Şuanda 27 konuk çevrimiçi
BugünBugün107
DünDün2261
Bu haftaBu hafta2368
Bu ayBu ay12299
ToplamToplam7478589
Yeni zihin felsefesi PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cuma, 26 Haziran 2020 18:53


Zihin felsefesi, Almancasıyla Philosophie des Geistes ve İngilizcesiyle Philosophy of Mind felsefenin önemli alanlarından birisidir ve sürekli olarak genişlemektedir. Son uygulama alanının yapay zeka olduğu söylenebilir. İnsan zihninin giderek artan sayıda fonksiyonlarını yerine getiren makineler artırılan hafızalarıyla geniş bilgiyi depolamakla kalmamakta, bilginin değişik öbekleri arasında –henüz az gelişmiş düzeyde bile olsa- bağlantı kurabilmektedirler. Farklı bilgi gruplarını birleştirerek tablo oluşturmak insan zihninin ancak eğitimle geliştirilebilen önemli özelliklerinden birisidir. Mesela bir insan grubunun tüketim alışkanlıklarının zamana (yaşa ve mevsimlere), cinsiyete ve kökene göre değişiminin analizi örnek olarak verilebilir. Burada makineye ilgili bilginin yüklenmesinin yanı sıra, bunlar arasında nasıl bağlantı kurabileceği, nasıl sınıflandırma yapabileceğinin de öğretilmesi gerekir. Başka bir deyişle nasıl öğreneceğinin öğretilmesi ve bu amaçla programlanması gerekir. Bu ise insanın kendi beyninin nasıl çalıştığını artan oranda tanıması ve bunu yine artan oranda makineye yaptırabilmesi gereklidir. Burada disiplinler arası bilgi ve bunların bileşimi gereklidir: programlama, mantık, sosyoloji, biyoloji, yeni zihin felsefesi ve diğerleri. Beynin bir organ olarak evrenin en karmaşık makinesi olarak tanımlanması ve geçtiğimiz yüzyılda gerçekleşen büyük ilerlemelere karşın nasıl çalıştığının halen tam olarak bilinmemesi, belirleyicilik konusunda ortaya konulan çok sayıda teorinin geçerliliğinin sınırlı kalması, beyin ve fonksiyonları konusunda halen yolun başlarında olunduğu saptamasına haklılık kazandırır.

Bu yazının amacı yeni zihin felsefesinin önemli bileşenlerinden olan “aktif çevre” anlayışının açıklanması ve örneklendirilmesidir.

Aktif Çevre ya da Genişlemiş Zihin

Klasik zihin felsefesinde akıl beyindedir ve bazen ruh olarak da adlandırılan akıl, bedenden ayrı olarak varolabilir. Bu bağlamda beden-akıl ikileminden söz edilir. Bu teorinin klasik anlatımı şöyledir: zihin duyu organları aracılığıyla dış dünyadan bilgi alır, bunları değerlendirir, gerekli eyleme karar verir ve bedene gerekli işareti verir. Sandviç ya da girdi-çıktı modeli olarak adlandırılan bu süreç sadece beyinde gerçekleşir.

Klasik zihin felsefesinde çevrenin hatırlama süreci üzerinde etkisi vardır ve bu etki uyarıcı olarak tanımlanabilir. Bir kişi yolda giderken bir fırın veya satıcının vitrininde ekmek görünce eşinin kendisinden ekmek almasını istediğini hatırlayabilir. Burada dış dünyadaki bir nesne (ekmek) zihnin bir fonksiyonunu (hatırlama) yerine getirmesi için uyarıcı olmuştur.

Geçtiğimiz yüzyılın 1980’li yıllarında Clark-Chalmers tarafından savunulan genişlemiş zihin teorisine göre ise, çevre zihnin işlevlerinin parçasıdır ya da onların oluşmasına katılır. Bu konudaki klasik örnek şöyledir: Adam bir sergiye gidecektir ama adresi unutmuştur, hatırlamaya çalışır. Adresi hatırlayamayınca bunu not defterine yazdığını hatırlar ve oraya bakar. Bu durumda not defteri hatırlama işlevinin yerine geçer. Kişinin adresi hatırlamasıyla not defterine bakıp öğrenmesi arasında özünde fark yoktur; ikisinde de amaca ulaşılmış, adres bulunmuştur. Zihnin ve bedenin dışındaki bir nesne zihnin bir işlevinin oluşmasına katkı yapmıştır ya da oluşma sürecine katılmıştır.

