Şuanda 325 konuk çevrimiçi
BugünBugün303
DünDün4521
Bu haftaBu hafta4824
Bu ayBu ay11251
ToplamToplam7569338
Kürt kültürü ve boşuna konuşmak PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cumartesi, 23 Mayıs 2020 18:02


Kürt kültürü derken AKP’liler dışındaki Kürtlerden söz ediyorum. Bunlar ister özerk bölge istesinler, isterlerse de bağımsız devlet yanlısı olsunlar, Kürt kültürünün gelişmesini isterler. Bir kültürün gelişmesi ise öncelikle yazı dilinin gelişmesine, o dilde olabildiğince fazla telif eser yazılmasına ve başka dillerden yapılan çevirilerin fazlalığıyla ilgilidir. Keza o dilde yayınlanan gazete ve dergilerin yanı sıra blog ve siteler de önemlidir.

Türkler gibi Kürtler de okumayan bir halktır ve denilebilir ki Kürtlerde bu oran daha fazladır.

Kültürün gelişmesinde belirleyici halka, o dilde üretimdir. Bu üretim politik belirlemelerle sınırlı kalırsa, kültürel gelişme de kısır kalır. Bu durum bütün diller için geçerlidir. O dilin edebiyatı, tiyatrosu, sinemasının ardından o dilde yazılan politik ve sosyolojik kitaplar, felsefi metinler bulunmak zorundadır. Bunlar gelişmemiş ise ve dahası bu yönde önemli bir çaba da görülmüyor ise, kültürel gelişmeyi istemekle bir şey olmaz.

Yılmaz Güney ve Yaşar Kemal’in Kürtlüğüyle övünmek boştur çünkü onlar üretimlerini Türkçe yapmışlardır. Burada belirleyici olan dildir, köken değil.

Denilebilir ki Kürt dili değişik parçalarda yıllardır yasaktı ya da kısıtlamalar vardı. Haklısınız, bu yasaklar dilin gelişmesini engellemiştir ama bununla karşılaşan tek halk Kürtler değildir. Dil yasakları o dilde yaygın üretimi engeller ama üretimin kalitesini geriletmez. Burada yazılı üretim derken birkaç yüzyıl önce yapılmış olanlardan değil, son 50-100 yıldan söz ediyorum.

Polonya bu konuda önemli bir örnektir. Bu ülke tarihinde bazen büyük bir devlet olmuş, bazen da haritadan silinmiş, Prusya ile Çarlık Rusyası ve Avusturya arasında paylaşılmıştır. Leh dili yasaklanmıştır ve bu dönemde kitap kaçakçıları vardır. Bu dilde basılı eserleri sınırdan içeriye kaçak sokan insanlar vardır. Böyle bir kaçakçılık bulunduğuna göre demek ki talep vardır. Polonya yeniden devlet olduğunda sağlanan kültürel gelişim bu geçmişe dayanır. Önceden iyi birikiminiz yoksa devlet bile olsanız kültürel alanda zayıf kalırsınız.

12 Eylül’ün üzerinden 40 yıl geçti. Bir dönem İsveç’te yoğunlaşan ve daha sonra diğer ülkelere de yayılan Kürt kültür insanları vardı. 40 yıl gibi uzun bir zamanda yapılana bakılacak olursa bu alanda hiç de iyi olunmadığı ortaya çıkar. Bir şeyler yapıldı ama çok daha fazlası yapılmalıydı.

1980’li yıllarda Almanya’da anadil dersleri sorunu vardı. Türkçe anadil dersi vardı, başka dillerde de vardı, Kürtçede yoktu. Zamanın Atatürk milliyetçileri ve 12 Eylül yönetimiyle aramızda şiddetli bir çatışma ortaya çıktı. Zamanın Hürriyet gazetesi bu konuda neredeyse her gün yayın yapardı. Almanya’daki en keskin muhalifler de Türkçe öğretmenleriydi. Bu arada Türkiye’de bazı profesörler de böyle bir dil bulunmadığı üzerine yazılar yazıyor, televizyon programlarına çıkıyorlardı.

Birkaç eyalette Kürtçe seçmeli ders olarak kabul edildi. Edildi ama ömrü de fazla sürmedi. Kürtçe sınıfları açılabilmesi için belirli sayıda öğrencinin –hatırladığım kadarıyla on kadar- bunu istemesi gerekiyordu. Sınıfların sürmesi de talebin sürmesine bağlıydı ama talep sürmedi ve sınıflar ardı ardına kapandı. Türkçe anadil dersleri ise talep azalsa bile yine de düşük olmadığı için yıllarca sürecekti.

