Şuanda 33 konuk çevrimiçi
BugünBugün1486
DünDün1225
Bu haftaBu hafta4844
Bu ayBu ay16875
ToplamToplam8529323
yedi silahşörler PDF Yazdır e-Posta
İbrahim Yalçın tarafından yazıldı   
Salı, 20 Ekim 2009 23:42


  Bir senedir yazıyoruz. Mihrac Ural’ın Acilciler örgütünü nasıl ve kimlerle işbirligi yaparak, hangi karanlık emellerini gerçekleştirmek adına tasfiye ettigini yazıyoruz. Yer yer detaylar anlatarak yazıyoruz. Yazdıklarımızın çogu biliniyordu, bilinmeyenler, ( yada gözden kaçanlar) yapılan ihanetlerin birbirleriye olan baglantısı ve aralarındaki şaşırtıcı uyumdu. Olayları, kronolojik bir sıralamaya tabi tutarak degerlendirdigimiz zaman ,tasfiyeciligin izledigi stratejiyi görmek(göstermek) zor olmadı.. Bizim yaptıgımız da esasen bu oldu.  

Yogun bir bilgi akışı ile karşı karşıyayız. 30 sene geçmiş olmasına ragmen, kimi arkadaşlar, içersinde yaşadıkları pek çok konuyu detaylarına varıncaya kadar hatırlıyor ve anlatıyorlar. Bu bilgiler toplanıyor ve toplanmaya da devam edilecektir. Mıhrac Ural istedigi kadar bagırsın(!) hiçbir önemi yok. O, istedigi kadar duygu sömürüsü yapmaya çalişsın,’’ tarihimizi karalıyorlar, ihbar ediyorlar, ölüleri konuşturuyorlar, üçüncü kişilerin dogrulamadıgı vesveseler’’ yazdıgımızı iddia etsin, .......kervan yürüyor. Mihrac Ural’ın, ‘’karalanıyor’’ diye savunmak zorunda kaldıgı tarihin, Acilciler örgütümüzle hiçbir alakası bulunmuyor. O ‘’tarih, ’’ M.Ural’ın ihanet ve tasfiyecilik tarihidir. Bize ait degildir, kirlidir. Gizli servislerin kucagında yoldaşlarına kurşun sıkan, onları ihbar eden, yoldaşlar arasına nifak tohumları ekerek herkesi birbirine düşürüp yönetmeye çalışan bir çete'nin bizim tarihimizle ne ilgisi olabilir? M.Ural soytarısını tanıyanlar bilirler, ilkesi(!)‘’inkar etmek’’, suçlandıgında suçlayıp(!) üste çıkacagını zannederek ‘’tehdit ve şantaj’’la susturmaya çalışmaktır. Bu oyunun çoktan bittigini bilmesine ragmen, oynamaya devam ediyor. Elindeki tüm silahları alınmıştır. Bir muhbir, bir katil ve bir hırsız, soysuz bir kumpascı oldugu deşifre edilmiştir. Bugüne kadar ne yazdıysak hepsini ispat etmek, tanık ve delileriyle ortaya koymak boynumuzun borcudur bu böyle biline. Mıhrac Ural ve Muhabarat tarihi ile Acilciler örgütümüzün tarihi kariştırılmamalıdır. Tarihimiz içersine sızdırılmış karanlık adam M.Ural, bu şerefli tarih içersinde bir dişkı gibi lagıma çukuruna atılmıştır. Bu tarihe emek verenler, bu tarih içersinde hayatlarını kaybedenler, faşizmin zindanlarına işkence görenler, devrim-demokrasi ve sosyalızm mücadelesine ‘’Acilciler’’ içersinde katkı sunanlar adına, bu tarih içersinde olduklarını iddia ederek kirletmeye çalışanların çirkin yüzleri deşifre edilerek temizlenmiştir. Birkaç tane ne idügü belirsiz soytarının, birkaç duble rakı parası kopartabilmek adına M. Ural ‘’tetikciligi’’ yapması, saga sola çamur atıp,herşeyi ters yüz ederek kafaları karıştırmak istemesi ,’’ karanlıkta ıslık çalmak’’tan öte bir anlam ifade etmeyecektir. Korkularını dagıtmak istiyorlar. Dagıtamazlar.Buna güçleri yetmeyecektir.

