Şuanda 100 konuk çevrimiçi
BugünBugün651
DünDün1664
Bu haftaBu hafta15707
Bu ayBu ay49835
ToplamToplam6750110
31 Mart seçimi ve politika yapmak PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazar, 24 Mart 2019 10:27


31 Mart yerel seçimlerindeki tutuma politika nasıl yapılır çerçevesinde yaklaşmak gerekir. Politik mücadelede hala ne olup ne olmadığınızı ilan etmek aşamasındaysanız, başlangıçtan bu yana yıllar geçmiş olabilir ama henüz pek ileri gidememişsiniz demektir. Esas olan genel değil 31 Mart’a özgü taktiği öne çıkarmak ve kendinizin ne olup ne olmadığını da bu çerçevede göstermektir.

Taktik şu soruya cevap temelinde şekillenmelidir: hangi tutum bize daha fazla gelişme imkanı sağlar? Burada esas olan politik öznenin kendi çıkarıdır. Şu veya bu yönde oy kullanılmasını istiyorsa, bu, kendi çıkarını buradan doğacak sonuçlarda gördüğü içindir.

Politik özne –burada esas olarak partilerdir- önce kendini görünür kılmalıdır. Bu görünürlük ülke çapında olmayabilir, gücünüz ne kadarına yetiyorsa o kadar görünür kılarsınız.

Bunun pratikteki anlamı, her politik öznenin şu veya bu sayıda mutlaka aday göstermesidir.

Sosyalistlerin ülke çapındaki durumu biliniyor, oldukça zayıf durumdalar. Bu durumda aday göstermedikleri çok sayıda yerde hangi tutumu belirlemeleri gerekir?

Sorunun cevabı “hangi sonuç bizim için daha iyidir, daha fazla gelişme imkanı sağlar?” sorusuna verilecek cevapla belirlenir.

Somut duruma gelirsek: sosyalist hiç kimse AKP-MHP ittifakına oy verilmesini savunmayacağına göre, geriye şu soru kalmaktadır?

CHP-İP (İyi Parti) ittifakına ya da bunların adaylarına oy vermek gerekir mi?

CHP’nin önemli konularda AKP’ye nasıl destek olduğunu anlatacak değilim.

İP’nin ne olduğunu da anlatacak değilim.

Bu ittifakın bazı ortak adaylarının eski ülkücüler oldukları da biliniyor. Kafa yapıları pek değişmemiş, bu da biliniyor.

Bunları sıralayarak “bu ittifaka oy verilmemesi gerekir” sonucuna ulaşamazsınız.

Fransa’daki eski bir başkanlık seçimini örnek vereyim.

Bu ülkede seçim iki turludur. İlk turda en fazla oy alan iki aday ikinci tura kalır.

15-20 yıl kadar önceki başkanlık seçiminde ilk turda en fazla oyu Le Pen ile Sarkozy almıştı. İkinci turda bunlardan birisini seçmek ya da hiç oy kullanmamak gerekiyordu, başka alternatif yoktu.

Fransız Komünist Partisi ve bu ülkedeki diğer ilerici örgütler büyük oranda Sarkozy’yi seçtiler. Bu kişinin ne olduğunu, tam bir gerici olduğunu herkes biliyordu. Le Pen ise açık bir ırkçıydı, bunu kendisi söylüyordu. Sosyalistler iki kötü arasında tercih yapmak zorunda kaldılar. İçlerinde oy kullanmayanlar da olmuştur, bu kadarını bilmiyorum.

Başka bir deyişle açık ırkçının devlet başkanlığından çok daha az ırkçının başkanlığı tercih edildi. Fransız vatandaşlığına sahip çok sayıda göçmenin de aynı yönde oy kullandığına eminim. Le Pen’in amaçlarından bir tanesi de ülkede kötü giden ne varsa sorumluluğu göçmenlere yüklemek ve büyük bölümünü sınırdışı etmekti.

Sarkozy’yi seçerken kimse bu kişinin ne kadar ilerici ya da demokrat olduğundan söz etmedi. Adam biliniyordu.

Tekrar bize dönersek…

Politik kimliğini deklare etmek ve buradan hareketle sonuca varmak politika yapmak değildir. Eğer genel durumu etkileyebilecek bir güce sahip değilsek, taktiğimizi “hangi sonuç daha fazla işimize yarar?” sorusu temelinde kurmak zorundayız.

Burada belirleyici olan AKP-MHP ya da CHP-İP ittifaklarından hangisinin belediyecilik anlayışının daha iyi olduğu değildir?  Bu seçim, yerel seçim olmanın ilerisinde öneme sahiptir. Ayrıca bu iki kesimin belediyecilik anlayışları arasında da büyük fark yoktur.

Bu iki kesimden ilk kesimin ezici bir çoğunluk sağlaması mı yoksa zayıf bir çoğunluk sağlaması hatta biraz azınlığa düşmesi mi bizim için yararlıdır? İlk kesimin oy oranının belirgin olarak azalmasının kendileri için kötü sonuçları olacağını bu ittifakın önde gelen kişilerinin söyleminden anlamak mümkündür. O kadar ki analiz yapmanıza gerek kalmıyor, kendileri açık ediyorlar.

Bu nedenlerle taktiğimiz önce bağımsız adaylarla kendimizi gücümüz ne kadarına yetiyorsa görünür kılmak, bunun dışında da ikinci ittifakı desteklemektir.

Bu bir seçim taktiğidir ve 31 Mart’ta sona erer. Duruma göre farklı bir yönelim belirlenir.

Eğer AKP-MHP ittifakının ülke çapında oy oranı azalırsa hele de İstanbul gibi bazı stratejik yerleri kaybederlerse, bu sonuç bize daha geniş bir gelişme alanı açacaktır.

Sosyalistlerin gelişme imkanlarının çogalması bir şeydir, o imkanları kullanabilmek başka şeydir. İmkanı kullanabilmek için önce olması ya da ortaya çıkması gerekir ama kullanamazsanız kaybolur.

31 Mart’ın sonucuna göre farklı politika belirlemek gerekecektir…