Aynı örneğin daha karmaşık iki çeşidi daha vardır. Birincisinde kişi hatırlayamadığı adresi yanındaki arkadaşından öğrenebilir. Prensip ilk örnektekiyle aynıdır; farklı olan, zihnin dışında akıl faaliyetine katkıda bulunan nesnenin canlı olmasıdır. İkinci çeşitte ise arkadaşı da adresi hatırlamayabilir ama defterine bakması gerektiğini söyleyebilir. Bu durumda kişinin hatırlama işlemi kendi dışındaki canlı ve cansız iki nesne tarafından şekillendirilmiştir.

Zihin ve Beden

Klasik zihin felsefesinde zihin bedenden ayrı olarak düşünülürdü. Beden, zihnin istediklerini yerine getiren araçtı, işleyişine katılması düşünülemezdi. Yeni zihin felsefesinde ise beden, zihnin fonksiyonlarını yerine getirmesine katılır, bazı durumlarda onları şekillendirir. Örnek olarak Londra taksi şoförleri verilir; adres söylendiği zaman kentin haritası zihninde belirir ve hedefe ulaşacak en kısa yolu bulur. Onun kafası bir piyanistin kafasından farklıdır ve aralarındaki farkın oluşumunda bedenin faaliyeti önemlidir. Yapılan iş, hafızayı ve genel olarak zihnin çalışma tarzını da etkilemektedir.

Bu konuda daha açıklayıcı örnek arkeolojide bulunur. İnsanların ataları yıllarca ağaçlarda yaşadılar ve yere inmeye zorunda kaldıklarından bir süre sonra dört değil iki ayakları üzerinde durmaya başladılar, el ayrı organ olarak gelişti. (Bu sürecin aşamaları üzerinde durulmayacaktır.)

Bedenin dört değil iki ayakla hareket etmesi, gövdenin dik durması insan zihnini olağanüstü geliştirir ve uygarlığı yeni aşamalara götürür. İki ayak üzerinde duran insanın atası daha uzağı, dolayısıyla da çevresini daha iyi görür; bilgisi genişler ve bu da zihnin işleyişini etkiler. İki ayak üzerinde daha uzağa gidebilir ve ellerinde yük taşıyabilir, dolayısıyla yeni alanlara açılma daha hızlı gerçekleşir.

İki ayaklı olmanın en önemli sonucu ellerle gelişmiş aletlerin yapılmaya başlanmasıdır. Ağaçta yaşarken de basit bazı aletler yapılıyor olmakla birlikte, yerde bu süreç büyük hız kazanır. Sosyal zihin gelişir; mesela taşın yontulabilmesi için birisinin tutması önemlidir ve bu da giderek gelişecek işbölümü demektir. Bedenin durumu, yere yakın (dört ayaklı) ya da dik (iki ayaklı) hareket edilmesi zihnin çalışmasına, bilgi düzeyine, toplumsal örgütlenmeye büyük hız kazandırır.

Beden ile zihin ilişkisinde sporcular örneği önemlidir ve yeni zihin felsefesinin önemli uygulama alanlarından birisi de spordur.

Düşünen Beden

Düşünen beden kavramı on parmak daktilo yazmaktan piyano çalmaya ve profesyonel sporun değişik çeşitlerine kadar kullanılabilir.

On parmak daktilo yazan metni okumayı ve yazmayı aynı anda yapar, okurken parmaklarının hangi tuşlara bastığına bakmaz; beden ne yapacağını bilmektedir. Aynı durum piyano için de geçerlidir, piyanist parmaklarının hareketine bakmaz; uzun alıştırmalardan sonra beden (eller) gerektiği gibi hareket eder.

Zihin ile beden arasında sürekli ilişki, zihnin devreden çıkması ve hareketin beden tarafından yürütülmesi profesyonel sporda daha açık olarak görülebilir. Bedenin hareketleriyle eskiden beri öğrenilenlerin hatırlanması arasında akışkan bir süreç vardır. Düşünme zamanı yoktur, beden ne yapacağını bilir. Sporcu hangi hareketi nasıl yapacağını düşünürse, yanlış yapar. Benzer durum piyano çalmada, on parmak daktilo yazmakta da geçerlidir; düşünürseniz yanlış yaparsınız. Sporcunun formsuzluğu bedenin ne yapacağını hatırlamamasıyla, bedenle zihin arasındaki akışkan ilişkinin bozulmasıyla ortaya çıkar.

