Şuanda 63 konuk çevrimiçi
BugünBugün2953
DünDün4521
Bu haftaBu hafta7474
Bu ayBu ay13901
ToplamToplam7571988
Turizme gel... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Perşembe, 21 Mayıs 2020 22:26


İddiaya göre korona krizinin ardından Türkiye’nin önünde büyük fırsat bulunuyor. Bu krizle ilgili alınan önlemler nedeniyle bütün ülkelerin ekonomisinde daralma yaşanacaktır ama yine iddiaya göre Türkiye bundan az etkilenecektir.

Bu beklentinin dayandığı başlıca temel turizmdir. Bu yaz Türkiye turizmde öncelikli ülke olacak ve büyük gelir elde edilecektir.

Öyle midir acaba?

Avrupa’da turizmin tipik iki ülkesi, İtalya ve İspanya korona krizinden şiddetli etkilendiler. İtalya’da ölü sayısı azalıyor ve kriz ağır kayıp verilerek atlatılmış gibi görünüyor. Ölebilecek insanların sayısı büyük oranda azalınca kriz doğal olarak atlatılır gibi olur ama bu durum İtalya’nın önceki yıllarda olduğu gibi güvenilir bir turist ülkesi olacağı anlamına gelmiyor. En azından bu yıl için turistlerin İtalya’ya pek uğramayacağını sanıyorum.

İspanya’da ise olağanüstü durum sürüyor. Bu ülke de bu yıl turistlerin uğrak yeri olmayacak.

Türkiye bu iki klasik turist ülkesine gitmeyenlerin bu yıl kendisine geleceklerini düşünüyor. Gerçi deniz kenarında tatil için Adriyatik kıyılarındaki ülkeler de var ama buraları küçüktür, turist kapasiteleri sınırlıdır. Anlaşıldığı kadarıyla Yunanistan bu yıl yine turistle dolup taşacaktır. Bu ülke son birkaç yıldır turizm kapasitesini neredeyse tümüyle kullanmaktadır.

Geriye bir de Türkiye kalıyor, kalıyor ama turist bolluğu ve döviz bekleyenler iki konuda yanılıyorlar.

Birincisi; bu yıl turist sayısı eskisinden az olacak. Avrupa’nın en çok gezen halkı olan Almanlar için sürekli olarak “ülke içinde tatil yapın” tavsiyesi yapılıyor. Alman halkı da yönetime güvendiği için genellikle bu tavsiyeye uyar. İlle de deniz isteyenler ülkenin kuzeyine giderler, Belçika ve Hollanda gibi çevre ülkelere de gidebilirler. Mutlaka sıcak denize gitmek isteyen olursa Yunanistan veya Türkiye’ye gidebilir ama bu yılki sayı az olacaktır.

İkincisi; Türkiye’de hem virüsle mücadelede başarılı olunduğu söyleniyor ve hem de dört gün sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor. Dünyada kimse aptal değil, herkes birbirinin ne yaptığını izliyor. Türkiye’de açıklanan virüsle ilgili resmi rakamlara güvenilmediği de biliniyor. Bizdeki basın istediği kadar ajitasyon yapabilir ama en azından Almanya basınından virüs konusundaki imajlarının istedikleri gibi olmadığını biliyorum.

Almanya’daki Türkiyelilerin bir bölümü gelebilir ama Alman halkını fazla beklemesinler.

Bir başka umut bağlanan gelişme İstanbul’un “sağlık merkezi” olmasıdır.

Kullanılan kelimeye aldırmayıp içeriğe bakmak gerekir: hangi sağlık?

Kanser tedavisi mi, kalp ya da böbrek nakli mi; hiç birisi değil.

Sağlıktan anlaşılan öncelikle saç ekimidir. Değişik ülkelerden insanlar saç ekimi için önceden de İstanbul’a geliyordu, bu sayı belki artabilir ama bunun sağlıkla ilgisi yoktur.

Ek olarak İstanbul’da özellikle yüzle ilgili estetik ameliyatlar yapılmaktadır. Bunun da sağlıkla ilgisi yoktur.

İstanbul’da göz ameliyatları da yapılıyor ama bu ameliyatı olup ciddi görme sorunları yaşayanlar da basında haber oldu. İnsanlar göz gibi hassas bir organın ameliyatı için ucuzdur diye İstanbul’a gelmezler, herkes araştırıp öyle geliyor.

