Şuanda 230 konuk çevrimiçi
BugünBugün3727
DünDün3825
Bu haftaBu hafta20872
Bu ayBu ay50762
ToplamToplam5910310
2019 PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cumartesi, 29 Aralık 2018 21:08


Yeni bir yıl öncesinde bitmekte olan yıl değerlendirilir. Benim için 2018 daha önceki yıldan daha iyi oldu ama beklediğim kadar iyi olmadı. Anlaşılan kendimi yeniden düzenlemem gerekiyor. Hayatım boyunca bunu kaç kere yaptım, hatırlamıyorum. İlki 1969’da ODTÜ Hazırlık Okulu’nda ikendi. Ortalama olarak haftaya iki sınav düşüyordu, öyle bir okul… Yıl sonuna yaklaşıldığında ortalamam 80’in üzerindeydi. Bunu çok yüksek sanmayın, 70 geçer nottu. 70’in altında aldınız mı bütün yılı tekrarlamak zorundaydınız, ortalamanız 60’ın altı ise okuldan atılıyordunuz. Bazı atılmalar hayırlıdır; Rıza Salman ile ODTÜ Hazırlık’ta iken Necati ilişki kurmuştu, ilk yıl sonunda okuldan çıkarıldı, o da o sırada SBF bünyesinde olan Basın Yayın Yüksek Okulu’na gidecekti. ODTÜ o yıllarda kent dışındaydı, diğeri içindeydi ve orada bulunmamız iyi olmuştu.

Çalışma stilimi değiştirdim. Deyim yerindeyse eşekler gibi çalışıyordum, bu çalışmayla daha yüksek not almam gerekirdi. Ve gerçekten de öyle oldu. Sorun sınıfı geçmek değildi, zaten geçiyordum da, gelecek için böylesi daha iyi olacaktı.

Çalışkan olmak yetmez, çalışmasını bilmek ya da daha verimli çalışmak gerek.

2019’da üçüncü üniversiteyi bitireceğim; 2018’de iki kitap yazmıştım, 68’den Ne Kaldı? yayımlandı, diğeri de 2000 yılında yayımlanan Alt Emperyalizm ve Türkiye’nin devamı olarak bir aya kadar çıkar… Bu yıl sanırım bir tane yazarım: sosyalizmin 20. yüzyıldaki iktidar tarihi.

Bunun ardından iki tane daha var: ilki örgüt tarihi; kuruluş ve bizi biz yapan özellikler… Ardından devlet gelecek… Kapitalizme alternatif toplumun en az gelişmiş konusudur devlet… Konuyu epeyce biliyorum ama yine de çok okumam gerekir.

Önümüzdeki yıl hayatımda önemli değişiklikler olacak gibi bir his var içimde… Önsezilerim genellikle doğru çıkar, genellikle diyorum her zaman değil… Bazen şansıma kızdığım oluyor, sonra kendimi toparlıyorum ve “tesadüfen hayatta kaldığını unutma” diyorum. Bazen birkaç dakika bazen da birkaç saniye ölmekle yaşamak arasında yer değiştirmenize neden olabiliyor.

Dört ciltlik ve her biri 500 sayfalık 1968 Kroniği kitabından daha önce söz etmiştim. Başlayayım dedim, şimdilik vazgeçtim. Yıllara göre bölümlenmiş ve ne ararsanız var. 1960’da İstanbul’da bir tankın üzerine çıkmış kadınlı erkekli gençler ellerinde Türk bayrağıyla 27 Mayıs darbesini kutluyorlar; siyah beyaz büyük bir fotoğraf… Ardından Güney Amerika’da ırkçı rejime karşı mücadele ve Nelson Mandela, ABD’de siyahların eşit haklar yürüyüşü, Beatles’ın doğuşu ve devam ediyor…

Herkes normalde daha geç doğmayı ister ama ben üç yıl kadar önce doğmayı isterdim. 1960-1970 arası bu ülkenin yaşadığı en güzel yıllardır. Firuzan’ın bu dönemi anlattığı romanı da 47’liler adını taşır. Üç yıl geç doğmuşum, yine de katılmışım, mesela Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu’nun merkez yayın organı İleri’nin 6. ve son sayısının yazı işleri sorumluluğu gibi, Kurtuluş gazetesinin (THKP-C’nin gayrı resmi yayın organı idi) iki sayısını çıkaran ekipte olmak gibi ve başka işler… Ama daha erken doğmuş olsaydım mutlaka daha fazla iş yapardım. Bu dönemi daha fazla yaşamak isterdim doğrusu…

O dönemi anlatan Pınar Kür’ün Yarın Yarın, Adalet Ağaoğlu’nun Bir Düğün Gecesi, Sevgi Soysal’ın Yenişehir’de Bir Öğle Vakti gibi romanlarına da bakın, sonraki yıllardan bambaşka tipler görürsünüz. O dönemin havasını 1970’lerin ikinci yarısında yazılan Aysel Özakın’ın Alnında Mavi Kuşlar romanında da bulmuştum.

Hep istiyorum ama olmuyor, yıllardan beri – 1995 sonrası diyeyim- iyi bir edebiyat okuru bile değilim. Bırakın bu alanda üretmeyi, iyi bir okur bile değilim… Politik bilim, sosyoloji, sosyal psikoloji ve derken felsefe beni içine çekti ve bunlar ortak kabul etmez, bunu da biliyorum. Yine de en azından yeniden iyi bir okur olmak isteğim bitmeyecek…

2009’a kadar Yazın Dergisi’ni çıkardım ve bu dergi hayatımda yaptığım büyük işlerden bir tanesidir. O dönem azalarak da olsa yine de okuyordum, ardından edebiyat ile ilişkim iyice azalacaktı.

Hiç iyi değil ama ne yapayım? Tepeleme doluyum, edebiyata yönelmek için şimdikilerden birazını bırakmak gerekecek ve bu da olacak gibi değil…

Bakalım artık…