 

Haydar Kılıç ne güzel isimlendirdi. ‘’ sinek ikilisi’’ dedi. Sinek ikilisinin yetmedigi anlaşılıyor. Devreye ‘’maça kızı’’ girdi. ‘’ abim seni döver(!)’’ diye e-maıl atıyor. Tehdit(!) ediyor. Aile boyu panik içersinde oldukları anlaşılıyor. Olanlardan öte, olacak olanlardan korktukları anlaşılıyor. Haksız da sayılmazlar aslında. İrin olmuş yaraya neşter vuruldugunu gördüler ve bu yaranın Acilciler bünyesinden kazınmasıyla ‘’ oyuncagı ‘’ ellerinden alınmış haylaz çocuklar gibi aglaşıyorlar, imdat çıglıkları atıyorlar. Kullanabilecekleri kimseleri kalmamıştır. Medet umdukları tetikcilerine bakarsanız ne durumda olduklarını göreceksiniz.

Tetikcilerden ‘’ sinek ikilisi’’ biliniyor. Bunlardan söz etmeye degmez ama bir kez daha ve son kez yazmak gerek.

 

Birincisi; Ömer Ödemiş; Ali çakmaklı’yı katleden silah kaldıgı evde yakalanan, uzun bir süre çek-senet tahsilatı işlerinde ‘’ayakçılık’’yapan zat. Her gittigi yerde M. Ural için agıza alınmayacak küfürleri savuran adam. ‘’Acilciler örgütü dagılmıştır. O ''pezevenk''in (M.ural’ı kastediyor) elindeki mallardan hepimizin hakkı var.’’ Diyen adam. Çek-senet tahsilatında dikiş tutturamayarak, SHP’de sekreterlik yaparken partili kadınlara’’sarkıntılık’’ettigi iddiasıyla işine son verilen adam. Antalya’da lokanta açan ama beceremedıgı için arkadaşı Rafet’i ‘’ortak’’alıp ''kazıklayan'' adam. Lokantasını iflastan kurtarmak için M. Ural’a yönelip ''yardım'' isteyen ve ‘’ belki kopartabilirim’’ hayali ile kendini satan, şimdilerde tetikciligine soyunan adam. Her gittigi yerde ögrenmek istedigi ilk adresin ‘’pavyon’’ ve ‘’rakı masaları’’nın kurulu oldugu mekanları keşfetme(!)ye çalışan serseri. ‘’ Ali Çakmaklı’yı kim öldürdü’’ diye yazı yazarken(!) ‘’ Acilciler bu cinayeti yanlışlık(!) üstlendi’’ diyebilecek kadar ‘’cüretkar’’ olan sahtekar. Cin memet’in arkadaşı idi. Cin memet, Adana’da lümpen bir ‘’hapcı’’ olarak bilinirdi, kafayı çeker ve kendi kendisini jiletlerdi. Ali Çakmaklı yoldaşı katletmekten ‘’idam cezası’’ aldı ve ‘’kısmi itirafcı’’oldu. Cezaevınden çıktıktan sonra kalp krizinden öldü. Cin memet’in ‘’silah arkadaşı(!)’’ Ömer Ödemiş Suriye’de, Aleviler arasında,’’ Ömer’’ isminin sevilmedigini bildigi için adını, ‘’Öner’’ olarak lanse eden hokkabaz’ın ta kendisidir.

 

İkincisi; Ömer Gazel, Haydar kılıç yazdı ‘’ıhale avcısı’’ yeni yetme bir zat. Yakayı erken ele verdi ve deşifre oldu. Yeni yetmedir, umudunu bır başka kapıda aradıgı anlaşılıyor. Mihrac Ural hayranı(!) oluverdi bekliyor. Bir umut, bir beklenti ve bir güvence olmalı. Hayali bile agzını sulandırmış olmalı, ‘’pasta’dan pay bekliyor’’ Birdenbire ortaya çıkması ve hırlaması, ‘’aç ......’’ gibi dişlerini göstermesi,bir an önce ‘’göze girme’’telaşı olmalı. Anlamakta zorlanıyor insan. Üzülmemek mümkün mü?