Benzer durum iyi şoförlerde de görülür. Trafikte her zaman beklenmedik durumla karşılaşılabilir ve iyi şoför düşünmeden doğru tepki gösterir. Hangi durumda nasıl davranılması gerektiği bedene yerleşmiştir, önce doğru tepkiyi gösterir ve belki sonra düşünür. Önceden ne yapacağını düşünürse tepki göstermek için geç kalmış olacaktır. Yaşanılan yeni tecrübe daha sonra hafızaya yerleşecektir.

Burada Sutton ile McIllwain’in özellikle atletizmdeki iyi sporcularda hareketli beden ile zihin arasındaki ilişkiye yönelik araştırmalarına değinilmesi gerekir. Atletizmin ve diğer spor dallarının zihin felsefesinin önemli araştırma alanları arasında olabileceği daha önce düşünülemezdi. Bu konudaki önemli sorular şöyledir: bir atlet yarışma sırasında nasıl karar verir? Hareket konusunda değişik ihtimallerden hangisini ve nasıl seçer? Önceki bilgisiyle şimdiki eylemi arasındaki bağ nasıldır?

Araştırmacılar burada iki çeşit bilgi ayırırlar: teorik ya da hafızada depolanmış bilgi ve eylem bilgisi. Sporcunun yarış sırasındaki eylem bilgisi “böyle olursa – şöyle yapılır” temeline dayanır. Yarış sırasında ortaya çıkabilecek ihtimaller fazla olduğu için her birine uygun antreman yapılır. Yarışta ortaya çıkan ihtimale uygun olarak atlet bedenini (temposunu) düzenler, bunu yarış sırasında birkaç kere değiştirmek zorunda kalabilir. Bunu yaparken düşünmez, zihin devre dışıdır, beden o ihtimale karşı öğrendiğini yapar. Önceki bilgiyle beden arasında bilinçli olmayan bir akış söz konusudur. Beden değişik ihtimallere verilecek tepki konusunda otomatikleşmiştir ve bu otomasyonun iyi işlememesi başarısızlık nedenidir. Başka bir deyişle sporcunun formsuzluğu, zihniyle bedeni arasında kurulan ilişkinin iyi çalışmaması anlamına gelir.

Atletler sadece birey olarak değil, 4x100 yarışlarında olduğu gibi takım halinde de yarışırlar ve burada kolektif akıl kavramı ortaya çıkar.

Bu bölümü bitirirken 19. yüzyıl sonlarında “akıllı beden” fikrini ilk kez ortaya atan Nietzsche’nin anılması gerekir. Bu kavramın anlaşılması ve örneklenmesi yıllar sonra gerçekleşmiştir.

“Bedeninde senin, seçkin bilgeliğinden daha çok akıl vardır:” (Nietzsche, 35)

Kolektif Akıl

Kolektif akıl veya grup aklı konusunda önemli bir itiraz vardır: beyin bireyseldir, kolektif beyin yoktur; bu durumda özellikle küçük gruplar için kullanılan kolektif akıl doğru bir belirleme olamaz.

Sosyolojide kolektif kimlik kavramı uzun zamandır kullanılmasına rağmen zihin felsefesinde benzer durum yoktur ve bunun başlıca nedeni de aklın kişiye özel düşünülmesidir. Birlikte şu veya bu işi yapan insanlar en azından bu konuda ortak düşünürler. Kolektif kimlik zamana, yere ve gruba göre değişir ve geçicidir. İnsanların kolektif kimliğin yanı sıra kendi kimlikleri de bulunduğu gibi kolektif kimlik tek de değildir; bir kolektif kimlikten diğerine geçilebilir. Mesela müzik ve kareografi çerçevesinde bir dans grubundaki arkadaşlarıyla saatlerce prova yapan bir kişi, buradan ayrıldıktan sonra uzun zamandır tanıştığı başka arkadaşlarıyla bir şeyler içip konuşmaya gidebilir. Buradan eve, ailesinin yanına gider ve başka bir kolektif kimliğe girer.

