dünyanın bütün ülkelerinde olmasa bile çok sayıda ülkede kapitalizmin krizi yeniden derinleşti. Yeniden diyorum çünkü kriz yeni değil, yıllardan beri var ve geçmişte de, şimdi yaşadığımız gibi derinleştiği dönemler olmuştu.

Kapitalizm değil ona karşı alternatif üretemeyen sosyalistler teorileri ve pratikleriyle bir kere daha çöküyorlar ama özellikle bizde kimse bunun farkında değil… Kendi çöküşünü gizlemek için karşı tarafın nasıl çöktüğü, bu krizden kurtulamayacağı yıllardan beri yapıldığı gibi bir kere daha öne çıkarılıyor.

Kısa vadede bu tür saptamalar moral verici olabilir ama geçerlilikleri sadece kısa vadededir.

Kapitalizmin krizden kurtulmak gibi bir sorunu bulunmuyor; yeni değil, yıllardan beri bulunmuyor. Onun sorunu krizle birlikte yaşamaktır, bunun için sürekli yeni yöntemler bulmaktır.

Bu nedenle “Kapitalizm kriz demektir, krizden kurtulamayacaktır” saptaması dönemi çoktan geçmiş eski bir saptamadır. Aklı başında kapitalistlerin hepsi krizden kurtulamayacaklarını, kapitalizmin kriz demek olduğunu, bu krizin arada bir derinleşeceğini biliyorlar ve bu krizle birlikte nasıl yaşayabileceklerinin teorisi ve pratiğini yapıyorlar.

Kapitalizmin kaçınılmaz olarak kriz demek olduğu 170 yıl önce, Marx’ın döneminde yeni ve önemli bir saptamaydı. Yıllardan beri bunu tekrarlamakla yetinmek ise yeniyi üretememekten başka şey değildir. Akıllı bir kapitalist şöyle düşünür: kapitalizmin kaçınılmaz olarak kriz demek olduğu doğrudur ama biz krizle birlikte yaşayabiliriz.

Yıllardan beri gördüğümüz de budur.

Berlin Duvarı yıkıldıktan ve SSCB de dağıldıktan birkaç yıl sonra adını hatırlayamadığım bir Alman komünisti acı bir ifadeyle şöyle yazmıştı: “Kapitalizm yıllardan beri krizle birlikte yaşıyor, biz yaşayamadık.”

Bunun önde gelen nedeni, güçlü bir kapitalizmle birlikte yaşamak zorunda olan sosyalizmde de kriz olabileceğinin kesin olarak reddedilmesi ve o krizle karşılaşıldığında da tümüyle hazırlıksız yakalanmaktı.

1960’lı yıllarda görüşleri etkinlik kazanamayan, küçük gruplar halinde kalan insanlar; Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde Fritz Behrens, Macaristan’da Kornai, Çekoslovakya’da Ota Şik, Küba’da Che Guevara ve eklenebilecek başkaları da “Böyle devam edersek çökeceğiz” belirlemesini yaptılar. Bu belirlemeyi reel sosyalizmin en güçlü olduğu dönemde yaptılar, görüşleri doğrultusunda ve aralarında birlik olmadan mücadele ettiler ama kazanamadılar. Aralarında birlik olması mümkün değildi çünkü sorunu tespitte ortaktılar ama çözüm önerileri farklıydı. Sonuçta kaybettiler ve reel sosyalizm de Fritz Behrens’in işinden atılmasına neden olan “Böyle gidersek 25 yıl sonra çökeriz” saptamasına uygun olarak yaklaşık 25 yıl sonra tarihe karışacaktı.

Reel sosyalizmin önde gelen insanları sürekli olarak kapitalizmin buhran içinde olduğunu, bundan kurtulamayacağını söylerdi. Krizle birlikte yaşayabilmek politikası kapitalizmde görece yeniydi, sosyalistler tarafından o yıllarda görülememiş olması normal karşılanabilir. Sonrasında da aynı söylem sürdü…

Ardından dünyanın önemli bölümünde sosyalizmden kapitalizme geçiş çağı (özellikle 1980’lli yıllarda) yaşanacaktı.

Aradan 35-40 yıl geçti ama hala önemli oranda sosyalist bu konuda saptama bile yapamıyor. Neden böyle oldu, bilmiyor ve öğrenmek de istemiyor, çünkü öğrenirse kafasındaki teorilerin çökeceğini hissediyor ve bundan kaçınıyor.

Sonuç, geçmiş üzerinden politika üretmek ve kaçınılmaz olarak taşlaşmaktır.

Bugünkü durum da farklı değildir; kapitalizm değil, sen bir kere daha çöküyorsun ama bunun bile farkında değilsin.

Çıkış yolu bulmak için büyük planlar yapmayın. Bir işi yapmamanın en iyi yolu, onu yapılamayacak kadar büyütmektir. Büyük işler planlarsınız, bunları sürekli tartışırsınız ve sanki büyük iş yaptığınızı sanırsınız. Gerçekte hiçbir şey yapmamışsınızdır…

Küçük işler yaparak başlamak gerekir.

Örnek olarak çok sayıda ülkede yükselen ırkçılığa karşı mücadeleyi konu alalım…

Almanya’da ilticacılara yönelik saldırıların yoğunlaştığı Chemnitz’de çevre illerden de gelen binlerce insan “çoğunluk biziz” sloganıyla toplanarak ırkçılara iyi ders verdiler. Sorun çözüldü mü, hayır ama önemli bir karşı güç gösterisi yapıldı.

Bizde ise son olarak Elazığ’da Suriyeliler dövülür ama çok az karşı ses çıkar.

Elazığ’a gidemiyorsan hiç olmazsa olduğun yerde karşı gösteri yap, ama yapılmaz.

Sosyalistlerin önemli bölümünün, Kemalistlerin ve CHP’lilerin orada Suriyelilere saldıranlardan çok farklı düşüncesi bulunmuyor.

Suriyeliler, Afganistanlılar, İranlılar, Iraklılar ve daha başkalarıyla ülkede çok sayıda göçmen bulunuyor ama sosyalistlerin bu konuda halen politikası yoktur.

Onlara yapılanın kendisine de yapılacağının farkında değildir.

Almanya’da yüz binlerce insan çok sayıda kentte ırkçılığa karşı konserlere gidiyor, gösteri yapıyorsa; bunu öncelikle ilticacılara yönelik saldırılara karşı yapmıyor. Sesini çıkarmazsa saldırıların orada kalmayacağını, giderek yayılacağını ve sıranın kendisine geleceğini bilerek yapıyor. Yani öncelikle ve doğal olarak kendisini düşünüyor.

Bunu yapabilmek için ise tarihten biraz olsun öğrenebilmek gerekiyor.

Yapılanı abartmanın gereği yok, öyle çok büyük bir iş değildir ama iştir ve ırkçılığa karşı mücadelede etkisi de vardır.

Büyük işler konusunda sürekli gevezelik yapmaktan iyidir.

Kapitalizm mi çöküyor yoksa biz de dahil bazı ülkelerdeki sosyalistler mi bir kere daha çöküyor, öncelikle bunu sorabilmekte ve cevabı da açıkça görebilmekte büyük yarar bulunuyor.

Bunu bile göremiyorsanız hiçbir yerden başlayamazsınız.