Şuanda 30 konuk çevrimiçi
BugünBugün275
DünDün2308
Bu haftaBu hafta275
Bu ayBu ay71668
ToplamToplam7381178
Demokratik sultanlık rejimi PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazartesi, 04 Mayıs 2020 19:56


Ortadoğu ile ilgili olarak haftada en az bir hatta iki tane yazı yazmak zorunda olanların durumu hiç iyi değil… Ya sürekli olarak tekrar yapıyorlar ya da Türkiye’nin özellikle Suriye’de karşı karşıya olduğu tehlikelerle ilgili olarak belirlemelerde bulunuyorlar. Bu belirlemeleri kısa sürede yanlış çıkarsa da önemli değildir, yenilerini buluyorlar. Burada önemli olan yazarların politik olarak taraf tutması değil –doğal olarak tutacaklardır- objektif yorum yapmamalarıdır. İnsan hem Esat yanlısı olabilir ve hem de objektif olmaya yakın yorum yapabilir. Haftalardır sürekli olarak Türkiye’nin Suriye politikasının nasıl iflas ettiğini anlatırsanız inandırıcılığınızı kaybedersiniz.

Türkiye’nin Suriye’de ne kadar askeri var, bilmiyoruz. 25.000 gibi bir rakamdan söz ediliyor. Doğru mudur bilemem ama sayı ne olursa olsun az değildir. Değişik küçük üsleri var ve bunlara gözlem noktası deniliyor. Bu ülkenin en az onda birini resmi olarak işgal etmiş durumdadır ve aylardan beri ABD ile Rusya Federasyonu arasında bazen bir tarafa bazen ötekine yakınlaşarak oynamaktadır.

Türkiye’nin karşısında kısa vadeli tehlikeler bulunuyor, burası açıktır ama tehlikenin hepsi bu kadar mıdır? Bu tehlikeden sürekli söz edenler neden Suriye’nin, bu çökmüş ülkenin durumundan söz etmezler? Bu ülkede yolsuzluğun, rüşvetin yıllardan beri gittikçe artan oranda geçerli olduğu rejim milyarderi Esad’ın akrabası bir kişiye karşı harekete geçildiği zaman mı akıllarına geldi?

Mesela İran’dan söz etmezler. ABD’nin Suriye’de bulunma nedeni İran’dır ve ülke neredeyse İran ordusunun –Lübnan Hizbullah’ı da eklenmelidir- işgali altındadır.

Suriye’deki rejimi destekleyebilirsiniz ama objektif bir değerlendirme için bunları da belirtmeniz gerekir.

Suriye demokratik bir sultanlık rejimidir.

Sultanlık rejimi, sultan yerine geçen devlet başkanlığının babadan en büyük erkek çocuğuna geçtiği rejimdir. Osmanlı’da tahta en yakın aday olan veliaht büyürken değişik görevler üstlenir ve böylece devlet yönetiminde tecrübe sahibi olurdu. Hafız Esad’ın büyük oğlu da sultanlık rejimi gereği müstakbel devlet başkanlığı için eğitiliyormuş. Ne var ki adam bir trafik kazasında ölmüş ve yerine apar topar Londra’da doktorluk yapan Beşar Esat getirilmiş. Adamın devlet yönetiminde tecrübesi bulunmuyor ama bu rejimde başkanlık ya da sultanlık babadan oğula geçtiği için mecburen kendisi başkan olmuş.

Rejimin demokratikliği ise şuradan geliyor: seçim yapılıyor ve veliaht başkan seçiliyor. Devlet yönetiminde tecrübesinin bulunmadığı biliniyor ama yine de seçiliyor.

Suriye’de seçim böyledir, seçmezseniz hakkınızda iyi olmaz…

Başka bir ülkede böyle bir kişi sadece eski devlet başkanı Hafız Esat’ın oğlu olduğu için seçilmez. Ama burası Suriye’dir, sultanlık rejiminin demokratik görünüme ihtiyacı vardır.

Suriye ile ilgili olarak haftada en az iki kere analiz yapanların hiç birisi buna değinmez. Böyle başkan mı olur, demez ya da diyemez.

Bu insanların mezhep aidiyetlerine dayanarak politik analiz yaptıklarını düşünüyorum. Kafası çalışan insanlardır, apaçık gerçekleri görmüyor olamazlar.

Mesela hala Suriye’de rejimle Kürtler arasında anlaşma olabileceğinden söz ediyorlar. Kaç kere görüşme yapıldı ve anlaşmazlıkla sonuçlandı. Nedeni belli: rejim Kürtlerin özerklik isteğini kabul etmiyor, Kürtler de geri adım atmıyor. Güçleri var, neden atsınlar? Rejimin tavizsiz davranması gücünden değil güçsüzlüğünden geliyor, çünkü taviz verirse ülkede ipin ucunu kaçıracağından çekiniyor. Karşında güç varsa ve hele de bu güç ABD’nin ülkede bulunmasına gerekçe de oluyorsa, taviz vereceksin. Tavizden sonra da mücadele sürer ama rejim neyine güvenip de taviz vermiyor diye sorulur.

Rusya Kürtlerin özerkliğine karşı değil, anlaşıldığı kadarıyla İran kesin olarak karşıdır. Türkiye’nin de buna karşı olması Suriye yönetimini ilgilendirmez ama Türkiye gibi İran da karşıysa taviz veremez. Suriye yönetiminin kendi başına politika belirlemesi mümkün değildir, böyle bir gücü bulunmuyor.

Suriye’deki durumla ilgili birkaç kere yazdığım belirlemeleri kısaca tekrar edeyim:

- AKP’nin Suriye’de hedefine ulaşamamış olması, başka şeyler yapamadığı anlamına gelmez. Şam’da namaz kılamadılar, Esat rejimini deviremediler ama ülkenin bir bölümüne yerleştiler.

- 3,6 milyon Suriyeliyi alıp gittikçe artan bir bölümünü asimile ediyorlar, özellikle de gençleri. Bunların Suriye’de çok sayıda akrabası vardır. Bu ise Türkiye’nin Suriye’de sınırları ölçülemeyecek kadar geniş etki sahibi olması demektir.

- Özellikle Halep ve civarındaki çok sayıda atölye sahipleri tarafından sökülüp özellikle Nizip ve Antep’e taşındı, burada üretimlerini sürdürüyorlar. Bakmayın ikide bir Avrupa Birliği’nden para istenmesine, Türkiye bu savaştan büyük para kazandı ve halen de kazanıyor. Afrin’den toplanıp dünyaya satılan zeytinlerin gelirini saymıyorum, yüksek olmasa gerektir.

Bunlar gizli değil, bilinen şeyler…

AKP’nin Suriye’de ulaştıkları ve ulaşamadıklarını toplarsanız epeyce kazançlı olduğunu görebilirsiniz. Politika bütün olarak değerlendirilir, başarı ya da başarısızlık genelleştirilmez; hepsi toplanır ve sonuca bakılır.

İsterseniz Esat yanlısı olun, objektiflik budur…

Ama ara ki bulasın!