Şuanda 39 konuk çevrimiçi
BugünBugün308
DünDün2308
Bu haftaBu hafta308
Bu ayBu ay71701
ToplamToplam7381211
Elini sallasan profesöre çarpıyor! PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cumartesi, 18 Nisan 2020 06:20


Hürriyet’in bugünkü internet sayfasında Fulya Soybaş “Korona virüs için ilaç bulundu mu yoksa şov mu” başlıklı yazısında mikrobiyoloji alanında çalışan değişik bilim insanlarının sözlerine yer vermiş. Prof. Ercüment Ovalı haftalardan beri korona ilacını bulacakları yönünde açıklamalar yapıyordu ve hatta 23 Nisan’da halkımıza ve dünyaya müjdeyi verecekti ama biraz erken açıklayarak ilacın bulunduğunu ilan edecekti.

Muhabir haberinde kendisi bir şey yazmamış, değişik bilim insanlarının görüşlerine yer vermiş. Tümü de bu açıklamanın bilimsellikle ilgisi bulunmadığını ve ciddiyetsizlik olduğunu belirtiyor.

Böyle bir ilaç zaten var ve başka ülkelerde korona hastaları üzerinde kısmen uygulanıyor ya da profesör Amerikayı yeniden keşfederek zaten bilinen bir ilacı yeniden bulmuş.

İkinci olarak ise, yapılan açıklamalara göre, ilacın etkili olduğu henüz kanıtlanmamış, sınırlı olarak uygulanıyor ve sonucu gözlemleniyor.

Yakın geçmişte “Türk profesör ilacı buluyor” haberleri de aynı gazetede yer almıştı. Bugün gerçek durumu ortaya koyan bir haberin de yer alması bilim insanlarındaki tepkinin yaygın olduğunu gösteriyor.

Kötü bir durum… Profesörlük bilimde oldukça yüksek bir aşamadır ve bu duruma düşürülmemesi gerekirdi. Ülkemizde kendini göstermek için yersiz açıklamalar yapan profesörlerin bolluğu gerçekte eğitim seviyesinin düzeyini gösteriyor.

Böyle eğitimden ve böyle ortamdan –çok kişinin şov yaptığı yerde profesörler neden yapmasın- böyle insanlar çıkar.

Bu durum yeni değildir, eskiden de vardı ama bu kadar yaygın ve kötü değildi.

1980’li yıllarda dilbilimci profesörler Kürtçe diye bir dilin bulunmadığını açıklardı. 12 Eylül yönetimi böyle istiyordu ve bu istenileni yapacak profesörler de bulunuyordu.

Son örnekte “korona Türk genine bulaşmaz”dan tutun “korunmak için kelle paça yemeye” kadar çok sayıda “bilimsel” açıklama da televizyon kanallarında yer almıştı.

Doğa biliminin bile güvenilirliği kalmamışsa, insanlar neye güvensin?

Kapitalizmin akademikleştiğinden söz edilir ve doğru bir belirlemedir. Ne var ki bu akademikleşme esas olarak doğa bilimlerinin dışındaki alanlardadır. Fizik, kimya, biyoloji, evrenbilim gibi alanlarda farklı görüşler ve aralarındaki tartışmalar; sosyoloji, psikoloji, politik bilim ve felsefeye göre daha azdır. Bu durum ikinci alanda –Kürtçe diye bir dil yoktur gibi- saçmalamayı ortadan kaldırmaz ama görüş çeşitliliği daha fazladır. Bu alan aynı zamanda kendini göstermek için şov yapmanın da fazla olduğu bir alandır. Kısa süre önce kolektif öznenin ne olduğunu bilmeyen ama buna dayalı tespitler yapan bir felsefe profesöründen söz etmiştim. Benzer örnekler az değildir.

Korona konusunda ise aynı şov merakını, uydurmacılığı doğa bilimleri alanında da görüyoruz. Bu alanda şovun ömrü kısa sürer çünkü farklı görüş ve bunlar arasındaki tartışma alanı dardır. Bir hastalığın tedavisi için ilacın bulunmasıyla bunun denenmesi ve seri üretimine girilmesi arasında –dünyada çok sayıda örnekte görüldüğü gibi- yaklaşık iki yıl vardır. Laboratuarda ulaşılan sonuçla, canlılar üzerinde yapılan deneme genellikle aynı sonucu vermez. Canlı denilince hemen insan anlamayın, canlı üzerinde uygulamaya önce fareden başlanır; burada olumlu sonuç vermesi ileri bir adımdır ama buradan insan üzerinde de aynı sonucu vereceği kararına varılamaz. Denemelerin sürmesi gereklidir.

Profesörlerin bu durumda olduğu bir ülkede insanlar tarafından ciddiye alınmamaları doğaldır. Almanya’da Robert Koch Enstitüsü’nün açıklamalarını –hükümet de dahil olmak üzere- herkes ciddiye alır. Yanılma da bilimsel araştırmaya dahildir, doğa bilimlerinde de ulaşılan her sonuç için “doğrudur” denilemez, yanılmalar olabilir ama bu konuda uydurmak bir şeydir, yıllardan beri yüksek doğruluk oranına ulaşılması başka bir şeydir. Bu durumda insanlar yapılan açıklamalara güvenirler.

Kendinizi göstermek istiyorsanız kalitenize güvenin, uydurmaya değil…