Şuanda 72 konuk çevrimiçi
BugünBugün3137
DünDün4521
Bu haftaBu hafta7658
Bu ayBu ay14085
ToplamToplam7572172
Bir dilin gücünü ne belirler? PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Çarşamba, 13 Mayıs 2020 18:08


 

 

O dili kaç kişinin konuştuğu belirlemez. Dünyada en çok konuşulan dil 1,6 milyar nüfusa sahip Çin’in dilidir, en fazla devletin resmi dili ise İspanyolcadır. Güney ve Orta Amerika ülkeleriyle (Brezilya hariç) Karayipler’de bu dil konuşulur. Yine de dünyanın en güçlü dili açık farkla İngilizcedir. O kadar ki hangisi olursa olsun belirli bir meslekte biraz yükselmek için mutlaka İngilizce bilgisi gereklidir.

Dilin yapısıyla dilin gücü arasında bağlantı vardır. Çok sayıda zamana ve yan cümlelere sahip olan İngilizcenin ifade gücü iyidir ama bu bakımdan Almanca da hiç fena değildir; yine de dünya dili olarak İngilizcenin oldukça gerisindedir.

Hangi dalı olursa olsun bilim dili İngilizcedir, o kadar ki anadili İngilizce olmayanlar bile tebliğlerini genellikle bu dilde yazarlar.

20. yüzyılın ilk yarısında Almanca bu şansa sahipti çünkü bilim merkezi denildi mi akla Berlin gelirdi. 20. yüzyıl fiziğinde iki büyük devrimi gerçekleştirenler ya Alman ya da Avusturyalıydı (Planck, Einstein, Heisenberg, Schrödinger). Keza psikanaliz teorisinin gelişmesinin öncüleri Freud, Adler ve Jung’ın tamamı Alman olmasa bile Almanca konuşulan ülkelerden geliyorlardı.

Bir bilim dalının gelişmesinde öncü olmak, o bilim dalının kavramlarının ilk olarak o dilde ifade edilmesi demektir. Nazilerin Almanlara yaptıkları büyük kötülüklerden birisi Almancanın geriye itilmesi ve yerini İngilizceye bırakmasıdır. Dünya çapında tanınan Frankfurt Okulu da sosyoloji ve felsefede bir Alman okuluydu ama bu insanlar Nazilerden kaçarak ABD’ye gitmek zorunda kaldılar. Epik tiyatronun kurucusu Brecht de aynı ülkeye gidecekti.

Almanca 1930’lu yıllara gelininceye kadar oldukça yaygındı. Mesela Rusya ile Almanya arasında tarihsel olarak güçlü bağlar vardı. Çariçe Katherina Alman asıllıydı ve onun zamanında çok sayıda Alman Rusya’ya göç etmişti. İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar SSCB’de birinci yabancı dil Almanca idi. 1985’dte ilk kez Moskova’ya gittiğimde eğitim görmüş orta yaşlıların Almanca bildiklerini görüp şaşırmıştım. Eğitimde yabancı dil olarak Almanca öğrenmişler, İngilizcenin yükselmesi daha sonra olmuş.

Etnografideki derslerden bir tanesinde büyük bir hayretle 1905’te Çin’deki demokratik devrim ya da Sun Yat Sen zamanında okumuş insanlar arasında Almancanın yaygın ve Goethe’nin Werther’inin çevirisi en fazla okunan kitap olduğunu öğrenmiştim. Almanya’da olduğu gibi Çin’de de bu kitabı okuyup intihar edenler olmuş.

Çok sayıda Alman bilim insanının ABD’ye göç etmek zorunda kalması İngilizcenin öne geçmesini hızlandırır ve Almancanın artık dünya dili olması mümkün değildir. Sürekli gerileyen Fransızcaya göre etkinliği ilerleyen bir dildir ama dünya dili olması artık mümkün değildir.

Bir dilin gücünü o dilden dünyanın önemli dillerine yapılan çevirileri dikkate alarak da ölçebilirsiniz. Önemli diller denildiğinde öncelikle İngilizce, Fransızca, Almanca ve ardından İspanyolca ve Rusça sayılabilir. Bu konuda özellikle edebiyat çevirileri önemlidir. Yazar edebiyatı ana dilinde yazar. İki dilde yazabilen az sayıda yazar da vardır ve kişinin milliyeti ne olursa olsun hangi dilde yazıyorsa o dilin edebiyatı içindedir.

Putin Rusçanın değişik milliyetlerden oluşan Rusya Federasyonu için birleştirici bir dil olduğunu sürekli vurgular. Eğitim dili Rusçadır, diğer diller serbesttir ama fazla gelişmemelerine de dikkat edilir. Putin sürekli olarak Cengiz Aytmatov örneğini verir. Aytmotav bir Kırgız Türküdür ama yapıtlarını Rusça yazmış ve dünya çapında tanınmıştır. Kırgız Türkçesiyle yazsaydı kim okuyacaktı? Aytmatov köken olarak Kırgız olabilir ama Rus edebiyatı içindedir.

Yaşar Kemal’in köken olarak Kürtlükle ilgisi olabilir ama edebiyat olarak nerede olduğu bellidir. Belirleyici olan yapıtlarını hangi dilde yazdığıdır.

Kürtçenin yıllarca yasak olması hatta bazı profesörlerin böyle bir dil olmadığı konusunda fetva vermesi kuşkusuz bu dilin gelişmesini etkilemiştir ama sorunu tümüyle yasakta görmek yanlış olur. Yasak, yayın sayısını azaltır ama kaliteyi düşürmez.

