Şuanda 33 konuk çevrimiçi
BugünBugün1302
DünDün2393
Bu haftaBu hafta3695
Bu ayBu ay74827
ToplamToplam7834235
Savaş dünyası PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cuma, 02 Ekim 2020 16:58


Artan oranda savaş dünyası içinde yaşıyoruz. Savaşların giderek yaygınlaşacağını düşünüyorum. Bu görüşümü şu gerekçelere dayandırıyorum:

Dünya 1991 öncesinde SSCB ve ABD olmak üzere çift kutupluydu. Nerede olursa olsun her savaş bu iki büyük gücü de ilgilendiriyordu. Bu güçler Vietnam ve Afganistan gibi örnekler dışında doğrudan savaşa girmezler, yerlerine başkaları savaşırdı. “Vekalet savaşları” adı burada ortaya çıkmıştır.

Mesela Angola’da ABD yanlısı UNITA, o zaman ırkçı yönetimin iş başında olduğu Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından destekleniyordu. SSCB yanlısı MPLA’nın yanında ise Küba askerleriyle birlikte yer alıyordu.

ABD’nin doğrudan girdiği Vietnam savaşında SSCB ve daha az oranda Çin Vietnam’a askeri destek verdi. SSCB de Afganistan’a girdiğinde ABD Taliban’a yoğun askeri destek verecekti.

1991’de SSCB’nin dağılmasıyla çift kutuplu dünya sona erdi, yerini tek kutuplu dünya aldı. 1990’lı yıllarda ABD ve Avrupa Birliği için değişik ülkelere müdahale etmek daha kolaydı. ABD iki kere Irak’a yönelik savaşa girdi, AB ise Yugoslavya savaşını gerçekleştirecekti.

Rusya kendini toparladı ama eski etkinlik alanını yeniden oluşturamadı, yine de en azından Ortadoğu’da yeniden güç haline geldi. ABD ise dünyanın her tarafına yetişmesinin mümkün olmadığını gördüğü oranda bölgesel güçlerle daha yakın ilişki geliştirmeye yöneldi. Bu aynı zamanda bölgesel gücü tanımak ve ona belirli ödünler vermek anlamına gelir. Rusya da aynısını yapmaya yöneldi. Bu arada Çin ve Almanya da birer güç odağı olarak ortaya çıktılar.

Hindistan, Brezilya, yönetimin değiştiği Güney Afrika ve Türkiye de bölgesel güçler olarak ortaya çıktılar.

Birçok ülkede savaş var ve bazıları küçük ölçekte olduğu için medyaya yansımıyor ya da dikkat çekmiyor. Başlıca savaşlar ise Afganistan, Irak, Suriye, Libya, Azerbaycan-Ermenistan, arada bir yoğunlaşan Çin-Hindistan sürtüşmesi ve yine “sıcak bölge” kabul edilen Doğu Akdeniz’dir. Bazı Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde de değişik yoğunlukta çatışmalar yaşanıyor.

Hangi ülkede olura olsun savaşın neredeyse ortak denilebilecek paydası Türkiye’dir. Irak, Suriye, Libya, Azerbaycan’da savaşın parçası olarak bulunuyor. Doğu Akdeniz’de şimdilik durum biraz sakinleşmiş olsa bile yeni gövde gösterileri için hazır bekliyor. Katar’daki askeri üssüyle bu ülkeyi Suudi Arabistan’a karşı korurken, Somali’deki üs ile de Hint Okyanusu’na bakıyor. Kızıldeniz’de de Sudan’dan bir adayı 99 yıllığına kiraladı. Buraya askeri üs yapılması bekleniyor.

Daha önce de belirttiğim gibi Türkiye bir süreden beri dünyanın en yayılmacı, bir çatışmadan ötekine koşan ülkesi durumundadır.

20 yıl önce bir ABD’li generalin belirttiği gibi “Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü ordusudur”. Ordunun girdiği yerden aynı zamanda para gelmektedir, bazı durumlarda Türkiye bu alana yatırım yapmaktadır.

Katar’ın korunmasının karşılığı ülkeye giren yüksek miktarda paradır.

Irak’taki büyük askeri varlığın karşılıklarından birisi de bu ülke ekonomisinin büyük oranda Türkiye’nin eline geçmesidir.

Halep’teki tekstil alanındaki orta işletmeler sökülüp Türkiye’ye taşınmıştır ve burada üretim yapmaktadır. Türkiye Afrin zeytinini toplayıp ihraç da etmektedir.

Kısa süre sonra önemli bir para kaynağının da Azerbaycan olacağını belirtebiliriz. Azerbaycan petrol zengini bir ülke ve Ermenistan ile çatışmasında Türkiye yanında yer alıyorsa, yoğun askeri destek veriyorsa, bunun herhalde karşılığı olacaktır. Beklenildiği kadar olabilir veya olmayabilir ama olacağı kesindir.

