Şuanda 59 konuk çevrimiçi
BugünBugün2252
DünDün2395
Bu haftaBu hafta12421
Bu ayBu ay54810
ToplamToplam6495263
Muzaffer Sarısülük'ün göçü PDF Yazdır e-Posta
İhsan Sağmen tarafından yazıldı   
Cumartesi, 22 Aralık 2018 08:55


Öğretmenlik yaptığı dönemde ve ileriki aşamalarda, haksızlığa uğrayan Sarısülük, karşı çıkmanın alterternatif olmanın bizzat uygulayıcısı olmuştur.

Yaşadığı süreçte, hem Kenan Evren cuntası, hem de AKP’nin baskıcı döneminin acılarını çekmiştir. Oğlu Ethem Sarısülük’ün Ankara’da polis tarafından vurulması, onun önceki mücadelesine daha farklı ivme kazandırmış ve düzene tepkisi sertleşmiştir.

Oğluna yapılan polis saldırısında Ethem’in kaybedilmesiyle, Sungurlu enerji hatlarının yakılması eylemiyle suçlanmış ve mahkemeye verilmiştir.

Muzaffer hoca çevreciydi, sokakta plastik, naylon, metal, pil ve kullanılabilecek eşyayı atanlara ve kızgınlığı vardı.

İnsanların giyim kuşam, apartman ve villalarda yaşayarak ve teknolojik aletlerle sosyal olamadığını yaşadığı süreci kavrayamadığını bana detaylı anlattı. Naylonun yapılmasından toprağa karışımına kadar süreci anlattığında, dünyanın nasıl kirlendiğini ve insanın vücuduna giren plastik moleküllerin ciğerlerdeki tahribatını anlattığında, bu kadar derin bilgiyi nasıl elde ettiğini düşünmeye başladım.

Bez torba üretelim Ali İhsan ağabeyim, dedi bana, ben gönüllü çalışırım diyordu. Deniz ve göller plastik ve textil parçacığıyla dolu ve her yıl artıyor. Aldığımız hava kimyasalların uçuşmalarıyla dolu ve biz bunu soluyoruz.

“Bak ağabey en kötü şey, tıptaki ilaçların emperyalistlerin, uluslararası ilaç tekellerinin insanlığı nasıl ablukaya aldığı ve bağımlı hale getirdiğini görebiliyor musun ?”

Çorum/ Sungurlu’yu bu atıkları toplayıp temizlemekle görevli hissediyordu kendisini, hem de kısmen harçlığını alıyordu.

Kendisine telefonunu doldurması için bir güneş paneli hediye ettiğimde, teknoloji her zaman kötü olmayabiliyormuş, dedi ve inceleme yaptı. Telefonu şarj olup doldurulunca, insan güneşin ışığını ve sadece sıcaklığını değil, aynı zamanda elektriğini de kullanabiliyorsa daha umut var, diyordu.

Yaşadığı yer bir konteynır idi. Budaközü’nde yıkanıyordu önceleri, fakat orası da kirlenmişti. Buna rağmen hiç vücudu kokmuyordu.

Ya hoca günlük yıkanmadan nasıl idare ediyorsun, hiç te kokmuyorsun diye sorduğumda, “hayvan eti yemiyorum, otlu yiyeceklerden yiyor, üzüm suyu, bira içerim. Üzüm suyunu da doğal yoldan yaparım, demişti.

O nedenle de vücuduna haşerat gelmediğini, öldürücü kenenin de bunun içinde olduğunu söyledi.

Bir ay önce geldiğimde sucu Kemal’e Muzaffer hocayı sordum. Kemal hoca Samsun’da hastanede yatıyor dedi. Oraya gitmeye karar vermiştim. Ziyaret edip halleşecektik.

Dört ay önce yeni kitabım Gökçam’dan Esintiler ikiyi ona göndermiştim. Baskısını beğenmiş. Yerel kültürümüzü anlattığım için de, emperyalist kültür sanayine bir gol atmışsın demişti.

Dün 21.12.2018 tarihinde hayatını kaybettiğinde, gözlerim buğulandı ve ses tellerim konuşmamı engelledi. 22 Aralık yani bu gün öğleyin kendi köyünde Ethem’in yanında toprağa verilecek.

Hey be koca derviş, insanlar seni anlayamadı, çünkü kendilerini anlayamadılar. Seni hor ve a-sosyal gördüler. Muzaffer hoca, dünyanın minyatürü çöplükte yaşayarak, size büyük bir çöplükte yaşadığınızı gösterdi, işte siz bunu anlayamadınız.

Yıldızlar yoldaşın olsun, yattığın toprak, seni incitmesin Muzaffer hocam.