Şuanda 55 konuk çevrimiçi
BugünBugün1678
DünDün2982
Bu haftaBu hafta4660
Bu ayBu ay57328
ToplamToplam7816736
Frantz Fanon marksist miydi? PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cuma, 16 Ekim 2020 18:36


Frantz Fanon 36 yaşında kan kanseri nedeniyle hayatını kaybetmiş önemli bir psikanalizci ve filozoftur. Tıp eğitimi görmüş olmasına karşın yer aldığı Cezayir ulusal kurtuluş savaşı ve bununla ilgili yaptığı belirlemeler yıllardan beri etkisini sürdürmektedir. O kadar ki, Fanon’a referans vermeden ırkçılık, yabancılık, sömürgecilik gibi konularda bugün bile önemli makale yazmak mümkün değildir.

Fanon ile ilgili değişik birkaç inceleme kitabı yakın zamanda Türkçede yayınlandı. Bu iyi bir gelişmedir çünkü Fanon isim olarak bilinmekle birlikte değişik konulardaki görüşleri pek bilinmezdi. Ek olarak Gazeteduvar’da Fanon ile ilgili birkaç kitap incelemesi ve makale de yayınlandı.

Kitap incelemeleri ve makalelerde garip olan Fanon’un kısaca “marksist” olarak görülmesidir. Bu belirleme Fanon’un döneminin -1950’li yılların ikinci yarısı ve 1960 başları- özelliklerini dikkate almamakta, Fanon’un özgün bir marksist ve hatta marksist olmadığını atlamaktadır.

Fanon kendisini “Afrika marksisti” olarak nitelendirir. Bunun üç nedeni vardır.

Birincisi; Fanon Avrupa marksizmine uzak durur çünkü Avrupa, aralarında Afrika’nın da bulunduğu kıtaları sömürerek zenginleşmiştir ve komünistleri de bu zenginlik temelinde ayrıcalıklı sosyalizm kurmak istemektedirler.

Fanon “bizim sırtımızdan ayrıcalıklı sosyalizm kuramazsınız” belirlemesini bu nedenle yapar.

Fanon kendisini Afrika’nın ya da sömürge ülkelerin marksisti olarak görür. Fanon’a göre burada iki ayrı marksizm vardır.

İkincisi; Cezayir’in 1848’den beri Fransa sömürgesi olarak Avrupa marksizmiyle özel bir ilişkisi vardır.

Fanon’a göre Cezayir talihsiz bir sömürgedir çünkü yine bir Fransız sömürgesi olan Vietnam’ın aksine Fransa’nın parçası olarak görülmektedir. Vietnam’da Dien Bien Phu’da yaşanan savaş sonrasında ülkenin kuzeyi bağımsız olmuştur. Fransızlar için bir sömürge kaybedilmiştir. Cezayir için ise durum böyle değildir. Cezayir Fransa’nın parçası olarak görüldüğü için Cezayir’in ayrılması ya da bağımsızlığını kazanması Fransa’nın bölünmesi olarak görülmektedir. Bunun sonucu Fransa’nın her yolu deneyerek Cezayir’deki mücadeleyi bastırmak için sonuna kadar ısrar etmesidir.

Cezayir de Vietnam gibi bir sömürge olsaydı kurtuluş daha kolay olur, bu kadar ısrar edilmezdi.

1950’li yılların sonlarında Fransa Cezayir’e yeni bir vali (sömürge valisi) atamaya karar verir. Birleşmiş Milletler artık ileri derecede gelişmiş savaşta karşılıklı olarak yoğun şiddet kullanılmasına ve dökülen kana son verilmesi için çağrı yapmıştır.

Yeni valinin çözüm yolu şöyledir: “Kan dökülmesini önlemenin en iyi yolu artık dökülecek kanın kalmamasıdır.”

Fransa yeni bir terör dalgasına hazırlanmaktadır.

Fransa meclisinde yapılan oylamada Fransız Komünist Partisi (FKP) milletvekilleri valinin atanmasını onaylayanlar arasındadır. FKP’nin gerekçesi şudur: “halk böyle istiyor.”

Doğrudur, Fransız halkı Cezayir’i Fransa’nın parçası olarak görmekte ve ulusal kurtuluş savaşının daha fazla şiddet kullanılarak bastırılmasını istemektedir. FKP de halkın bu isteğine uyarak yeni valinin atanmasını onaylamıştır.

