Şuanda 64 konuk çevrimiçi
BugünBugün1934
DünDün3443
Bu haftaBu hafta13909
Bu ayBu ay42640
ToplamToplam6821732
Papa'nın kaç tümeni var? PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cumartesi, 12 Ekim 2019 08:05


Stalin bu soruyu İkinci Dünya Savaşı sonlarında SSCB’nin politikasına karşı çıkan Papa ile ilgili olarak söylemişti. Başka bir deyişle, “Politik etkin var ama sonuçta kaç tümenin var? Belirleyici olan budur” demek istiyordu.

İnsanların isteklerini giderek rüyalarını anlamak mümkündür. Anlaşılması zor olan isteklerini gerçek durumun yerine koymaları ve kendilerini kandırmak konusunda çok istekli olmalarıdır.

“Dünya kamuoyu” gibi belirsiz bir kavram önemli değildir. Zaten bu kamuoyunun tek meseleye odaklandığı ve bunu uzun sürdürdüğü de görülmemiştir. Çoğunluğun yanınızda olması bir şeydir, o çoğunluğun örgütlenip harekete geçmesi başkadır. Bunu Birleşmiş Milletler’in yapısında da görmek mümkündür. Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden birisinin veto ettiği bir karar çıkamaz. BM’in 193 üyesi vardır ama işleyiş böyledir.

Son olarak ABD ve Rusya Federasyonu Suriye ile ilgili olarak ilk kez birlikte hareket ettiler ve BM’den Türkiye’nin kınanması konusunda karar çıkmasını engellediler. Sadece bu tutum bile Türkiye’nin güçlü konumunu görmek için yeterlidir, aksi durumda böyle yapmazlardı.

Kınama kararı çıksaydı ne olurdu, bu da başka bir sorudur. BM, Filistin konusunda İsrail’i yıllardan beri kınıyor ama sonuçta değişen bir şey yoktur.

Haberler okuyorum: Hollanda ve Norveç Türkiye’ye silah ihracatını askıya aldı.

Bazı insanlar buna seviniyor. İyi güzel ama bu kararın pratikte etkisi yoktur.

Türkiye kendi silah sanayisini kurdu ve silah satın aldığı ülkeler de ABD, Rusya Federasyonu, Almanya, Fransa, İngiltere’dir. Başka ülkeler de sayılabilir ama bunların Türkiye’ye silah satıp satmamasının pratikte önemi yoktur.

Almanya’nın geçen yılki silah ihracatının (770,8 Milyon Avro) yaklaşık üçte biri (242,8 Milyon) Türkiye’ye yapılmıştır. Bu yılın ilk altı ayında bu rakam 305,8 Milyon Avroya yükselerek Almanya’nın silah ihracatının yaklaşık yüzde 60’ı olmuştur.

Bunların önemli bölümünü devriye gemisi gibi deniz savaş araçları oluşturuyor ama başkaları da mutlaka vardır. Mesela Türk ordusundaki tanklarda Almanya’nın belirgin üstünlüğü vardır.

İnanılmaz bir şey ama çok sayıda kişi TC ordusunun durumunu 1990 öncesindeki gibi sanıyor. O dönemde ordu “kör” idi yani gece savaşamazdı. Bu nedenle de 1991’deki Birinci Irak Savaşı’na katılmamış, Özal istemesine rağmen zamanın Genelkurmay Başkanı karşı çıkmıştı.

İsrail ile yapılan askeri anlaşmayla savaş araçları –özellikle uçaklar- elektronik olarak donatıldı, ordu gece görmeye başladı. Bu donanım kademeli olarak karada kullanılan savaş araçlarına da yayıldı. (Bunları 2000 yılında yayınlanan Alt Emperyalizm ve Türkiye kitabında belirtmiştim.)

Türkiye yıllarca İsrail’den insansız hava aracı (İHA) kiraladı ve kullandı. Daha sonra kendisi silahlı insansız hava aracı (SİHA) üretmeye başladı ve bu araç savaşın çehresini önemli oranda değiştirdi. İki araç arasındaki önemli farkı Küresel İç Savaş ve Türkiye (2019) kitabında açıklamıştım.

İlk araç da önemli oranda etkilemişti ama özellikle ikincisi kır gerilla savaşının büyük oranda bitmesi anlamına geliyordu. Artık karşı tarafın ulaşamayacağı sarp dağlar, ormanlık alanlar yoktu; SİHA ile her tarafa ulaşabiliyorsunuz ve rakibi gördüğünüz anda ateş edebiliyorsunuz. Kır gerillası yine de bir oranda var olabilir ama bu varlık eskisinden çok geridedir. Aksini iddia eden özellikle Dersim’de ordunun nasıl bu kadar etkili olabildiğini açıklamak zorundadır. Bu etki esas olarak bir tarafın hatalarından değil, diğer tarafın özellikle yeni silahlarından kaynaklanıyor.

İnsanlar Türkiye’nin 1990 sonrasında değişen konumunu, alt emperyalist ülke durumuna yükselmesini kabullenemiyorlar.

Eskiden ne kadar iyiydi? “Türkiye ABD emperyalizminin uşağıdır, kendisine ne denilirse onu yapmak zorundadır” tahlili oldukça açıklayıcıydı ama o günler yaklaşık 30 yıl geride kalmış bulunuyor.

Bununla mücadele edilmez diye bir şey yok, sadece bu mücadeleyi eski anlayışla yürütemezsiniz.

Gerçeği ya da varolan durumu değiştirmek istiyorsanız, önce onu doğru öğrenmeniz gerekir. Hayaller ve yıllar öncesinin olguları bugünkü gerçek yerine konularak bu yapılamaz.