Kolektif kimliği üç örnekte; dans grubu, gemi yönetimi ve futbol takımında kısaca inceleyelim.

Dans grubunun performansı grup üyelerini aşan bir kolektiviteye sahiptir. Dansçılar birbirlerinin yanı sıra müzik, kareograf ve ışıkçıyla, alkışlayan ya da sessiz duran izleyiciyle sürekli iletişim içindedir. Gerekli hareketleri yaparken birbirlerini izlerler ve gerektiğinde haberleşirler. Sözlü iletişim mümkün olmadığı için yerini belirli işaretler ya da beden dili alır. Dans grubunun hiçbir bireyi gösteri sırasında düşünmez, yapar. Burada dansçılarla sınırlı olmayan, kayıt aletleri ve müzik gibi cansız çevrenin de desteğini alan sosyal akıl vardır.

Hutchins’in bir savaş gemisine binerek grup çalışmasını izlediği örnekteki sosyal akıl, dans grubu örneğinden farklıdır. Gemiyi yönetenler telsizle merkezden gelen talimatlar, radar, makinelerle ilgili göstergeler, hava durumu ve diğer personelle; başka deyişle uzaktaki ve yakındaki canlı ve cansız çevreyle sürekli ilişki içinde işbölümü ya da sosyal akıl çerçevesinde hareket ederler. Süre uzun olduğu için sosyal akıl bölünür, bir kesim dinlenirken diğeri gemiyi yönetir. Sosyal aklın özneleri periyodik olarak değişir. Gemi yönetimi örneğinde kişiler arasındaki iletişim de farklıdır, dans grubunun aksine konuşma mümkündür. Ek olarak buradaki sosyal akılda bir öznenin hatasını diğeri düzeltebilir.

Futbol takımında yukarıdaki iki örnekten farklı olarak takım ruhunun yanı sıra bireysel yetenekler daha açıktır. Oyuncu hem takımın parçasıdır ve hem de bireydir. Grubun sosyal aklı içinde olmak, yerinin doldurulmasının zor olduğu birey özelliğini dışlamaz.

Dans grubunda, gemi yönetiminde ve futbol takımı örneklerinde grup çalışmasında şekillenen sosyal aklın rakibi yoktur. Gerçekte ise insanlar sadece birlikte değil, birbirlerine karşı da oynarlar. Futbol takımı ve savaş gemisi rakip yoksa kendi başına anlamsızdır. Bunlar antreman yaptıklarında ya da devriye gezdiklerinde muhtemel rakibi dikkate alarak hareket ederler. Bu örneklerde sosyal akıl ancak rakibi varsa anlam kazanır.

Rakip Sosyal Akıl

Rakip sosyal akıl(lar) için en iyi örnek savaşan iki ordu olmakla birlikte, burada hiyerarşik düzen içinde farklı rakip sosyal akıllar çok fazladır ve incelenmeleri zordur. Bunun yerine rakip iki küçük grup (futbol takımları) daha uygundur. Burada “kolektif özne” kavramının açıklanması gerekir. Bu konuda iyi bir örnek hatırlama gruplarıdır. Geçmişte önemli bir olayı birlikte yaşamış bir grup insan aradan zaman geçince farklı olarak hatırlarlar. Mesela Auschwitz toplama kampından kurtulmuş insanlarda bu özellik görülmüştür. Hafıza aradan geçen zamanda yaşananları da katarak hatırlamaktadır. Hatırlama grubundaki insanlar sürekli hatırlayarak ve birbirlerinin hatırlamalarını düzelterek geçmişi yeniden oluştururlar. Sonuçta hepsi o olayı aynı hatırlar; grup bu konuda tek özne gibidir. 11 kişiden oluşan (yedeklerle daha fazla) futbol takımı da rakibe karşı uygulanacak taktik konusunda kolektif öznedir. Antrenörleri tarafından öğretilen taktiği ortak hatırlarlar.

