Şuanda 119 konuk çevrimiçi
BugünBugün2417
DünDün4629
Bu haftaBu hafta25766
Bu ayBu ay81580
ToplamToplam7742943
Sürekli övünmek ihtiyacı hissetmek... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cuma, 17 Nisan 2020 18:50


 

 

Biz övünmeden duramayız, mutlaka kendimizi başkalarıyla karşılaştıracağız ve üstün olduğumuz bir taraf bulacağız, bulamazsak uyduracağız. Burada açık bir psikolojik sorun vardır. Konuyu sadece hükümetlerle sınırlandırmak yanlış olur. Çok sayıda insan birilerinden üstün olduğuna inanmaya ve bunu sürekli tekrarlamaya hazır ise, söyleyenler de doğal olarak çıkacaktır.

Bu basit gerçeği anlamak bu kadar zor olmasa gerektir ama insanlarımız konunun sadece bir yanını görmeye alışmıştır. Nazilerin Almanya’da SBKP’den sonra dünyanın ikinci büyük partisi Almanya Komünist Partisi’ni hem sandıkta hem sokakta yenerek iktidara gelmesi sadece onların becerisi değildir. Zamanın Alman halkı faşizmi istedi ve Naziler de bu isteğin değişik görünümlerini iyi değerlendirdiler.

Berlin’de Nazilerin hücum taburları olan SA üyelerinin yaklaşık yarısı eskiden komünist partisi üyesiydi. Komünistler burasını sessizce geçerler. Nazilerin geniş işçi tabanı konusunda da sesleri çıkmaz.

Aynı durum halen ve üstelik artarak sürmektedir. Daha önce bu konuda yazmıştım. Bütün Avrupa ülkelerinde ırkçı ve hatta açıkça nazi partilerin oyları artıyor. Kim seçiyor bu partileri? Bu konuda yapılan araştırmalara bakılacak olursa, bu partilerin geniş bir işçi tabanı bulunuyor. Zaten sadece fabrikalarda çalışanlar değil büro çalışanları, mühendisler, doktorlar, hemşireler, öğretmenler vd. herkes işçi sayılıyor ise, bu partilere oy verenlerin büyük çoğunluğu da işçi demektir. Fransa’da bu durum çok açıktır.

Göbbels büyük bir propaganda ustasıydı ama en büyük usta bile kitle buna hazır değilse fazla sonuç alamaz. Göbbels’in hüneri Alman halkının kendi söyleyeceklerini onaylayacağını görmesiydi. Gerisi otomatik olarak gelmiyor ama bu başlangıç olmadan etkili olmak mümkün değildir.

Bizde de dünyaya örnek olduğumuza inanan bir kitle var, sayıları da az değildir. Bu nedenle 34 ülkeye corona yardımı yapılmış olması, önce ülkenin ihtiyacı olsa bile, normaldir. Dünya devleti olmak gibi bir iddianız var ise, her fırsattan yararlanarak bunu göstermek zorundasınızdır. Dahası sembolik yardımınızı sürekli olarak tekrarlamanız gerekir. Yardım yapılan ülkeler için dayanışma çerçevesindeki bu küçük yardımın etkili olduğu söylenemez. Buna rağmen “34 ülkeye yardım ettik” denilmesi, tribünlere oynamak içindir.

Almanya daha büyük yardım yaptı ama sonuçta sembolikti: Fransa ve İtalya’dan durumu ağır sembolik sayıda hasta aldı. Haberi yapıldı ve bir daha konuşulmadı. Bu iki ülkede durumu ağır o kadar çok hasta var ki, 8-10 kişi almak sembolik dayanışmanın ilerisine gitmez; iyi bir tutumdur ama bu kadar…

Bizde ise bu durum sürekli tekrarlanır çünkü insanların bunu duymaya ihtiyacı bulunuyor.

Gazetelerin iddiasına göre –mutlaka televizyonlarda da vardır- bir Türk profesörü coronaya karşı etkili bir ilaç bulmuş. İlgisi yok. Bulundu denilen ilaç önceden beri başka hastalıkların tedavisinde kullanılan bir ilaçtır, dahası benzer ilaç başka ülkelerde de tedavi için kullanılmaktadır. Bu bakımdan bizde yapılan yeni bir şey bulunmuyor ama insanlar Türklerin öncülüğünü mutlaka duymak istedikleri için böyle yazılıyor ve konuşuluyor.

Dün aralarında corona tedavisinde bulunan Alman doktorların da bulunduğu 1000 kişi dünya çapında video konferans yaptı. Çok sayıda ülkeden, özellikle de ABD’den doktorlar vardı. Asıl soruyu tahmin etmek zor değildir: Almanya ne yaptı da virüsle mücadelede bu kadar başarılı oldu? Almanya’da bir kişinin virüs bulaştırdığı kişi sayısı yapılan hesaplara göre 0,7’ye inmiş ve hedef de 1’in altına inilmesiydi.

Bizde olsaydı “Dünya Türklerden öğreniyor” diye başlık atılırdı. Münih yakınlarındaki bir hastanedeki başhekim ABD’li doktorların çalışmasını övdü. Günde yaklaşık 5000 kişi ölüyordu ama bunun önde gelen nedeni test yapmaya geç başlanması ve insanların da hastanelere geç gitmesiydi. Tabii bunda ABD sağlık sisteminin tümüyle parası olana göre yapılandırılmış olmasının rolü de bulunuyor. Orada Almanya’daki gibi herkese geliri ne olursa olsun zorunlu sağlık sigortası yapılmıyor. Bu sağlık sigortasıyla her çeşit tedaviyi göremezsiniz ama temel konularda görürsünüz.

Daha da ilginci doktorun Almanya’nın başarısını açıklarken halkın kısıtlamalara büyük oranda uymasının belirleyici olduğunun söylemesiydi. Ne başbakanı ne de hükümeti övdü. Almanya’da kısıtlamalar oldu ama nüfusun herhangi bir kesimi için kesin sokağa çıkma yasağı olmadı. İnsanlar büyük oranda dikkat ettiler ve zaten bu olmasaydı Almanya’da bulaşma sayısı 0,7’ye inmezdi.

Başarılılar ama övünmelerine gerek bulunmuyor çünkü dünyada herkes birbirinin ne yaptığını biliyor ve izliyor. Özellikle başarılı örnekler izleniyor. Bizde hükümet ve basın istediği kadar övünebilir ama corona ile mücadelede dünya başarı listesinin 36. sırasında bulunmaları (ABD 70. sırada) anlayan için durumu yeterince ortaya koyuyor.

İyi bir iş yapmışsanız, yapılan iş konuşur, size gerek yoktur.

Şimdilerde söylem değişti; deniliyor ki “Türkiye, İtalya ya da ABD olmayacaktır.”

Umarım olmaz. Umarım diyorum çünkü diğer ülkelere göre salgının gelişmesinde görece başlardayız. Türkiye, Almanya da olamayacak…

Almanya hala bizi kıskanıyor mu, bilmiyorum tabii…

 

Mutlaka hala buna inananlar vardır…

Son Güncelleme: Cuma, 17 Nisan 2020 22:07