Bu gelişmeyi bir yandan anlayabilirsiniz, bir yandan anlayamazsınız.

Anlayabilirsiniz çünkü çocuğun önce iyi Almanca öğrenmesi gerekiyordu. Bu durumda Kürtçe ek yük oluyordu. Unutulmaması gerekir ki aynı durum Türkçe için de geçerliydi. Çocuğun üzerine ek yük geliyordu.

Anlamakta zorlanırsınız çünkü çocuğa binen ek yükün kaldırılmasına ailenin yardımcı olması gerekirdi. Aynı durum Türkler için de geçerlidir. Sonuçta Türk veliler bu işi biraz daha iyi yaptılar.

Bir dili günlük konuşma düzeyinde bilmenin kültürel gelişmeye katkısı olmaz. O dilde okuyup yazabilmek ve bunun da araçlarının bulunması gerekir. Yayın yönetiminde bulunduğumuz Türkçe yayın organlarında Kürtçe sayfa da bulunmasını isterdik ve iyi Kürtçe bildiğini düşündüğümüz insanlar da yardımcı olurdu. Sayfa sembolikti, kaç kişi okurdu, bilmiyorum.

Bir dilin günlük konuşma düzeyinin epeyce ilerisinde artan sayıda insan tarafından yürütülen gelişmesi bulunmuyorsa, Kürt Edebiyatçılar Derneği gibi oluşumlar fazla anlam taşımaz. Bu tür dernekler Kürtçe edebiyat üreten ve bunları yazılı olarak ya da sanal ortamda yayınlayan insanların varlığıyla anlam kazanır. Bu insanlar çok azsa, dernek isimden ileriye gitmez.

Devrimci olmadan önce de milliyetçilik ve Müslümanlıkla ilgim yoktu. Buna rağmen Avrupa’daki pratiğe bakıyorum da, Türk milliyetçisi olarak geçinenlerden fazla iş yapmışım.

Sürgün ve göçmenlik Türk tarihinin önemli parçasıdır ve Cumhuriyet’in kurulmasından önce başlar. Abdülhamit’e karşı muhalefetin sesi olarak yayına başlayan Meşveret Paris’te yayınlanmış, daha sonra İttihat ve Terakki ile birleşmiştir. Çok sayıda örnek verilebilir.

1982-2009 yılları arasında ilk adıyla Direniş sonraki adıyla Yazın göçmenlik ve sürgünün düzeyi hala aşılamamış yayın organıdır. Direniş’in birkaç sayısında Kürtçe sayfa da vardı, daha sonra vazgeçildi çünkü yürütülemeyecekti. Sonraki yıllarda birkaç sayıda Almanca ek vermekle yetinildi. Bu dergi 12 Eylül sonrasında Avrupa ülkelerine gelmek zorunda kalan Türkiyeli aydın ve sanatçıların yazılarına yer verdiği gibi, 1980’li yıllarda Almanya’da (Batı Almanya’yı kastediyorum) gelişen ikinci kuşak Türkiyelilerin edebiyat ürünlerini de yansıtıyordu.

Başka Türkçe dergiler de yayınlandı: Yabanel, Dergi, Demet, Allı Turna, Parantez gibi… Genellikle uzun ömürlü olmadılar ama olsun, yapılan büyük işti.

Kürtçeyle ilgili kısıtlamanın bulunmadığı Avrupa ülkelerinde Kürtlerin bu doğrultuda yaptığı yayın yok gibidir. Bunun büyük zorlukları vardı, bu anlaşılır bir şeydir ama 40 yıl da uzun zamandır.

Che Guevara Kısa Uzun Bir Hayat, Che hakkında Türkçede yazılmış ilk telif kitaptır. Kültürel gelişmede çevirilerin yanı sıra telif kitaplar da önemlidir.

Keza Mülteciler Göçmenler kitabı 12 Eylül sonrasında Avrupa ülkelerine yaşanan politik göçü de konu alır ve bildiğim kadarıyla alanında en iyi kitaptır. Aslında bu konunun daha da geliştirilmesi gerekiyor.

Birkaç yüzyıl önce yazılanlarla övünmek yetmez, bugünde ya da yakın tarihte bunu yapabilmek gerekir.

Büyük sorun var tabii… Kürtçe yazsanız, kaç kişi okuyacak? Zaten okuma oranı düşük, Kürtçe okuyan sayısı daha da düşüktür…

 

Ama aradan geçen 40 yıl da uzun bir zamandır…