Şuanda 78 konuk çevrimiçi
BugünBugün3920
DünDün3647
Bu haftaBu hafta14016
Bu ayBu ay17330
ToplamToplam6886794
Bir isim aramak... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cumartesi, 23 Kasım 2019 20:03


Neredeyse bir yıldır kendimize isim arıyoruz. Beş yıl önce toplanıp 40 Yıl Sonra TDAS’ın yazılmasına karar verilmişti. Sonrasına bakacaktık…

Bizi biz yapan TDAS idi. Her hareket gibi bizler de bölündük ama her parça için TDAS yine temel referans kaynağı olarak kalacaktı. Bu kitabın yazılmasının üzerinden 40 yıl geçmişti. 1975-1980 döneminin önde gelen yapıtlarından birisiydi ve hala okunmaya değerdi ama bazı yönlerden de aşılmıştı. Son 40 yılda dünya ve Türkiye çok değişmişti. Bu konuda açılım yapmadan 40 yıl önce yazılanla övünmek –teoriye her zaman büyük önem vermiş insanlar olarak- bize yakışmazdı. Kitabın başlangıç bölümü buna ayrılmalıydı: neler kalmış, neler değişmişti?

40 Yıl Sonra TDAS kitabının içinde TDAS’ın orijinal metniyle Rus Devriminden Çıkan Dersler ile Mevcut Durum ve Devrimci Taktiğimiz de yer aldı. Böylece önemli yazılarımızın tümünü bir arada yayınladık.

Kitap önemli ilgi gördü denilebilir ve neredeyse tükendi.

Ardından diğer kitaplar geldi.

Mülteciler Göçmenler alanında yazılmış en iyi kitap kabul ediliyor.

İrfan Dayıoğlu’nun Dik Duruş’u yayınlandı. Belma’ya Mektuplar daha önce yayınlanmıştı.

Ardından devrim anlayışımızı ortaya koyan Geleceğe Dönüş yayınlandı ki bence dönemin TDAS’ı sayılır. Bunu Che Guevara Kısa Uzun Bir Hayat, 68’den Ne Kaldı?, Küresel iç savaş ve Türkiye kitapları izledi. Son olarak kuruluş tarihimizi ve sonrasını anlatan TDAS’ın Tarihi yayınlanacaktı.

1975 yılında yayınlanan TDAS, TDAS 1 adını taşıyordu çünkü Türkiye ile ilgili olarak ikincisini planlamıştım ama bir türlü fırsat bulamadım. Küresel iç savaş ve Türkiye (2000 yılında yayınlanan Alt Emperyalizm ve Türkiye’nin devamı olarak) bu eksikliği bir oranda kapattı denilebilir.

Yeni döneme özgü teorinin ana hatları böylece ortaya konulmuş oldu. Eksiklerimiz var tabii ve bunları tamamlamaya çalışacağız.

Ve isim konusu gündeme geldi; adımız ne olacak?

Eski isimler olmaz çünkü geçmişin uzantısı değiliz. O bizim geçmişimiz, ortak geçmişimiz ama bugünü onun uzantısı olarak düşünemeyiz. Dünya ve ülke de o dönemdekinden oldukça farklı zaten…

İsimler bulundu ama o isimler bulanların da hoşuna gitmedi denilebilir.

İsim bazı kıstasları yerine getirmeliydi.

Birincisi: geçmişin bileşenleri o isimde kendini bulabilmeliydi.

İkincisi: isim geçmişimizi çağrıştırmalıydı. O kadar ki, ismi okuyan köken sormaya gerek duymamalıydı.

Üçüncüsü: yapılabiliyorsa eğer, isim 20. yüzyılda bize yakın olan bir devrimle de bağlantı kurabilmeliydi.

Üç kıstası birden yerine getirmenin kolay olmadığını tahmin edebilirsiniz. Düşündük, işin içinden çıkamadık.

İnsan beyninin şöyle bir özelliği vardır: bir konuyla uğraşıp çözemezseniz, bırakırsınız. Ama beyniniz değişik pratiklerden alışmışsa eğer, bilinciniz dışında (bilinçaltı ile karıştırmayın) ismi aramaya devam eder. Bir gün birdenbire aklınıza gelebilir (gelmeyebilir de tabii).

Küba devrimi özellikle Geleceğe Dönüş’te ortaya konulduğu gibi anlayışımıza en yakın devrimdir. Burada yakınlıktan kastedilen devrimin izlediği yol değil, sınıf güçleridir.

Küba kapitalizme karşı demokratik bir devrimdir ve bu devrim sosyalist içeriklidir.

Sosyalisttir çünkü Batista’nın şahsında burjuvaziyi hedeflemiştir.

Demokratiktir çünkü sosyalist bir devrimin sınıf güçlerinden daha geniş bileşenlere dayanır. İşçilerin yanı sıra kent ve kır küçük üreticiliği, militan öğrenci hareketi ve aydınlar da devrime katılmıştır.

Önemli bir özellik olarak Küba devriminde işçi sınıfı ön planda rol oynamaz. Sosyalist Parti adını taşıyan komünist partisi sendikalarda örgütlüdür ve gerilla savaşına karşıdır ama kısa sürede önemli başarı kazanılınca tutumunu değiştirmek zorunda kalmıştır.

Küba devrimi komünist partisinin yönetmediği ilk sosyalist devrimdir. Devrimin yöneticisi 26 Temmuz Hareketi’dir.

26 Temmuz 1953’te Fidel Castro ve arkadaşları Moncado kışlasına saldırırlar. Saldırı başarılı olamaz, bazıları hayatını kaybeder, Fidel Castro’nun da aralarında bulunduğu bir bölüm kişi yakalanır. Fidel mahkemede –Türkçede de yayınlanan- Tarih Beni Beraat Ettirecektir başlıklı savunmasını yapar. Birkaç yıl sonra afla tahliye edilir, Küba’dan ayrılıp Meksika’ya gider. Orada Che Guevara ile tanışır ve Küba’ya gemiyle gidecek silahlı grubun örgütlenmesiyle uğraşır. Sonrasını biliyorsunuz…

Sonuç: adımız neden 26 Ocak Hareketi olmasın?

Bütün kıstasları yerine getiriyorsa neden olmasın?

Aynı açıklamayı daha kısa olarak TDAS’ın Tarihi kitabında da yazdım.