İki futbol takımı, sahadaki 22 kişi, iç çelişkisi olan tek grup gibi düşünülerek değerlendirilebilir. Herhangi bir futbolcunun somut bir anda ne yapacağı sadece takım arkadaşlarının konumuna değil, rakip takım futbolcularına da bağlıdır. Rakibe karşı uygulanacak taktik genel bilgidir ancak maç sırasında herhangi bir anda beklenmedik bir durum ortaya çıkabilir ve bu da taktikte öngörülmemiş olabilir. Rakip sosyal akıl oyuncuların inisiyatif kullanmasını ve yaratıcı olmalarını zorlar. Genel planı herkes uygulayabilirken yaratıcı müdahalede esas olan kişisel yetenektir. Oyuncu beklenmedik durumda ne yapacağını düşünmez, düşünürse geç kalır ya da yanlış yapar. Bir takımın kolektif öznesi, diğerinin rakibi olarak oyuncuların pozisyonunu, beklenmedik durumu, ne yapılması gerektiğini, hafızasında öğrendikleri ve yaptığı antremanlardan kazandığı ustalıkla birlikte değerlendirir ve gerekli gördüğünü yapar. Burada davranışı düşünce sonucu zihnin bedeni harekete geçirmesi olarak değil, zihin-beden ikilisinin birlikte eylemi olarak anlamak gerekir.

Burada sosyal aklın işleyişini bozan faktörler de dikkate alınmalıdır. Mesela çevre (seyirci ve tezahürat) her iki takım için de aynı değildir; birisinin motivasyonunu yükseltirken diğerininkini geriletebilir. Sosyal aklın işleyişi aynı takım içindeki sorunlar nedeniyle de bozulabilir; bazı oyuncuların siyah bir futbolcuya pas vermemesi gibi…

Oyun içinde oyuncular arasında sözlü iletişim zor olduğu için beden diliyle anlaşmak önemlidir. Konuyla ilgili teori geliştirmiş olan Sutton ve Williamson burada incelemeyi eksik bırakırlar. İki takımın taktikleri birbirine karşıdır, rakiptir. Buna karşın aynı rekabet oyun içinde anlaşmanın aracı olarak beden dili konusunda düşünülmez. Rakiplerin beden dili de farklı olmak zorundadır çünkü taktiğin aksine beden dili açıktır ve bir tarafın ne yapacağını rakip de anlar. Bu nedenle beden dili, önceden anlaşılmış belirli işaretlerin anlamları temelinde birbirinden farklı olmak zorundadır.

İki rakip takımdaki sosyal akılların birbiriyle ilişkili olarak nasıl işlediği, tek takımdaki sosyal akıl genelleştirilerek değerlendirilemez. Beklenmedik durumlarda yaratıcı tepki gösteren farklı yetenekler, iki takımı farklı etkileyen çevre (seyirci) faktörü ve aynı takım içindeki sosyal aklı bozan (daraltan) çelişkiler dikkate alınmalıdır.

Sonuç

Modern zihin felsefesinin ana fikri zihnin değişik fonksiyonların beyinle sınırlı olmadığıdır. Burada belirleyici olan bedenin ve çevrenin hatırlamak gibi zihnin belirli bir fonksiyonunu etkilemesi değil, bu fonksiyonu oluşturan bileşenlerden birisi olmasıdır. Kişinin bir adresi hatırlamasıyla defterine bakarak ya da yanındakine sorarak öğrenmesi aynıdır. Burada canlı ve cansız çevreyle sürekli etkileşim içinde düşünür. “Genişlemiş zihin” modern zihin felsefesinin temel kavramıdır. Bedenin zihin ve eylemdeki önemli rolünü belirten “düşünen beden” bir başka önemli kavramdır. Bunların somut örneklerle nasıl uygulandığı dans grubu, atletizm, gemi yönetimi, futbol takımı ve futbol karşılaşması örnekleriyle açıklanabilir.

Kaynaklar

Clark, Andy, David J. Chalmer (2010): “Der erweiterte Geist”. In: Metzinger, Thomas (Ed.): Grunkurs Philosophie des Geistes B3, 501-517.

Hutshins, Edwin (1995): Kognition in the Wild.

Nietzsche, Friedrich (2004): Zerdüşt Böyle Diyordu, Varlık Yayınları.

Sutton, John, Kellie Williamson (2014): “Embodied Collabaration in Small Groups”. https://www.researchgate.net/publication/259604931_Embodied_Colloboration_in_Small_Groups.

Sutton, John, Doris J.F.McIlwain (2015): “Breadth and deapth of knowledge in expert versus novice athletes”. https://hpilpapers.org/archive/SUTBAD.pdf