Şuanda 26 konuk çevrimiçi
BugünBugün778
DünDün2554
Bu haftaBu hafta9739
Bu ayBu ay6449
ToplamToplam7930227
Yeni bir sektör: mülteci hizmetleri PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Çarşamba, 09 Eylül 2020 23:14


Midilli’de Moria mülteci kampında çıkan yangın sonucunda 12.700 mültecinin barındığı barakalar yandı, kampı terk ederek limana doğru yürüyen mültecileri polis durdurdu. Midilli’de dört ay süreyle sıkıyönetim ilan edildi.

Midilli ve diğer Yunan adalarındaki mülteci kamplarında şartların çok kötü olduğu biliniyor ve her an bir şey olması bekleniyordu. Moria kampında 35 kişide Covid-19 bulunması sonucu uygulanan karantina hoşnutsuzlukla karşılanmıştı. Birkaç noktada birden başlayan ve rüzgar sonucu hızla yayılan yangının kasıtlı olarak çıkarıldığı düşünülüyor.

2800 kişilik Moria kampında 12.700 kişi kalıyordu.  Almanya kamptaki 12.000 kişiyi alabileceğini açıkladı. İyi bir adım olmakla birlikte sembolik olmaktan ileriye anlam taşımıyor çünkü Yunanistan adalarında kötü şartlarda yaşayan çok sayıda mülteci bulunuyor.

Avrupa Birliği ülkeleri arasında mülteci alımı konusunda anlaşma sağlanamadı. Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Macaristan hiç mülteci almıyor. Yunanistan’ın yanı sıra İtalya da mültecilerle doludur.

Yunanistan’daki kamplarda şartların oldukça kötü olması bilinçli politikanın sonucudur. Türkiye mültecileri tehdit unsuru olarak kullanıyor ve ikide bir “kapıları açarız” diye tehdit ediyor. Mülteciler bir ara otobüslerle Trakya’da sınıra kadar taşınmış ve karadan Yunanistan’a geçmeye yönlendirilmişti. Bu politika başarılı olmadı, Yunanistan ordusu sert müdahalelerle mültecileri geri çevirdi. Ardından Avrupa Birliği’nin sınırlarını korumakla görevli Fronteks kara sınırında ve Ege Denizi’nde önlem aldı. Yunanistan’ın Türkiye’den almayı planladığı 20 insansız hava aracının bir bölümü de herhalde sınırı kaçak geçmeye çalışan mültecilere karşı kullanılacaktır.

Ege üzerinden Yunan adalarına mülteci geçişi eskisine göre azalmış olmakla birlikte sürüyor ve bu geçişlerin bazıları denizde boğulmayla sonuçlanıyor. Birkaç yıl önce kişi başına geçiş ücreti 1000 Dolar idi, şimdi önlemlerin artmış olması nedeniyle pahalanmış olsa gerektir.

Mülteci kamplarındaki kötü barınma şartları çekici olmasın diye kasıtlı olarak yapılmaktadır. Yunanistan adalarından birisine ulaşmayı başaran mülteci böylece Avrupa Birliği üyesi bir ülkeye ayak basmış oluyor ama adadan ana karaya çıkamadığı için buraya hapsoluyor. Yaşama şartları da kötü olduğu için –Türkiye’deki Suriye, Irak ve Afganistanlı mülteciler durumları ne kadar kötü olursa olsun daha iyi şartlarda yaşıyorlar- hayati tehlikeyi de göze alarak adalara gitmenin çekiciliği  azalıyor. Yunanistan kamplardaki şartlar biraz düzeldiğinde Türkiye’nin Ege kıyılarına binlerce insanın yığılacağından ve tehlikeyi göze alarak denizi geçmeye çalışacaklarından çekiniyor. AKP’nin otobüslerle kıyıya mülteci taşıyacağını düşünüyor ve bu düşüncesinde haksız da değildir.

Türkiye’deki yaklaşık 4,5 milyon mülteci yıllardan beri Avrupa Birliği ile pazarlık konusu olarak kullanılmaktadır. “Verdiğiniz parayı artırın, yoksa kapıları açarız” veya “bizi Avrupa Birliği’ne üye alın, yoksa mültecileri salarız” tehditleri sık olarak kullanılıyor.

Sorun yıllardan beri olduğu gibi duruyor ve son olaydaki gibi kamuoyunun dikkati mülteci sorununa çekilince Almanya’nın bir bölüm mülteciyi almasıyla da bir şey çözülmüş olmuyor.

Çözüm nedir, diye sorulacak olursa, şu anda kalıcı çözüm bulunmuyor.

Suriye sınırına örülen duvar sonucu bu ülkeden artık mülteci gelmiyor ama gelmiş olanların geri dönmesi de mümkün görünmüyor. Dönülecek ülke kalmadı çünkü… Şam ve Lazkiye dışında Suriye’de yıkılmamış kent kalmadı. Ülkenin en büyük kenti Halep’teki yıkımın fotoğraflarını görmüşsünüzdür. Bu durumda insanlar nereye dönecekler? Dönenler yine de olabilir ama bunlar mültecilerin küçük bir bölümü olacaktır.

Irak’ta bir yandan savaş bir yandan da büyük yoksulluk var. Türkiye Irak’ın 40 kilometre kadar içine girmiş ve üsler kurmuş durumdadır. Ülkenin değişik yerleri PKK’liler bulunuyor gerekçesiyle ikide bir bombalanmaktadır.

Afganistan’da savaş halen sürüyor ve çok sayıda Afgan mülteci İran üzerinden Türkiye’ye geliyor.

Türkiye’nin Libya’da etkinlik kurmak için bu ülkedeki savaşa karışması, diğer amaçların yanı sıra mülteciler konusunda pazarlık gücünü artırabilir. Libya, Afrika içlerinden gelen binlerce kişinin Akdeniz üzerinden tehlikeli bir yolculukla İtalya’ya geçiş için hareket noktasıdır. Bu ülkedeki İslam Devleti birkaç yıldan beri bu trafiği yönlendirenler arasında bulunmakta ve büyük para kazanmaktadır.

Mülteciliği kapitalist sömürü mekanizmasının dışında görmemek gerekir. Mülteci hizmetleri önemli bir para kazanma yoludur. Mülteci her adımında para harcamak zorundadır. Kiralar onun için özel olarak artırılır, gerektiğinde en ucuz işçi olur, sınırda telefon kartı bittiğinde fahiş fiyatla satanları hemen bulabilir.

Mültecilik üretim dışı büyük bir ekonomidir, yeni bir hizmet sektörüdür ve bu ekonomiden iyi para kazananlardan bir tanesi de Türkiye’dir.

Bu sektör eskiden de vardı ama dikkat çekecek derecede gelişmemişti.

Bu nedenle dünya çapındaki mülteciler sorununu kapitalist ekonominin yeni hizmet sektörü çerçevesinde görmek ve buradan hareketle de şimdilik ancak geçici çözümlerin mümkün olduğunu anlamak gerekir.