 

Üçüncüsü; Faiz Cabiroglu(belkıde cebiroglu) ilginç bir kişilik( yada kişiliksizlik) Demir Bilgin adıyla Hasan balcı’yı eleştiriyor(!) ‘’ hatırlamıyorum ‘’ diyor. ‘’ hasbi, hasip, komünist vs de olabilir’’ diye kendince ‘’ agır yazar’’ röllerinde kelime oyunlarıyla Hasan’ı küçümsüyor(!) ‘’Gerçek adını yazsana’’ diyor. Gerçekten ilginç ve korkak bir kişiliksizlik örnegi sergiliyor. Kendisi takma isim’le yazıyor ve aynı yazıda başkalarını ‘’gerçek isim’’ yazmamakla eleştiriyor. Bu adam’a ,’’Fadıl Ölmez’’in kim oldugunu sorsanız belkide tanımıyorum diyecek. Tıpkı ,Engin Erkiner’e yazarak ‘’Mihrac Ural kim ? tanımam’’ dedigi gibi. Fadıl Ölmez kim peki? Faiz Cabiroglu’dur. Toplumsal Kurtuluş’un Danimarka temsilciligini yaparken Fadıl Ölmez ismini kullanıyor. Daha sonra, aynı Fadıl Ölmez adıyla ‘’ toplumsal Kurtuluş notları’’ diye bir kitap çıkartıyor . Kıtap’ın tanıtım yazısında ‘’ Danimarka’da, ‘’çocuk yetiştirme sanatcısı’’ bir pedagog oldugu yazılı. Fadıl Ölmez takma ismiyle yazdıgı kitabını, Faiz Cabıroglu(belkıde cebiroglu) ısmıyle yine kendisi tanıtıyor. '' Çocuk yetiştirme sanatcısı''oldugunu iddia ediyor. Davranış biçimi ve duruşu, onun sanatcı olmadıgının kanıtı olmalı. Sanatcı duruşu göstermedigi çok açık. Hep başkalarına gıpta ediyor ve hep başkalarına özeniyor. Toplumsal Kurtuluş dergilerindeki kullandıgı isme dikkat edin. ‘’ Demir Bilgin’’ Burada, Yalçın Küçük özentisi ve kompleksi oldugu anlaşılıyor. Aynı dergide yalçın Küçük’ün ‘’ Çelik Bilgin’’ imzasıyla da yazı yazdıgı herkesin malumu. Yalcın Küçük’ün ‘’ Çelik ‘’oldugu yerde, Pedagog sanatcı(!) Faiz’e ‘’ Demir’’ olmak kalıyor. Özenti ve kompleks bu kadarla sınırlı kalsa yine iyi. Yalcın küçük özentiligi kanına ışlemiş olmalıki, yazılarına kadar bu özenti kendısını ele veriyor. Faız’ın tek başına kalmaya tahamülü olmadıgı çok açık. Yalcın küçük’le yolları ayrılınca Mıhrac Ural’ın limanına sıgınıyor. Engın erkiner’e ‘’ M.Ural’ı ‘’ tanımam bilmem’’ diye yazdıgı için Mıhrac’tan zılgıt yedıgı biliniyor ve korkuyor. Kendisini affettirmek için ‘’ sınek ıkılısı’’,’’maça kızı’’ yanında saf tutarak ‘’ sınek dörtlüsü’’ rolüne bürünüyor. Kendıne güveni yoktur , küçük roller’le mutlu oldugu çok açık. Kuytu bir köşeye sınmış ‘’taciz ateşi’’ açarak ‘’ maça papazı’’nı iyice bunaltan ateş hattından korumaya çalışıyor. Kim bu adam ? Adı nedir? Faız mi? Fadıl mı ? Demir mi? Kendisi yazıyor. Dogdugu zaman babası tarafından'' feyiz'' ismiyle nüfusa kaydedilmek ıstenmiş. Nufus memuru ''Faiz'' olarak kaydetmiş. İleri görüşlü bir memur olmalı, bu adamda ''feiz'' ne arar diye düşünmüş olmalı ki,'' feiz'' degil ''Faiz'' olarak kaydetmiş. Kim bu adam ? Faiz , Fadıl, Demir Ya da ''feiz'' her ne ise. Ona bir çift söz söylemek gerek. Sıgındıgı liman'da fırtınalar esiyor,dalgalara kapılıp bogulmadan o limanı terketmesini hatırlatmak gerekiyor. Tanıyanlar uyarsınlar ben tanımıyorum.

 

Dördüncüsü; namı deger Şerif, bir kaç defa yazdım. Yazmaya degmeyecek kadar ufak bir kişiliksiz. Mihrac ural’ın şoförlügünü yapıyor. Cezaevınde tanyanlar bılıyorlar. A.Katkat ve A.Karmış anlattılar. Tutuklandıgı gün Sabahlara kadar ‘’hazır ol’’vazıyetinde istiklal marşı söyleyip,koguşa gırdıgı gün, ‘’arkadaşlar direnmemiz’’ lazım diye ahkam kesen ve zaten direnmekte olan arkadaşların maskarası olan bir korkak.

