Şuanda 76 konuk çevrimiçi
BugünBugün2506
DünDün3275
Bu haftaBu hafta8888
Bu ayBu ay96698
ToplamToplam7758061
Beni rahat bırakmayan kitap PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Çarşamba, 15 Nisan 2020 21:52


Bugüne kadar çok sayıda kitap okudum, bazılarını başlayıp bıraktım; sonuna kadar okumaya değmezdi. Bunun geçerli bir uygulama olduğunu yıllar sonra Almanya’nın tanınmış edebiyat eleştirmeni Marcel Reich Ranicki’den öğrenecektim. Gazeteci edebiyat alanında bu kadar çok kitaba nasıl göz atabildiğini soruyor. O da “Çoğunu biraz okur, bırakırım” diyor. Gazeteci nedenini soruyor. “Çorbanın berbat olduğunu anlamak için hepsini içmek gerekmez, öyle değil mi?”

19 yaşında okuduğum ve bir hafta kendime gelemediğim bir kitap hayatım boyunca beni bırakmadı. O kadar ki Türkçesi yetmezmiş gibi Almancasının birkaç kopyasını da aldım. Sürekli yeni baskısı yapılır ve almak için elimi uzatırken kendime “saçmalama, fazlasıyla var zaten” der vazgeçerim.

Türkçede de daha sonra değişik baskıları yapıldı, ilk okuduğum Varlık Yayınları’nda idi, hatırlıyorum.

Yazar Nietzsche ve kitabın adı da Zerdüşt Böyle Dedi. Bazı basımlarında başlık biraz değişiktir: Böyle Buyurdu Zerdüşt gibi… Sonradan öğrendiğime göre yazarın en tanınmış kitabı imiş, üzerine çok sayıda inceleme de yazılmış…

Bu kitabı ilk okuduğumda sanki benim için yazıldığını düşünmüştüm ve çok etkilenmemin nedeni de buydu. Kitap üstinsanı (üstün insan yanlış çeviridir) tarif ediyordu. “İnsan aşılması gereken bir şeydir.” Başka bir yerde “insan, hayvanla üstinsan arasında geçiştir” der.

İnsan ancak kendini devamlı aşarak üstinsan olur ve bunun sonu yoktur.

Bütün hayatımı bu cümleye sığdırmak mümkündür; kendinden hiçbir zaman memnun olmamak, sürekli kendini aşmak çabası… Arada hatalar, eksikler, yanlış yapılmış işler mutlaka vardır ama bu çaba da süreklidir.

Cogito’nun Nietzsche özel sayısını buldum; ne zaman, nereden edinmişim hatırlamıyorum, bir köşede kalmış. Kitabın hemen başında Nietzsche’nin yapıtlarının kızkardeşi ve Hitler hayranı Elisabeth tarafından bazı değiştirmelerle nasıl “uygun” duruma getirildiğini anlatan bir yazı vardı. Naziler üstinsan’ı üstün insan olarak algılarlar ve buradan üstün Alman ırkı anlayışına geçmek zor değildir.  Yine de Nietzsche’de Nazilerin anlayışına uygun hiçbir yer yoktur denilemez ama bunun tersine epeyce pasaj da vardır. Her durumda Nietzsche’nin asıl sorunu insanın bulunduğu durumdan çıkması, yücelmesidir. O bunu 19. yüzyılın ikinci yarısında düşünüyordu ama sonrasında da durum değişmedi.

Bu kitabı okuduğum zaman liberal düşünceye sahiptim, ardından anarşist oldum. Her iki düşüncenin de ortak yanı bireye büyük önem vermesidir. Anarşizm deyince bunu oraya buraya saldırmak olarak anlamayın, anarşizm politik-felsefi teorisi olan büyük bir akımdır; bazılarını İngilizceden o yıllarda okumuştum. Sosyalist olmamın nedeni, insanların örgütsüz bir şey yapamayacaklarını ve bunun da anarşistlerin savunduğu gibi büyük oranda kendiliğinden olmayacağını anlamamla oldu. Tanınmış anarşistler büyük insanlardır ama bu akımın uzun mücadele geçmişinde pek başarılı olabildiği de söylenemez. Bu kesim Marx’tan başlayarak sonrasını eleştirirken “Başarılı olamayacakları belliydi” saptaması yapar ama bu boş bir saptamadır. Diyelim ki onlar çok şeyi yanlış yaptılar, ama siz yanlış bile yapamadınız.

Kendini aşabilmek öncelikle geçmişe bağlanmamaktır. Geçmişte iyi şeyler yapmış olabilirsiniz ama bunlar geçmiştir; orada kalmamak, aşmak gerekir. Hele de reel sosyalizmin çözülmesinden sonra bunu yapmak fazlasıyla gereklidir.

Anarşizm tıpkı Marksizm gibi bugün de birbirinden farklı değişik bileşenler halinde bulunuyor. Aralarında anlaşabildikleri konular bulunmakla birlikte farklılıkları da az değildir. Fırsat buldukça anarşist teorideki son gelişmeleri okurum. Hoşuma giden gelişmelerden bir tanesi “bireysel anarşizm”e karşı çıkmalarıdır. Aklınca yerleşik kurallara karşı çıkan, kendisini anarşist olarak tanımlayan ama düzenin de parçası olan rahatı yerinde tiplere anarşist değil maskara denir.

Yeniden Nietzsche’ye dönersek… Nietzsche’nin parçalı bir anlatımı vardır ve bu nedenle de kavranması kolay değildir. Ancak bütünü okuduğunuzda parçaları daha kolay birleştirebilirsiniz.

Modern beyin felsefesiyle ilgili yazıyı neredeyse bitirdim ve burada bedenin özel yeri bulunur. Düşünce bedenden ayrı değildir, beden düşünceyi doğrudan etkiler. Başka bir deyişle beden, beynin dış dünyaya müdahale aracı olmaktan öteye, düşünceyi şekillendirir. Burada ayrıntısına girmeyeceğim.

Bu düşünceyle ilgili örnekler verilirken Nietzsche’ye kaçınılmaz olarak başvurulur.  “Tamamıyla bedenim ben, bundan başka bir şey değil, ruh ise beden içindeki şeyin adı ancak.” (Zerdüşt Böyle Dedi)

“Bedeninde senin, seçkin bilgiliğinden daha çok akıl vardır.”

Konuyla ilgili olarak “düşünen beden” başlığı altında bir yazı yazmıştım. Site içinde aranarak bulunabilir. Sitenin sağ üst tarafındaki arama yerine düşünen beden yazarsanız bulursunuz.

“Büyük bir akıldır beden” belirlemesi de yine bu kitapta geçer.

Dine bundan daha büyük bir karşı çıkış olabilir mi? Beden yoksa insan hiçbir şeydir.

Beden çökmüş ise, aklınız çok iyi olsa ne olur?