Tıpkı Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya burjuvazisinin savaş kredilerini onaylayan SPD gibi… Onlar da içinde örgütlü oldukları işçi sınıfı ve halkın böyle istediğini savunmuşlardı ve bu belirleme doğruydu. İşçiler ve halk savaşa koşarak gidiyordu, SPD de onların isteğini onaylamıştı.

Frantz Fanon gibi Martinikli olan ve Fransa’da şair olarak tanınan Aime Cesaire FKP’nin bu tavrı sonucu partiden istifa eder ve şöyle der: “Marksizmin ezilen bir halkın hizmetinde olmasını isterdim, tersinin değil.”

FKP’nin 1950’li yıllardaki durumunu bugünkü marjinal konumuyla karıştırmamak gerekir. Parti nazi işgaline karşı yoğun mücadele vermiş ve savaştan sonra –İtalyanlarla birlikte- Avrupa’nın iki büyük komünist partisinden birisi olmuştur.

Böyle olmakla birlikte Cezayir’in Fransa’nın parçası olduğu ve ayrılmaması gerektiğini savunmaktadır. Oylamadaki tutumu da bunun sonucudur zaten…

Üçüncüsü; Fanon devrimin temel gücü olarak işçileri değil köylüleri görür. Fanon’a göre işçiler, sömürgecilerle işbirliği içindeki ayrıcalıklı bir sınıftır. Sadece Cezayir’de değil Afrika’daki sömürgelerde işçileri bu kapsamda değerlendiren bir kişinin, kendisini ne olarak görürse görsün marksist olması mümkün değildir. Marksizmde devrimin en azından öncü gücü işçi sınıfıdır. Bunu kabul etmiyorsanız, hele de bu sınıfı sömürgecilerin işbirlikçisi olarak görüyorsanız, başka neyi kabul ederseniz edin, marksist olamazsınız.

Fanon’u içinde mücadele ettiği ve görüşlerini ortaya koyduğu koşullardan ayırarak genel belirlemelerle değerlendirmek doğru değildir.

Neden böyle yapılıyor sorusuna iki cevap verilebilir.

Birincisi; konu yeterince bilinmemektedir. Fanon’u incelemek için sadece O’nun yazılarının incelenmesi yetmez, hangi dönemde yaşadığının da dikkate alınması gerekir. İnsanları dönemleri çerçevesinde incelemek için de kişinin marksist olması gerekmez. Fanon’un dönemini aşan belirlemeleri bulunmakla birlikte, doğal olarak döneminin etkisi altındadır.

İkincisi; 20. yüzyılın önemli teorik ve pratik devrimcileri arasında bulunan Fanon’u yeterince incelemeden marksist olarak görmek, Marksistlerin (ve marksist-leninistlerin) 30 yıl geride kalan büyük yıkılışı unutturmak ve hatta hatırlamamak çabasıdır. Marksizm-Leninizm 20. yüzyılda önemli işler yaptı ama bunları sıralayıp 1989-1991’deki büyük çöküşü görmemek, gerçeklikten kaçma çabasından başka şey değildir.

O yılların unutulmayacak iki olgusu vardır.

İlk olarak, sosyalist ülkelerdeki yeni burjuvazinin tamamına yakını komünist partilerinden çıkmıştır.

İkincisi ve belki daha da önemlisi, 45-75 yıl sosyalizm koşulları altında yaşamış işçiler ve emekçiler kapitalizme geçişi onaylamışlar, önemli direniş göstermemişlerdir. Bu sadece SSCB’de değil, Bulgaristan’da, Polonya’da, Macaristan’da, Arnavutluk’ta ve daha sonra Çin’de böyle olmuştur.

Hiçbir şey olmadı denilemez ama gösterilen direniş önemli boyut kazanmamış, tersine onaylama açık olarak ağır basmıştır.

Milyonlarca insanın kapitalizmin saflarına geçmesi, komünist partilerinin önemli kadrolarının da bunların arasında bulunması marksizm güzellemeleriyle ortadan kaldırılamaz.

Döneminin önemli bir komünist partisinin, FKP, ülke sömürgesi Cezayir’in ulusal kurtuluş savaşına karşı tutumunu dikkate almadan Fanon’un değişik konulardaki tavrını anlayamazsınız.

Bakınız Frantz Fanon: Sömürgeciliğin ve Rengin Psikolojisi

www.enginerkinerkitaplar.blogspot.com