 

Beşincisi; levent,’’ Suriye’de ayrıldıgı gün M. Ural’ı terkeder’’ dıye yazdıgım zat. Bana cevap(!) yazdırılmış( pardon yazmış) atıp tutuyor. Önemli degil. Onun adı levent(!) Bu kişiye bir soru sorulsa, örnegin Müntecep Kesici yoldaşı kim öldürdü diye bir soru sorulsa ‘’ bilmiyorum görmedim duymadım’’ diyecektir. H.B. kim diye sorulsa, Müntecep’in katili bu kişi olamaz mı? diye tekrar sorulsa, bilmiyorum,tanımıyorum ( mabarıf) diyecektir. Önemli degil. Onun adı Levent...

 

Altıncısı; Zeki Bayterin(!) Ali Çakmaklı yoldaşın ''akrabası'' oluyor. Önce bize yazdı. Sahte ısımle yazdı ve biz bunun gerçek ismini tespit ettik. Özür diledi ve gerçek ismiyle yazacagını söyledi. Dengesiz oldugu açıkca belli oluyordu. Adana’da hakkında araştırma yaptırdık,’’kesınlıkle ilişki kurmayın yaramaz adam’’dır diye cevap aldık ve bıraktık. Beklentileri(!) vardı. Karşılamadık. Avrupa’da onu tanıyan Adana’lı arkadaşlara sorduk. Isvıçre’den Ayhan Karmış çok iyi tanıyormuş anlattı. İstanbul’da, bir arkadaşıyla dolaşırken Ayhanla karşılaşıyorlar. Ne işle meşgul olduklarını soran Ayhan karmış'a '' kadın ticareti'' yaptıklarını anlatıyorlar.

Ayhan, ‘’utanmıyormusunuz’’ diyor ve yanlarından uzaklaşıyor. Utanmadıkları anlaşılıyor. Zeki Bayterin şimdi Mihrac Ural blog’unda yazar(!)lık yapıyor. Bize küfrettiriliyor( pardon küfrediyor)

 

Yedincisi; Nurettin Kurtuluş. Bu adamı ne bilirim ne tanırım. Bu blog’da, yazdıgım ılk yazıdan hemen sonra( Mihrac Ural adlı hain Türkiye devrimcilerini aldatmaya devam ediyor. Adlı yazı) Bana bir e-post yolladı. Tarih 11 aralık 2008 perşemde saat 03.43.‘’ degerlı kardeşim'' diye başlıyordu ve ''ellerine saglık’’ diye bitiriyordu. Mihrac Ural için, ''bu adamın ve mal oldugunu çeşitli kaynaklardan duydum ama bu kadarını da degil'' diye başlayan ve mihrac' isimlerini de vererek Birkaç site'den attırdıgını yazıyordu. Aytıca '' Bunların Danımarkada bır de YAVŞAKLARI var'' diye Faiz cabiroglunda da bahsediyordu. Evet bu Nurettin Kurtuluş Şimdi M. Ural blogunda yazı yazıyor. Pislik dedigi Mihrac ile Yavşak dedigi Faiz Cebiroglu ile beraberler(!)Tam bir paparazi ailesi(!) Kimin eli kimin cebinde.

 

Bunlar, Mihrac Ural’ın yoldaşları(!) Bunlar, ‘’ ayrı varlık’’ kahramanları(!) bunlar Urube direnişcisi,’’ lider’’ dogurtan bir babadan olma Mıhrac Ural adlı bir soytarının Militanları(!) Toplayın, çıkartın isterseniz çarpın yada bölün(!) Tamamı yedi kişidir Fazlası var eksigi yok. Ve bunlar feryat ediyorlar. ‘’ tarihimize küfrediliyor, karalanıyor’’ diyorlar. Bu kişilerin bulundugu yerde bizim tarihimiz ne arar? Bunların savundugu ‘’tarih’’i savunan Acilci olur mu? Acilciler kendi tarihlerini elbette savunacaktır ve gurula da savunuyorlar. Acilcilerin savundukları tarih içersinde bu soytarıların yeri yoktur. Var diyen beri gelsin...

 

 

Son Güncelleme: Salı, 20 Ekim 2009 23:46