Şuanda 160 konuk çevrimiçi
BugünBugün2520
DünDün1383
Bu haftaBu hafta5306
Bu ayBu ay58321
ToplamToplam6302516
Bir dönem biterken... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Perşembe, 21 Şubat 2019 20:33


Bir dönem biterken kastedilen nedir ya da hangi dönem bitiyor?

Reel sosyalizm ve onun teorik kaynakları olan Marx-Engels dönemi bitiyor. Reel sosyalizm Marx-Engels’in yazdığı gibi gerçekleşmedi ama onların görüşlerini hayata geçirmeye çalıştı. Bunlara Lenin, Stalin ve Mao’yu da eklemek gerekir. Enver Hoca’dan söz etmesek daha iyi olur.

Bitiyor derken kastım bu insanların görüşlerinin yok sayılması değildir. Tersine onlardan öğreneceklerimiz var ama gelecek toplum bu insanların görüşleri temelinde kurulamaz.

Sosyalizme istemeden de olsa büyük kötülük yapanlar, Marx-Engels’in görüşlerinde önemli değişikliklere gitmeden, bir takım eklemelerle durumu idare edenler oldu. Sosyalizmin özgün yasaları yoktur; bu yasaların neler olduğu ve nasıl hayata geçecekleri kapitalizmin dünyadaki durumuna bağlıdır. Sosyalizm güçlü olduğu dönemde nasıl kapitalizmin iç işleyişini etkilemişse, aynı gerçeklik sosyalizm için de geçerlidir. Güçlü bir kapitalizmle birlikte yaşayan sosyalizmin işleyişi rakibinin durumundan etkilenecektir. (Bk. Geleceğe Dönüş)

Böyle bir belirleme Marx-Engels’te bulunmaz çünkü onlara göre sosyalizmin rakibi olmayacaktır. Dünya çapında –o dönemde dünya denilince anlaşılan Batı Avrupa’dır- gerçekleşecek sosyalizm de bu temelde rakipsiz olarak bağımsız iç yasalara sahip olacaktır.

Tarih başka türlü gerçekleşti. Genellikle böyle olur zaten, pratik hiçbir zaman teoriye uymaz. Burada yanlış olan teoride gerekli değişikliklerin yapılmamasıdır.

Mesela sosyalizm devletli olacaktır. Güçlü bir kapitalizmle birlikte yaşayan sosyalizm devletsiz düşünülemez. Burada gerekli olan yeni bir devlet teorisidir. Bunun yerine “sosyalizmdeki devlet, devlet sayılmaz” söylemine başvurulmuştur. Beklenenden farklı koşullarda hayata geçen sosyalizmin farklı türden bir devlete ihtiyacı vardı, bunun teorisi yapılmadı.

Sonuçta komünist partilerinden doğan burjuvazi devleti tepeden ele geçirdi ve dönüştürdü. Marksist-Leninistlerin önemli bölümü bunun nasıl olduğunu hala anlamamıştır.

Marksist-Leninist olmamakla anti Marksist-Leninist olmak birbirinden farklıdır. Kendi tarihlerini açıklamak için söyleyecek söz bulamayanlar, ML’yi eleştiren herkesi anti görebilirler. Böyle bir belirleme kendi düzeylerine de uygundur. Bu insanlar kapitalizmi aşan bir toplum için mücadele etmiyorlar, İslamcıların Kuran’ı ezberlediği gibi bunlar da Marx-Engels-Lenin’i ezberliyorlar.

Çok değil on yıl önce bunları söylediğinizde genellikle sessizlikle karşılanırdınız. Cevap genellikle verilmezdi çünkü bilgimiz var, sağlam temelli cevaplarımız da vardı. Pratik dersen o da var… O zaman susmak en iyisi oluyordu.

Sessizlik kırılmaya başladı. İnsanlar aynı şeyleri okumaktan, dinlemekten bıkmış…

Yıllardan beri okuduğumuz bir iddiadır: “Marksizmi yaratıcı olarak uygulamak…”

Berlin Duvarı yıkılalı otuz yıl oldu, neden uygulamadınız?

Birbirine benzeyen tespitleri sürekli tekrarlayarak tek şey olur; insanlar bıkar ve artık dinlemez olur.

Yıllardan beri şu yolu izlemeye çalıştım: önce yeniyi açıklamak gerekir. Eğer yeniyi marksizmin bilinen doğrularının dışında açıklayabiliyorsanız, bunun ardından eleştiriye geçebilirsiniz.

Mesela dünya genelinde bakıldığı zaman işçi sınıfı en devrimci sınıf değildir. Şu veya bu ülkede durum biraz değişik olabilir ama çok sayıda ülkede de işçilerin ne devrimcisi, açıkça faşist oldukları görülebilmektedir.

Bilinçli değiller, onun için mi? Dışarıdan bilinç herkese götürülebilir. Sadece işçilere değil küçük üreticiliğe de götürülebilir. Bu kesim 20. yüzyıl devrimlerinde önemli rol oynamıştır. Sovyet devriminde bile böyledir…

Moskova ve Petograd’da işçiler ve askerler sosyalist devrimi gerçekleştirdi. Askerler köylülerdi, yoksul köylüler değil; çünkü yarı feodal Rusya’da köylülük ordunun yoksul köylülerden oluşmasını sağlayacak kadar ayrışmamıştı.

Çin’de ise işçi sınıfı çok ama çok azdır. (Bkz. Geleceğe Dönüş)

20. yüzyıldaki hiçbir devrimde işçi sınıfı temel güç değildir.

Artık insanlar bunları dinliyorlar ve düşünüyorlar. Fazlası da istenmez zaten…

Sadece bunları söylemek fazla anlam taşımaz; sizin bugünü ya da yeniyi savunduğunuz görüşler temelinde açıklayabilmeniz gerekir. Bunu yapabildiğiniz oranda zamanla da olsa gittikçe güçlenirsiniz.

Yazıyı bitirirken siteyi sürekli izlediğini ileten ve mevcut bütün kitaplarımı alan Almanya’daki okuruma yönelik sorum olacak: Küresel İç Savaş ve Türkiye kitabı geldi ama ne olduysa artık adresinizi bir türlü bulamadım. Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir adresine yazarsanız, kitabı hemen postalarım.

Bir dönem açık olarak bitiyor. Dünyanın her tarafı mücadelelerle kaynıyor. Çoğunu duymuyoruz belki ama biraz araştırıp da mücadele bulmayacağınız yer yok. Ve her mücadele insanlığın tecrübe hazinesine katkı yapıyor. Bizim yapmamız gereken bu katkıları geçmiş teorilerin kalıplarına sığdırmaya çalışmak değildir, onları daha iyi anlamaya çalışmaktır.