Polonya dili, Lehce, yıllarca yasaktı. Bırakın dilin yasak olmasını, bir dönem Polonya adlı ülke de yoktu, Rusya ile Almanya arasında paylaşılmıştı. Ülke bir dönem imparatorluk gibi büyüktü, ardından küçüldü, sonra kayboldu, sonra yeniden var oldu. Polonya tarihini anlatan kitapların bazısı bu nedenle “Polonya neresi, bilmiyorum” cümlesiyle başlar. Değişik dönemlerde sınırları çok farklı bir ülke olmuş, bir dönem hepten kaybolmuştur.

Polonya dilinin yasak olduğu dönemde kitap kaçakçılığını biliyor musunuz? Bu dilde yazılmış kitaplar ülkeye gizlice sokulur, bunun kaçakçıları vardır. Talep vardır ki kaçakçılığı da yapılmaktadır. Halkta okuma alışkanlığı ve yasaklanan diline sahip çıkma var. Kürtlerde böyle bir özelliği hiç duymadım. Ne kadar yasak olursa olsun, o yasak delinebilir; sadece konuşarak değil, yazılı olanı okuyarak da… Okuma merakı varsa tabii…

Gelelim Türkçeye…

Türkçenin ne kadar mantıklı bir dil olduğu sıkça yazılır ama bu bir dilin dünya çapında etkin olmasına yetmez. Türkçenin değişik lehçelerini konuşan kabaca 200 milyon kişidir. Bu sayı Özal’ın 1990’lı yılların başlarında sıkça tekrarladığı “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar 200 milyonluk Türk dünyası” cümlesinde de yer alır. Azerilerle anlaşmak kolaydır, Kazaklar ve Özbeklerle ise birkaç ay birlikte yaşarsanız dili çıkarırsınız. Türkçenin değişik lehçelerini birleştirmek amacıyla Türk Dil Kurumu kalın “Türk Lehçeleri Sözlüğü” çıkarmış, ortak dil kurultayları düzenlenmiştir ama Anadolu Türkçesi Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinde etkinlik kuramamıştır.

Türkçenin etkinlik kurduğu en önemli halk Kürtlerdir denilebilir. Güney Kürdistan’da Türkçe önemli bir dildir. Türkiye’nin bu alandaki askeri ve ekonomik faaliyetleri Türkçeyi bu alana sokmuştur. Ek olarak, PKK’nin özellikle medya alanında çalışan kişileri Türkçeyi çok sayıda Türkten iyi bilmektedir.

Bir dilin güç ve yaygınlığının önemli göstergelerinden bir tanesi o dilden dünyanın önemli dillerine yapılan çevirilerdir, dedik. Bilimler alanında İngilizce rakipsiz olduğuna göre bu çeviriler özellikle edebiyatta olacaktır. Akıllı bir Türk milliyetçisi –böylesini bulmak zordur- Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Aziz Nesin ve Orhan Pamuk’u özellikle takdir etmelidir. Politik görüş olarak farklı olsalar bile sonuçta bu kişiler 40-50 yabancı dilden insanlara Türkçeden çevrilmiş yapıtlar okutmuşlardır. Tipik bir Türk milliyetçisinin kafası bunu ne kadar alır, bilemem.

Almanlarda tersi vardır. Komünist olmayanlar hatta açıkça sağcı olanlar bile Brecht’in büyüklüğünü kabul ederler. Anna Seghers –Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde yaşamıştır- Alman edebiyatının önemli isimleri arasında sayılır.

Che’yi öldüren Bolivyalı polis şefini Hamburg’da konsoloslukta infaz eden Monica Ertl ile ilgili bir kitap var, duyduğuma göre yakında hakkında başka programlar da yapılacakmış. Tıpkı Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) ile ilgili olarak yapılan programlar ve yayınlar gibi…

“Hiçbir başka ülkede bu kadar küçük bir örgüt hakkında bu kadar çok şey yazılmamıştır” belirlemesi RAF ile ilgilidir.

RAF’i lanetleyenler neden böyle yapıyorlar, çünkü bunlar Alman kültürünün parçasıdır. Kafana uymayanı atarsan, gerçekte kendini tahrip edersin.

Eskisine göre gelişme olmakla birlikte bunu bizim anlamamız halen zordur.

Yunus Emre Enstitüleri’nin açılması kültüre yeterince sahip çıkılmadığında işlevinden çok şey kaybeder. Bunun sonuçlarından bir tanesi de dilin tahrip edilmesidir.

Birkaç yüzyıl önceki yapıtlarla övünerek Türkçeyi geliştiremezsiniz. Orhan Pamuk’un kitapları son olarak bildiğim kadarıyla 43 dile çevrilmişti. Kitabın başında “Türkçeden çeviren filanca” diye yazar. Sağcısı sol eğilimli bulduğu için kızar, solcusu post modernisttir deyip kızar, Cevdet Bey ve Oğulları kitabını ben de sevmem ama bu durum yazarın Türkçeyi dünyanın her yanında duyurmak işlevini ortadan kaldırmaz. Belirteyim, Benim Adım Kırmızı kitabı bence tek başına Nobel için yeterlidir.

 

Bir dilin “ben de varım” diyerek kendini duyurması böyle oluyor ve etkinliği böyle artıyor…

Son Güncelleme: Çarşamba, 13 Mayıs 2020 18:56