Sonuçta Türkiye önümüzdeki aylarda turizmden beklediğini bulamayacaktır denilebilir. En başta turist sayısı bu yıl genel olarak azalacaktır.

Korona virüsüyle mücadelede Avrupa’nın başlıca ülkelerindeki duruma bakacak olursak hayret edilebilecek bir durumla karşılaşırız.

İngiltere’de Thatcher ile başlayan ve süren neo liberal programla büyük ekonomik gelişme sağlandığı iddia ediliyordu. Korona krizi İngiltere’deki bir gerçeği herkesin gözüne soktu: bu ülkede sağlık sistemi kötüdür. Özelleştirmeler ve insan sağlığına kazanç açısından bakan mantıkla daha da kötü oldu.

İsveç sosyal refah ülkesi olarak bilinirdi ama o eskidendi. Nüfusa göre yüksek ölüm oranına sahiptir çünkü virüsün tehlikelerini ciddiye almadılar, İngiltere gibi “sürü bağışıklığı” sistemi uygulamaya kalktılar ama başaramadılar. Bu sistem “virüs yayılsın, ölenler ölsün, kalanlar bağışıklık kazansın” demektir ve İngiltere’de de yürümedi.

Fransa başka bir neo liberal uygulama ülkesidir ve virüs konusunda durum hala kötüdür.

Almanya da neo liberal politikanın uygulandığı bir yerdir ama uygulama diğer ülkelerden daha azdır. 2008’deki dünya çapındaki finans krizinden az etkilenen ülkelerden birisi Almanya idi çünkü bu ülkede bankacılık sistemindeki özelleştirme en çok etkilenen İngiltere’deki gibi değildi. Sağlık sistemi ise yapılan özelleştirmelere rağmen diğer ülkelerden daha iyi durumdadır. Virüsten hastalananlara göre ölü sayısının az olması, Almanya’nın bu konuda dünya birincisi olması da buradan kaynaklanıyor.

Trump tam bir kapitalist kafasıyla durumu hemen anladığı için Almanya Tübingen’deki biyokimya laboratuarını yüksek para karşılığında satın almak istedi ama reddettiler. Şimdi hükümet bu tür laboratuarların ülke dışındaki kişiler tarafından satın alınmasını zorlaştıran bir yasa hazırlıyormuş.

ABD’de sağlık sisteminin ne kadar kötü olduğu bu ülkede halen süren yüksek sayıda ölümle görülebiliyor.

Bizde ise dünyada benzeri bulunmayan bir uygulama sürüyor: 20 yaş altı ve 65 yaş üstüne sokağa çıkma yasağı ve ardından dört gün bütün ülkede sokağa çıkma yasağı…

Bir yandan yayılma katsayısı R’yi düşürmeye çalışıyorlar, başka bir yandan ise bu önlemler “güvenilir ülke” imajı verip turist çekmek için yatırımdır.

Yaratmak istedikleri imaj konusunda başarılı olabileceklerini sanmıyorum…

Yakın zamanda Almanya’nın sosyalizm pratiği için taşıdığı önemi anlatan bir yazı yazacağım. Lenin devrimden sonra şöyle diyordu: “Sosyalist devrim iki ülkede oldu; ekonomik olarak Almanya’da, politik olarak Rusya’da.” Almanya’daki tekelci devlet kapitalizminin örgütlenmesini Lenin özel bir dikkatle incelerdi. Devrim sonrasında Rusya’dan bu konuda Menşevik görüşleriyle tanınsa da bir uzman Almanya’ya gönderilmişti. Almanlar bu uzmana, kendi ifadesine göre, şöyle demişti: “Sizin ulaşmak istediğiniz bizim yaptığımızın aynısıdır, sadece biz adına sosyalizm demiyoruz.”

Başka bir deyişle sosyalizm, Almanya’daki tekelci devlet kapitalizminde üretim araçlarında özel mülkiyetin kaldırılmış haliydi. Lenin’in Almanya posta sistemine hayranlığını da okumuş olmalısınız.

Virüsle mücadelede Almanya’nın performansından sosyalizm konusuna böylece geçebileceğiz…

 

Her şey birbirine bağlıdır diye boşuna söylememişler!