Tıpkı Libya örneğinde olduğu gibi… Türkiye’nin bu ülkeden geçmişteki inşaat faaliyeti nedeniyle büyük alacağı var ve iç savaşta yıkılan ülkenin yeniden yapımına taliptir. Olur veya olmaz ama olabilmesi için sahada bulunulması gerekir.

Görüldüğü gibi Türkiye’nin girdiği savaşların hiç birisi “Erdoğan’ın ihtirasları” ya da “içerde sıkıştılar, onun için savaş çıkarmaya çalışıyorlar” temelinde açıklanamaz. Bunlar da olabilir ama temel değildirler. Bu ulusal bir politikadır. CHP de iktidara gelecek olsa bundan çok farklı şeyler yapmayacaktır.

Silah sanayisi kurulması ve silah ihraç edilmesi, yoğun silahlanma –özellikle deniz kuvvetlerinin güçlenmesi dikkat çekicidir-, Afrika ülkelerine yoğun giriş ve girilen savaşların tamamının ülkeye yeni para girişi veya bu alana sermaye ihracıyla ilgili olması militarizmle tekelcilik arasındaki yakın bağlantıyı göstermektedir.

Bunu hala anlamamış olanlar için söylenebilecek şey bulunmuyor. Kendilerini oyalamaya devam etsinler.

Ülkenin değişen konumunu anlayamamak geçmişte de vardı. 1970’li ve hatta 1980’li yıllarda kapitalist bir ülkenin aslında yarı feodal olduğunu savunan ne kadar çok örgüt vardı. Gerçek kafalarına vurdukça görüşlerini değiştirdiler ama bu arada kabaca 30 yıl geçti.

Şimdiki durumu o günlerin devamı olarak değerlendirmek mümkündür. Türkiye’nin özellikle 1990 sonrasındaki değişen konumu anlaşılmıyor ve türlü gerekçeler getirilerek eskinin sürdüğü sanılıyor.

Türkiye alt emperyalist bir ülkedir, geniş Ortadoğu’nun (klasik Ortadoğu+Balkanlar+Kafkasya ve Orta Asya) bölgesel gücüdür (bu çok geniş bölgenin her yerinde aynı güçte değildir ama vardır), dünyanın en büyük iki gücü ABD ve Rusya arasında oynayabilmektedir ve dahası küresel güç olmayı hedeflemektedir.

Bunu Birleşmiş milletler Güvenlik Konseyi sürekli üyeliği talebinde açık olarak görmek mümkündür. Daha o durumda değil, öncelikle Almanya ve Hindistan var.

Türkiye’nin hırsları sınır tanımıyor, bu nedenle kafasını duvara vuruyor ve hemen konum değiştirip başka bir yönden deneme yapıyor.

Nerede savaş, orada Türkiye!

Yüzde yüz böyle değil tabii ama Suriye, Kafkasya ve Libya için, en azından bunlar için durum açıktır. Bunlara her an yenileri de eklenebilir.

Bir savaşın ne kadar çok tarafı varsa, o savaşın bitmesi de o kadar zor olur.

Azerbaycan-Ermenistan savaşında Türkiye müdahaleci güçtür. Savaş Rusya’nın yanı sıra İran ve İsrail’i de yakından ilgilendiriyor. İran Ermenistan’ı, İsrail (İran ile olan sınırı ve İran nüfusunun üçte binin Azeri olması nedeniyle) Azerbaycan’ı desteklemektedir.

Bugünkü Almanya gazetelerinde Sırbistan’ın savaşan iki ülkeye de hafif silah sattığı haberi vardı.

Neden olmasın, fırsat fırsattır!

Ermenistan’ın YPG’den destek aldığı haberi bana inandırıcı gelmedi. PKK’nin Türkiye kadrosu önemli kayıp verdi ve fazla insanı Ermenistan’dan önce Türkiye’ye gönderirler. Dahası, YPG’lilerin Ermeni ordusunu eğittiği haberi hiç inandırıcı değildir. ABD, YPG’ye epeyce silah verdi. ABD silahlarını kullanan insanlar, Rus silahlarını kullanan Ermenistan ordusunu nasıl eğitecekler?

Türkiye’nin bin kadar olduğu söylenen cihatçıyı Ermenistan’a karşı savaşa soktuğu haberine karşılık –değişik kayyaklarca doğrulandı- böyle bir haber de uydurulmuş olsa gerektir.

Bilinen sözdür: savaşta önce gerçek ölür.

Her duyduğunuza inanmayın…

Dünyanın en yayılmacı ve savaştan savaşa koşan ülkesindeyiz ve bu ülkede kayda değer bir barış hareketi bulunmuyor.