Şuanda 36 konuk çevrimiçi
BugünBugün828
DünDün2554
Bu haftaBu hafta9789
Bu ayBu ay6499
ToplamToplam7930277
12 Eylül ve birlik PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cumartesi, 12 Eylül 2020 16:58


12 Eylül’ün 40. yıldönümü vesilesiyle birlik konusu yeniden gündeme geldi. Devrimciler bir türlü birlik olamadılar, 12 Eylül öncesinde olamamışlardı, sonrasında da olamadılar. Birlik çabaları sonuçsuz kaldı…

Bunlar doğru tespitlerdir ama önemli bir eksikleri bulunuyor: devrimcilerin birliği gerekli ise, o zaman ne yapılacak?

Birlik istemekle birlik olmuyor. 1990’lı yıllarda birlik konusu bugünden daha yoğun olarak konuşuluyordu ve hatta “bugün en devrimci politika birliktir” bile deniliyordu. Değişik girişimler yapıldı, birlikler kuruldu ama fazla yaşama şansları olmadı.

Bu durumda yeniden başa dönüp birlik mi isteyeceğiz?

Ne istediğinizi biliyorsanız ama bu isteğinize ulaşmak için uygulanabilir bir planınız yoksa, ne istediğiniz önemli değildir.

Bu plan uygulanma süreci içinde değişebilir ama önemli olan uygulanabilir görünen bir planın başlangıçtan itibaren bulunmasıdır.

Demek ki öncelikle birlik konusunda uygulanabilir bir plan yapılması gerekiyor.

Bu konuda ilk adım öncelikle neyin olmayacağını bilmektir. Amaç örgüt birliği olmamalıdır. Bir işi yapmamanın en iyi yolu, o işi yapılamayacak kadar büyütmektir. Sosyalistlerin büyük bölümünü aynı örgütte toplamak gibi büyük bir amaç için yola çıkarsınız ve sonuçta bir şey yapamazsınız. Amacın büyük olması sonucun sıfıra yakın olmasını engellemez.

İlk yapılacak iş mümkün olduğu kadar fazla örgüt arasında işbirlikleridir. Bunlar cephe birliği de olabilir, daha geri düzeyde de olabilir. Örgütsel birliğe giden yol da buradan geçer, aksi durumda işbirliği bile yapamayan örgütlerle hangi birliği sağlayacaksınız?

İkinci önemli adım, önceden de sözünü etmiştim, bilinçli ihanet dışında geçmişi unutmaya çalışmaktır. 12 Eylül öncesinde ve sonrasında çok sayıda örgüt arasında çatışmalar yaşandı, hayatını kaybedenler oldu, başka türlü olaylar da oldu… Konuya “kim haklıydı?” sorusuyla yaklaşırsanız, işin içinden çıkamazsınız. Bilinçli ihanet dışında, ki burada kişiler ve olaylar bellidir, yapılması gereken geçmişte yaşananları birlikte mahkum etmek ve karşılıklı olarak unutmaya çalışmaktır.

Bunun kolay olmadığını biliyorum ama başka çıkış yolu bulunmuyor. Aksi durumda 40 yıl daha birlik sözü eder dururuz.

Geçmişle ilgili olarak bilinçli ihanet dışında çözülemeyecek sorun yoktur.

Bunların sağlanması birlik olunacağı anlamına gelmez ama birlik konusunda önemli engellerin azaltılması anlamına gelir. Bazı yapılar birlik konusuna hiçbir düzeyde yanaşmıyorsa, kendileri bilir, ısrarcı olmamak gerekir. Onların dışındakiler birlikte adım atmaya çalışırlar.

Bu bağlamda örgütlerin tarihlerini değerlendirmesi ve kendi geçmişleri hakkında, neyi yapıp neyi yapamadıkları hakkında açık fikre sahip olması hem kendileri için önemlidir ve hem de birlik konusunda geliştiricidir.

Başka bir deyişle tarihinizdeki çöpü mümkün olduğu oranda temizlemeye çalışın. Bu işi sizin yerinize başkası yapamaz. Bu çöp her örgütte şu veya bu oranda vardır. Geçmişteki örgütlerden bazıları bugün bulunmuyor ama yine de yapılabilirse eğer çöpün temizlenmesinde yarar vardır. Bunu ancak muhatapları yapabilir ve bu herkesin yararınadır.

Bunu yapabilenler ikide bir dönüp geçmişle uğraşmak zorunda kalmazlar.

Az bildiğim başka örnekler yerine kendimizi örnek vereceğim. Biliyorsunuz 2008-2013 arasında kamuoyuna açık bir örgütsel hesaplaşma yaşadık, tarihimizdeki bilinçli ihaneti bütün boyutlarıyla ortaya çıkardık. Hiç bilmiyor değildik ama konu tahminimizin ötesinde genişlik kazandı ve sonuna kadar gittik.

Bu konuda sosyalist hareketin değişik kümelerinden büyük destek gördük. Demek ki bilinçli ihanet çok kişiyi rahatsız etmiş, yoksa neden destek versinler?

Bu tutum hepimiz adına iyi bir şeydir.

THKP-C (Acilciler) adlı örgüt 1988 yılında sona erdi. Özellikle 1982’den sonra varlığı sallantılı duruma gelmişti. Birileri kendini olmayan örgütün genel sekreteri ilan etti ama boşuna kendini kurtarma çabasıdır.

Esasen THKP-C kökenli örgütlerde genel sekreterlik ve başkanlık gibi makamlar yoktur, genel komite ve yürütme komitesi vardır.

Tekrarlayacak olursam; bunların hepsini yapabildiğimizde yine de mutlaka birlik olur ya da birliğe giden yol açılmıştır demek zordur ama o yoldaki önemli engeller ciddi oranda azalmıştır denilebilir.

Birlik istediğinizde uygulanabilir bir planla bunu istemeniz gerekir, aksi durumda istemekle bir şey olmaz.

Bu planı benimsemiyorsanız, ki olabilir, başka somut bir plan önerilmesi gerekir.

Planın hayata geçirilebilir gibi görünmesi önemlidir, zamanla doğaldır ki bazı değişiklikler olacaktır.

Birlik nasıl yapılmaz konusunda Avrupa’da yaşanan HDK-A örneğini vereyim.

HDK-A tek eylemle sınırlı olmayan uzun vadeli bir eylem birliğiydi. Programı da vardı ama sorun buradan başlıyordu: program fazla iddialıydı, birliğe katılanların hiç birisinde bu programı hayata geçirebilecek kadro bulunmuyordu. Bu durumda bir süre sonra tıkanma kaçınılmaz oldu.

Bir örgütü –eylem birliği de olabilir- örgüt yapan, başkalarından farklı olarak ne yaptığıdır. Bir yapı –eylem birliği de olabilir- başkalarının yaptığının benzerini yapıyorsa, ona gerek yoktur.

İddialı programlar yapmak yetmez, bunu nasıl hayata geçireceğinizi de düşünmeniz gerekir.

Aksi durumda iddialı program yazarsınız ve pek azı hayata geçebilir…

Bu da iyi bir durum değildir…

 

O kadar çok örnek yaşadık ki, hepsinden biraz olsun öğrenebilirsek eğer birikimimiz hiç fena değildir denilebilir.